Ayvazoğlu'ndan Muhafazakarlık tanımlamaları

Dunyabizim ekibinden şair yazar Cevat Akkanat Bursa'daki Beşir Ayvazoğlu konferansını bizler için pürdikkat dinledi, notlar aldı.

Ayvazoğlu'ndan Muhafazakarlık tanımlamaları

Yaratıcı muhafazakârlık gelişerek ve değişerek ilerlemedir…             

Beşir Ayvazoğlu Türkiye Yazarlar Birliği Bursa Şubesi'nin düzenlediği bir konferans verdi.  Seyyid Usul Kültür Merkezi'nde gerçekleşen konferansın konusu “Muhafazakârlık ve Estetik Duyarlılık” başlığını taşıyordu.  Derdimiz şu: Bu başlık altında neler konuşulur? Neler neler konuşulur!  Hayır, merak etmeyin. Sizin için, Beşir Ayvazoğlu'nun konuşmasını pür dikkat dinleyip sayfalar dolusu not aldık. Şimdi o notlardan bir demet sunuyoruz:

“Muhafazakârlık ideoloji değildir.”

- Muhafazakârlık ciddi bir meseledir. Bugün, kendini muhafazakâr olarak tanımlayanlar neyi muhafaza ettiklerinin, edeceklerinin bilincinde değildir. Bu insanlara neyi muhafaza edeceklerini sorduğunuzda afalladıklarını görürsünüz.

- Muhafazakârlık ideoloji değildir. Sanayileşmenin başlamasından sonra entelektüeller bir karşı duruş, bir meydan okuyuş olarak muhafazakârlığı öne çıkarmışlardır. Zira 18. Yüzyıldan itibaren tarihin hızlandığını görürüz. Sanayileşme, aydınlanma, teknoloji, bilimsel gelişmeler… Bu gelişmeler insanların değerlerine etki etmiştir. Tahribat yapmıştır. Bu tahribat batıda bizdeki kadar etki etmemiştir. Batıdaki hızlı gelişme, batının kendi değerlerine bağlı olarak oluştuğu için, orada fazla tahribat olmamıştır. Fakat diğer toplumlarda travmalar oluşturmuştur.

-Batılılaşma batılılar için tabii iken, bizim için ithal bir haldir. Bizim için dayatmadır. Totaliter bir dayatma sürecidir. Bu yüzden batının muhafazakârı ile doğunun muhafazakârı farklı nitelikler taşır. “Geleneğin direnişi” kitabımda bunu anlatmaya çalıştım…

                                                     

“Türk muhafazakârlığı trajik bir gelişmedir.”

-Osmanlı batının üstünlüğüyle ilk kez cephelerde karşı karşıya geldi. Bu yüzden batılılaşma, modernleşme bizde askerî alanda başladı. Bu da doğal olarak batılılaşmanın zorlayıcı, baskıcı bir dayatma şeklinde tezahür etmesini doğurmuştur. Bu yüzden Türk muhafazakârının gelişimi trajik bir gelişimdir.

-Tanzimat batılılaşması toplumun değerlerini bir anda yok edecek bir yapıda değildi. Çünkü toplum, en azından ikili, yan yana giden bir süreci yaşıyordu. Oysa Cumhuriyet'ten sonra batılılaşma tek tipleştirme şeklinde ve yok edici bir nitelikte uygulandı.

-Belli bir tarihten sonra, bir kültür kendi kurumlarını kaybedince, bu kültür yer altına çekilir. Bizim kültürümüz 80-90 yıldır yer altı macerası yaşamaktadır. Bu macera başıboş ve trajik bir nitelik taşımaktadır.

-Baskı altında tutulan kültürler bütünüyle yok edilemez. Ve farklı şekillerde yer üstüne çıkmaya çalışır.

-Biz, aslî kültürün mahiyetini, ruhunu, şifrelerini unuttuk.

 

“Gençler! Aç kurtlar gibi saldıracaksınız…”

-Tarihten gelen, bir zamandan beri bizimle gelen kültür, muhafaza edilmesi gereken kültürdür. Bunu yaşamak gerekir ve bunun için çok büyük donanıma sahip olmak gerekir. Özellikle gençler… Bütün bilgilere saldıracaksınız. Aç kurtlar gibi…  Hem kendi kültürümüzü en iyi şekilde edineceksiniz, yeniden üreteceksiniz, hem de yaşadığımız modern çağın donanımlarını edineceksiniz…

-Bir şeyi, sürekli, aynı şekilde tekrarlamak doğru değildir. Bu muhafazakârlık olamaz. Yaratıcı muhafazakârlık, kültürü geliştirerek ve değiştirerek yaşatmaktır. Benim yaratıcı muhafazakârlık dediğimi Tanpınar'ın ifadesiyle söylersek, devam ederek değişmek, değişerek devam etmek şeklinde özetleyebiliriz.

-Hilkate müdahale ederseniz hilkat garibeleri ortaya çıkar. Bugün estetik alemde hilkat garibeleri görülmektedir ve bunun sebebi, dışarıdan yapılan baskıdır. Bu anlamda, muhafazakârların yaptıkları da dahil, son 70 yılda "Bu bizimdir." diyebileceğimiz bir yapı gösterebilir misiniz? Ayrıca, geleneğin yerine ikame ettirilmiş kültür de herhangi bir gelişme gösterememiştir. Örneğin, operayla 300 yıllık bir geçmişimiz var. Buna rağmen, bizim operacılar şimdiye kadar toplam 10 opera bestelemişler.

 

"Küreselleşme ve Gelenekçilik"

-Küreselleşme dünya çapında bir yön verme etkinliğidir. Onun kendisine özgü araçları vardır. Bugün bunları kullanmak zorundayız. Peki  nasıl kullanacağız? Elbette kendi kültürümüzü anlatmak için. Bugün bizim kültürümüz dünyanın en zengin kültürüdür. Coğrafyamız dünyanın en zengin kültürünü bağrında taşıyor. Bu kültürün inceliklerini, ruhunu fark etmek ve fark ettirmek zorundayız.

-Bilmediğinizi muhafaza edemezsiniz. Önce birikim sahibi olacaksınız. Bir meselenin eşine düşeceksiniz. Onunla ilgili ne bulursanız dağarcığınıza atacaksınız. Her bir atılımınızda yeni bilgilere ulaşacaksınız. Böylece birikiminiz artacaktır. 

-Bir yazar, bir zaman sonra etkilendiği bütün yazarlarla hesaplaşır. Kendi kişiliğini oluşturabilmek için.

-Gelenek ölü formlar yığını değildir. Gelenekçilik, geleneksel olanı geleceğe gidiş için kullanmaktır. Geçmiş, ayağınızı bastığınız zemindir. Boşluğa basamayız. Gelenek, bu zemindir.

- Türkiye'de resmi ideolojinin kanonik eserleri vardır. Ders kitaplarında bunlar okutulur. Bu yüzden okullarda okutulan kitapları fazla ciddiye almayalım. İyi bir öğretmen bunların üstesinden kolaylıkla gelir ve alternatiflerini takdim eder.

 

Cevat Akkanat Bursa'dan bildirdi.

Yayın Tarihi: 03 Mart 2009 Salı 18:33 Güncelleme Tarihi: 18 Haziran 2011, 11:26
banner25
YORUM EKLE

banner26