banner17

Ayasofya müzesi değil, Ayasofya Camii

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlandığı öne sürülen ‘2012 Mihraplar Takvimi’nde Ayasofya Müzesi ‘cami’ olarak tanımlandı.

Ayasofya müzesi değil, Ayasofya Camii

 

‘Kast-ı mahsusa’ tertipçiliği, azametli gündelikçilik ve ayrılık tohumları hakkında esaslı yazılar kaleme alan şahane halk meclisi, bilmelisiniz ki, sokağın nabız vuruşlarını saymakta pek mahirdir. Tarih varoldukta, urun urun sırıtan cahilliğimin ümüğünü sıkan beyzadelere bin selâm, iş başa düşmüştür ki, bilmem kantar kaldırmaya takat getirmez m’ola?

Mukadder tarih, evsafınca bahsettiği mekân için lâedri ‘mekânı aziz yapan ruhtur’ denmiş. Meçhul kayıt, evrak-ı metruke arasında Ayasofya Camii, Osmanlının cihan parçası sırma kaftanı ile birlikte, “birçok gidenin her biri memnun ki yerinden / bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.” faslına fasıla vermeksizin eh şöyle böyle hatırlanan kayıp halkadan biridir. Ayağı takılan benim gibi cühela sürüsü için belirtmekte fayda var ki, medeniyet harikası, döş döğdüren kutu misali canım İstanbul’un fiyongu Ayasofya için mebzul miktar söz edilmiş. Yenisini ısmarlama bir sıkımlık bilgimle aranıza uzatacak değilim. Böyle bir niyet de hâsıl olmuş değil henüz. Canı sağolsun, google biraderimizin sürüyle biriktirdiği sözlük esnafından haddizatında doludur ki, Ayasofya, Yunanca: Ἁγία Σοφία, “Kutsal Bilgelik”, Latince: Sancta Sophia ya da Sancta Sapientia, “Ayasofya” mânâlarıyla lebaleb tıkıştırılmış.

Fossati, Ayasofya'ya üçlü bir konum getirmişAyasofya

İstanbullu değilim, hele İstanbul âşığı hiç… Takdir buyrulursa Kani Karaca rahmetli gibi kolumdan tutulmadığı müddetçe mezkûr şehirde bir milim yol alamayacağım aklımla mukayyet bir gerçek. Şimdi, gözleri ‘velfecir’ okuyan tilki sansar karışımı okurun, ‘be birader, İstanbullu değilsin, İstanbul’u bilmezsin, anladık, tamam da sözü Ayasofya’ya getirişindeki hikmet zekâmızı tırmaladı, anlatıver hele!’ gurultusunun gürültüye gitmesine gönlü razı olmayanlar için izah edeyim; bir süre öncesine kadar (siz deyin yetmiş ben diyeyim seksen yıl) esrarlı sükûtu ile ‘İslâmbol’un kederli haritasında dili bağlı bir inci olarak bilinen mabed Ayasofya Camii idi.

Avrupa kültür başkenti olarak İstanbul’un Ayasofya’sı, kadim bir miras olarak değil, ‘iklimsel’ olarak dahi camiidir. Bunu ifşa etmiş olmakla, ‘başımı yakarlar mı acaba’ veya ‘başıma bir iş gelir mi’ korkusunu nasıl taşıdığımı bilemezsiniz! İklimsel bir mânâ olarak İstanbul, Ayasofya’nın kurulduğu, inşa edildiği zamanların hasılası hâlinde müzelik hakkını elinde bulunduruyor. Oysa bin dokuz yüz otuz beşten mütevellit, müze, ecramı ile mânâ yoksunluğunu aklı başında bir güzel ifa eyliyor! İşin tarihî faslı daha da ilginç! Şöyle ki, rivayet edildiğine göre, Sultan Abdülmecid döneminde mimar Fossati tarafından yapılan restorasyonla başlayan hengâme, bugün dahi bitmiş değil. Yine mimar ve şehir tarihçisi Sabine Schlüter'e göre, arkeolojik birikimiyle Fossati, Ayasofya'ya üçlü bir konum getirmiş olmaktadır; Kilise, camii ve tarihî anıt. Sonrasında ise müzeleşme yolundaki bu ilk adımla beraber, Byzantine Institute of America'nın 1931'de başlayan çalışmalarıyla devam ettiği kayıtlarla sabit.

Bir Balkan Paktı’na Ayasofya feda mı edildi?

Tartışmaların asıl noktası ise Ayasofya'nın müze haline getirilmesi kararı. Günahı vebali aktaranın boynuna, bendeniz bir elçi olarak bulunmaktayım ki, Atatürk'ün konu ile ilgili olarak tavrının ne olduğu dün ve bugün en çok merak edilen konular arasında gelmektedir. Erbabına göre, (kimdir bu erbab acaba?) Atatürk'ün Ayasofya ile ilgili sır kalmış görüşleri yine bir sır olarak saklanan üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın aktardığı bilgilerde saklı. ‘Bayar, Atatürk’e Yunan Başbakanı’nın Atina’da kendisine Balkan Paktı’na kabul edilebilmemiz için Ayasofya konusunu açtığını, “Kamuoyunu memnun edecek bir ortam doğsa, belki bundan yararlanıp bir şeyler yapılabilir.” dediğini aktarıyor.

Bayar, taviz isteklerini söyleyince Atatürk de ona şöyle cevap veriyor: “Az önce, Vakıflar Genel Müdürü buradaydı. Ayasofya Camii’ni tamir edecek para bulamıyorlar. Bugünkü hali ile harap ve bakımsız. Hatta mezbelelik. Ayasofya'yı müze yapsak, hem harabiyetten kurtarsak, hem Yunanlılara bir jest yapsak Balkan Paktı’nı kurtarabilir miyiz? Öyleyse yapalım.” Bayar bu konuşma sonrasında, Ayasofya Camii’nin müze haline dönüştüğünü iddia ediyor.’

‘Kardeşim orası müze değil, camiidir’ itirazını neden yüksek sesle dile getirmeyiz

Mesele elbette tarihî bir vaka olarak ortada durmakla birlikte, niyetim sanılanın aksine bir hinoğluhinlik çıkarmak değil, olmadı da. Fakat biz Ayasofya denildiğinde İstanbul’u, Beyazıt denildiğinde ise Ayasofya ve Sultanahmet camilerini virdeylemiş bir nesiliz. Dikkat buyrulsun lütfen, Ayasofya Camii dedim. Evet, bir kalıntı, arkeolojik bir bulgu olmanın çok daha ötesinde bir fetih sembolü bile değil, hiç değil, nasıl derler, ünsiyet kurulmuş bir tarih varakası hâlinde İslâm sancağının yüksek bir burcu olarak Ayasofya Camii, bizi anlatan bir aşk denizi daha çok. Bir aşk denizi ve sadece taşa kazınmış bir bağlılığın ötesinde, dil sürçmesinin tavzihini bizatihi dile gelerek yerine getirecek onulmaz hasret!..

AyasofyaBu bilinci taşıyor olmanın getirisiyle, her gün ve her gün ‘Ayasofya Müzesi’ demenin kurnazlığı, asıl niyetin pek de öyle hâlisane olmadığı şunca yılın ardından henüz anlaşılmamış mıdır acaba? Evet, Ayasofya Camii yerinde duruyor, ruhumuz henüz kabzedilmiş değil, ilahi kelamın muktedir mekân olarak Ayasofya’dan mütevellit olmadığı aşikâr. Doğrudur da, bu doğruluğu gün gün büyüyen hüznümüze ve dahi dilimize dolayanlar karşısında inatla ‘kardeşim orası müze değil, camiidir’ itirazını neden yüksek sesle dile getirmeyiz, anlamış değilim.

Vakıflar Genel Müdürlüğü ilk adımı attı

‘Gitmediğin mekân senin değildir’ deyu buyuran zevatın sakallarından öpmek elzemse eğer, vakit bu vakittir işte. Ulu kapının, sırlı yolun buruk acemileri olarak içimizde soluklanan tarih yorgununu ayağa kaldırmanın telaşına düşmeyelim mi daha? Bunu, Malkoçoğlu hüviyetiyle ayağı yere basan teklifsiz hadim-i cihanımız Vakıflar Genel Müdürlüğü ilk adımı atmakla gerçekleştirmiş oldu. Gazete haberinde durum şöyle hülâsa edilmiş; “Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlandığı öne sürülen ‘2012 Mihraplar Takvimi’nde Ayasofya Müzesi ‘cami’ olarak tanımlandı. Takvimde; mayıs ayının bulunduğu yaprakta Ayasofya'nın mihrab fotoğrafı yer aldı ve fotoğrafının altına ‘Ayasofya Camii’ yazısı yazıldı.” İsabet buyrulmuş!..

İsabet buyrulmuş zira, medeniyetimizin ‘asl’a inat sûret gösterilen tarafıyla Avrupaî tarza rücu etmesine önayak olan yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin ağababaları bu meselenin kapandığını düşündü yıllar yılı. Oysa saltanat hanesinden enfes bir hamle ile şah çekenler arasında Babûr Şah’ı, Tac Mahal’ı görerek aklını her an zinde tutanlar ile soysuzlaşan ruhların Ayasofya Camii ifadesine canhıraş saldırmalarını izah edecek birileri mutlaka bulunmalı!

Şu bir vaka mıdır bilmem, Ayasofya Camii içerisinde, “kardeşim tepemde Hz. İsa, sağımda sevgili Meryem Ana, solumda mübarek havariler, karşımda ikonalar varken nasıl namaz kılarım?” deyu itiraz buyuranlar için ibadetin ruhunu hatırlatmakla iktifa ederim.

Bir de şunu hatırlatırım ki, Ayasofya hakikaten camiidir!

 

Reşit Güngör Kalkan yazdı

Güncelleme Tarihi: 26 Mayıs 2012, 13:12
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
hüseyin yıldız
hüseyin yıldız - 7 yıl Önce

elbette katılıyorum, ayasofya müzesi olmamalı ayasofya camisi olmalı. reşit güngör bey elinize sağlık.

ahmet
ahmet - 7 yıl Önce

Hristiyanlarca yapılan bir mabedi camiiye dönüştürmek müslümanın itikadına ve anlayışına terstir. Başka dinlerin mabedlerini yıkarak veya dönüştürerek davet ve hakimiyet sağlanamaz. Eğer hristiyanlar kendileri bu talebte bulunmuşlarsa bunda sakınca yoktur. Ancak biliyoruz ki böyle bir talepleri olmamıştır. O dinin varlığını emniyet altına almak müslümanların görevidir. Sultanahmet karşısında Ayasofya kilisesinin olması tam da müslümanların diğer inançlara yönelik emniyetinin sembolü olacaktır.

banner8

banner19

banner20