Bağışıklığın bedeli: İnflamasyon

"Bağışıklık sistemi, bedenimizde tehdit oluşturabilecek bir süreci ortadan kaldırırken ya da bir onarım gerçekleştirirken tepki oluşturur. Bu tepkiye iltihaplanma yani inflamasyon denir." Zeynep Hüdanur Alban yazdı.

Bağışıklığın bedeli: İnflamasyon

Hemen her gün çeşitli dış tehditlere karşı koymaya çalışıyoruz. Bağışıklığımızın bizi koruduğunu ve dış tehditlerle savaştığını biliyoruz. Vücudumuzda çıkan her savaş sonrası dağılan harp ortamı nasıl toparlanıyordur? Acaba bunun bir bedeli var mıdır?

Bağışıklık sistemimiz, vücudumuzun savunma mekanizmasıdır. Eğer olmasaydı, anlık bir üşütme bile ölüm nedeni olurdu. Bedenimiz her gün daha hızlı yaşlanırdı. Kan şekerinin yükselmesine karşı oluşturulan kolesteroller ani kalp krizlerine sebep olurdu. Bağışıklık sistemimizin faydalarını sayfalarca yazabiliriz. Özet olarak, koca bir dünyanın karşısında minik bir bedenle ayakta durduğumuzu tahayyül edersek eğer, bağışıklığımızın önemini daha iyi anlayabiliriz.

Bağışıklık sistemi, bedenimizde tehdit oluşturabilecek bir süreci ortadan kaldırırken ya da bir onarım gerçekleştirirken tepki oluşturur. Bu tepkiye iltihaplanma yani inflamasyon denir. İnflamasyon, dışarıdan gelen virüs, bakteri, parazit gibi hastalık oluşturma potansiyelindeki misafirleri uzaklaştırır. Kıymık batması gibi herhangi bir doku hasarının artmamasını sağlayarak iyileşmesine yardımcı olur. Yemek pişirirken yaktığımız elimizdeki yanık izinin geçmesinde görev alır. İşini en çok da bizim görmediğimiz yerde yani iç organlarımızda yapar. Bu tepkileri çoğu zaman bizim ya da doktorların anlayabileceği şekilde dışarıdan da gösterir. Ateş, ödem, ağrı, kızarıklık, kaşıntı, döküntü, şişlik, geniz akıntısı… Bu durumların oluşması ortadaki tehlikenin sınırlandırılması, yayılmasının engellenmesi ve durdurulması içindir.

İnflamasyon, hemen hemen her hastalığın ana faktörlerindendir. Kısa vadede işini bitirip kaybolduğu sürece iyi bir tepkidir. Ancak ortadan kalkmayıp artmaya devam ederse kronik hastalık olarak kendisini gösterir. Sessiz seyrederek kendisini ilk başlarda belli ettirmeyip kalıcı olarak bedenimize yerleştiğinde ise daha da tehlikeli hâle gelir. Bu durumun kronik hastalık oluşumunda büyük bir rolü vardır. Kronik yorgunluk, insülin direnci, depresyon, anksiyete bozukluğu, romatoid artrit, astım, haşimato, ülseratif kolit gibi.

İnflamasyonun olası zararlı etkilerinden korunmamız için 2 adımlı bir yol var. İlk adım tehlikeli olanları ve inflamasyon üreticileri ortadan kaldırmaktır. İkinci adım ise inflamasyonu azaltmaya yönelik sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmaktır.

İlk adım: Tehlikeleri kaldır

İnflamasyona neden olan bazı faktörler şunlardır:

● Bakteri, virüs, mantar gibi mikropların neden olduğu enfeksiyonlar,

● Kimyasal ajanlar,

● Radyasyon hasarı,

● Uzun süre hava kirliliğine maruz kalmak,

● Travmaya bağlı sıyrık, kesik gibi yaralanmalar,

● Kıymık, cam, diken gibi yabancı cisimler,

● Otoimmün hastalıklar: Bağışıklık sisteminin yanlış olarak vücudun sağlıklı dokularına saldırdığı hastalıklar.

Ancak unutmamak gerekir ki bu faktörler herkeste inflamasyon cevabı vermez. Bazen de kronik inflamasyonun nedeni tespit edilemez. Kronik inflamasyon riskinde artış yapan tehlikeli durumlar ise şöyledir: Sigara, kronik stres, alkol, obezite, fazla birikmiş yağ dokusu, sedanter (hareketsiz) yaşam, aşırı şeker, doymuş yağ, işlenmiş gıdalar, ay çiçek gibi rafine edilmiş sıvı yağlar ve kızartılmış gıdaların sık tüketilmesi.

Çevremiz tetikler

Örneklerimize çevre düzenlemesi ile başlayalım. Mesela, el ve ağız hijyenimize dikkat ederek bakteri, virüs, mantarlardan korunabiliriz. Evimizdeki eşyaları emniyetli şekilde yerleştirdikten sonra olası kazaları engellemiş oluruz. Evi havalandırıp içeriye oksijen girmesini sağlayabiliriz. Şehir hayatının içindeysek haftanın 1-2 günü muhakkak çevredeki ağaçlık alanlarda vakit geçirmeyi alışkanlık hâline getirebiliriz. Elektronik cihazlarla geçirdiğimiz vakti yönetebilmeli, mümkün olduğu kadar sınırlandırmalıyız. Atıklarımızı geri dönüşüme göre sınıflandırabiliriz. Ağır kimyasal temizlik maddelerini evlerimize almazsak oluşturacakları alerjen etkilerden korunmuş oluruz. Temizlik aracı sudur, su temizler. Piyasadaki ağır kimyasal temizleyiciler ise tüm mikro canlıları yok ettikleri gibi bizim vücudumuzda da yıkım yaparlar. Kimyasal ajanlar sadece temizlik ürünlerinde değil ilaçlarda, tarım ilaçlarında, gıda paketlerinde, plastiklerde, boya malzemelerinde (gıda boyaları dahil) ve kozmetik ürünlerde de bulunuyor. Günlük hayatta kullandığımız bu ürünleri en aza düşürüp daha çok güvendiğimiz içerikleri temin etmemiz uygun olacaktır.

Kendini koru

Kendimiz için yapacağımız korunma, biricik bedenimize zararlı olan maddelerin girişini önlemek olacaktır. Başta sigara ve alkol, nefes alacağımız hiçbir ortamda olmamalıdır. Obezite yani bedendeki anormal yağ birikimiyle oluşan sağlıksız yağ dokusu varsa kilo verilmeli, yoksa da önlemi alınmalıdır. Çünkü yağ dokusunun başlı başlına inflamasyonu arttırdığı bilinmektedir. Ancak küçük bir miktar yağ dokusuna da ihtiyacımız vardır, zira yağ dokusu bedenimize giren toksinleri depolayıp kan dolaşımına karışmasını durdurur. Böylelikle toksinlerin inflamasyon oluşturmasını engeller. Bedenimiz harekete endeksli yaratılmıştır, bu nedenle her fırsatı hareket ile değerlendirebiliriz. Hareketsiz yaşam sadece kilo yapmaz, aynı zamanda oksijeni daha az kullandırarak bedenin temizliğini engeller. 18-64 yaş arası her bedenin haftalık en az 150 dakika orta şiddette egzersiz yapmaya ihtiyacı vardır. Bol oksijen sağlayan egzersiz türü duygu durumunu iyileştirir, zihin açar, bağışıklığı destekler, fazla kilolardan korur.

Aslında tüm bunlara bakınca inflamasyon olmadan yaşamak günümüzde neredeyse imkansızdır. Bu yüzden ikinci adımın önemi ortaya çıkıyor.

İkinci adım: İnflamasyonu azalt

1. Renkli beslenmek: Farklı renkler farklı çeşitteki meyve ve sebzelerde vardır. Bunlardaki A, C, E vitaminleri, selenyum, çinko gibi mikro besinler; genistein, resveratrol, allisin gibi izoflovanlar hücrelerimizi tamir etmede görev yaparlar. Öncü olanlardan örnekler verelim. Sebze ve meyvelerden turpgiller, soğan, sarımsak, çilek, kiraz, mor üzüm, narenciye, domates, yeşil yapraklı sebzeler, nar… Baharat olarak kullandıklarımızdan zerdeçal, zencefil, biberiye, kekik, çemen, kimyon, kakao, nane, karanfil, kişniş, Hindistan cevizi, kırmızı biber tozu, safran, karabiber, fesleğen, dereotu… Çaylardan yeşil, beyaz, siyah, ısırgan, zeytin yaprağı.

2. Doğru yağ kaynaklarını seçmek: Hazır gıda sektöründe kızartmalar için kullanılan trans yağlar, hidrojenize edilerek üretilen margarin ve türevlerini içeren krakerleri tüketmek yerine evimizde bunların daha güzellerini kendimiz yapabiliriz. Yemeklerimize rafine yağlar kullanmak yerine, soğuk sıkım zeytinyağı, ceviz yağı, fındık yağı, ılımlı miktarda tereyağı kullanabiliriz. Balık, keten tohumu, ceviz, badem, fındık gibi yağlı tohumlardaki omega 3 yağ asidi inflamasyonu en etkili şekilde düşüren besin ögesidir.

3. Kan şekeri dengesi sağlamak: Kan şekerini sürekli yüksek tutmak inflamasyonu arttırır. Dengede tutulduğunda ise azaltır. Bunun için tatlı, şekerleme, hamur işleri gibi kan şekerini çok yükselten besinlerin çok çok az tüketilmesi sağlanabilir. Kan şekeri dengesi için bulgur, yulaf, arpa gibi tam tahıllılar, kuru baklagiller, bol sebze ve meyve kaynakları tüketilebilir. Protein ve yağ değeri yüksek besinler de kan şekeri dengesini sağlar.

4. Stres yönetimi yapmak: İmtihanlarla yüzleşmek için yaşadığımız şu dünyada stressiz yaşamak imkânsızdır. Olaylarla baş ediş becerisi ve hayata bakış açısı ile stresi yönetebilmek ise elimizdedir. Stresi kontrol ederken mutluluk hormonlarını ön plana çıkarabiliriz. Sevdiklerimize sarılarak oksitosin, işlerimizi bitirerek dopamin, egzersiz yaparak seratonin, tebessüm ederek endorfin salgılayabiliriz.

5. Gece uykusu uyumak: Gece uykusunun, inflamasyonu düşüren en etkili fiil olduğu biliniyor. Güneşin batışından doğuşuna kadar olan sürede bir 6-8 saatlik bir gece uykusu düzeni kurmamız gerekiyor.

Bedenimiz bizim için sürekli çalışıyor. Bu esnada da bir yandan yapıyor diğer yandan korurken yıkıyor. Bu yıkımı yani inflamasyonu azaltmak için elimizden geleni yapmak, yapım için de bedenimize katkı sağlayan alışkanlıkları kazanmak gerekiyor. En temel görevimiz ise daha AZ TÜKETMEK olabilir. Böylelikle toksin ürün kullanımı ve zararlı gıdaların etkileri azalır, ayrıca çevremiz de korunmuş olur. Her işimizde olduğu gibi bu meselede de itidali koruduğumuzda aslında sağlığımıza en güzel yatırımı yapmış oluruz.

Zeynep Hüdanur Alban

Yayın Tarihi: 15 Mart 2022 Salı 11:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26