Avrupa'nın dünü bugününden farksızdı

Yüksel Kanar, ‘Batı’nın Doğu’su’ adlı kitabında Avrupalının, Avrupa barbarlığının sınırları zorlayan yansımalarını incelerken, Avrupalının kendi kendine yönelttiği eleştirilere de yer verir.

Avrupa'nın dünü bugününden farksızdı

Avrupa’nın amacı nedir? Kendi dışındaki dünyayı “gelişmemiş”, “gelişmekte olan” ya da “üçüncü dünya” gibi kategorilere ayırması, dünyanın daha iyi anlaşılması için mi yoksa bu geri kalanların aşağılanıp farklılaştırılarak kendi menfaatleri doğrultusunda kullanılması mı? “Oryantalizm”, “sömürgecilik” ve “Avrupamerkezcilik” gibi kavramların ortaya atılıp bu kavramlar üzerine düşünce üretmekteki amaç neydi?

Kendi içinde dahi Doğu ve Batı olarak ayrılan ve yıllarca mezhep çatışmalarına sahne olan Avrupa, karşısında görmek istediği gibi bir Doğu oluşturmaya çalışmış ve gerçekle hiçbir alakası olmayan kurmaca bir Doğu üretmiştir. Tıpkı kendi ilerlemesini icad ederek başkalarının ilerlemeye müsait olmadığını icad ettiği gibi.

O, başkalarını, kendi uygarlığına(!) dâhil etmek için değil, kayıt şartsız ona itaat edilmesi için çağırmış ve bunun için de her türlü yolu denemiştir, denemeye devam ediyor. Tarihsizleştirme ve kültürsüzleştirme politikaları ile de muhataplarının özgüven kaybetmesini sağlayarak, her şeyin ideal örneğinin Batı’da olduğu yanılgısını kabul ettirmeye çalışmıştır. “Oryantalizm”, “sömürgecilik” ve “Avrupamerkezcilik”le Batılılaştırma faaliyetlerini başlatıp sömürmeye başlamış ve Avrupa dışındaki coğrafya, millet, kültür ve insanların küçük ve aşağı görülmesi gayretine girmiştir.Yüksel Kanar, Batı'nın Doğu'su

Yangın çıkaran itfaiyeci: Batı

Avrupa, sömürgeciliği “uygarlık götürmek” şeklinde kodlamış ve sömürge insanlarını birer “hayvan” olarak görmüştür. Bu yönüyle Avrupalı ve sömürülen insanlarla arasındaki ilişki “hayvan” ve “hayvan terbiyecisi” ilişkisine dönmüştür. Yüksel Kanar, Kitabevi Yayınları'ndan çıkan Batı’nın Doğu’su adlı kitabında Avrupalının, Avrupa barbarlığının sınırları zorlayan yansımalarını incelerken, Avrupalının kendi kendine yönelttiği eleştirilere de yer verir.

Bu eleştirilerden birinde Avrupalının gerçek yüzü, rengi, kimliği, amacı kısaca ifade edilir: “Batı bir yakma tutkunudur; öte yandan itfaiyeci olarak da yalnızca kendisini görür. İşine öylesine âşık bir itfaiyeci ki, kendine iş yaratmak ve kendi yöntemlerine göre onu söndürmek tutkusuyla sürekli yangın çıkarmayı da görevi olarak görür.”

Ümmet coğrafyasına virüs bulaştıran Batı

Kendisi gibi olmayana tahammül etmeyen ve karşısındaki herkesi kendine benzetmeye çalışan Avrupa, kıtasında Hıristiyanlıktan başka bir din olmasını hiçbir zaman istememiştir. Bosna’da yapılan katliamlar, Kosova’nın kundaklanması ve diğer Batılı ülkelerde Müslümanların maruz kaldıkları uygulamalar hep bunu göstermiştir. Avrupa’da daima bir takip altında olan, Haçlı Seferleri ve İspanya’daki sürgün ve kıyımlarla ortadan kaldırılamayan, Nazi Almanya’sının dahi güç yetiremediği Yahudilerin, Filistin’de bir devlet kurmalarına yaptığı katkıyla hem Yahudileri kıtanın dışına sürmüş, hem de Müslüman coğrafyanın kalbine zehirli bir hançer saplamış olmanın kıvancını yaşar olmuştur. Bu topluluktan hem kurtulmuş, hem de Müslümanların başına bela ederek bir taşla iki kuş vurmuş olmuşlardır.

Oryantalizm üzerine düşünmüş ve eserler ortaya koymuş Doğulu ve Batılı yazarların eserlerinden bol örneklerin paylaşıldığı kitap, bizi gerçek Doğu ile görmek istenen Doğu arasındaki farkla da yüzleştirir. Zira Batılının zihin dünyasındaki Doğu ya da az gelişmiş/gelişmekte olan coğrafya veya ilkel/vahşi insan ile asıl olan hiç de birbiriyle uyuşmayan bir yapıdadır.

Avrupa’nın bunalımlarını ve Ortaçağı’nı unutturma projeleri

Batı işaretleyip, sınırlarını belirlediği Doğu’ya bakarak tarihini ve hatta kendisini Doğu ile arasındaki farka dayanarak, Doğu’yu tarihten, sivil toplumdan, kentsel yapılardan ve bireysellikten yoksun diye damgalayarak kurmuştur.

Rönesans, Aydınlanma ve Sanayi Devrimi ile Doğu’ya karşı maddi bir avantaj yakalayan Batı, kendisine ezelî bir üstünlük tezi hazırlamış ve Doğu’yu hazırladığı bu üstünlük teziyle insanlık tarihinin başlangıcından günümüze kadar kendisinden geride görme gayretine girmiştir.

Batı’nın uydurduğu tüm bu yalanlar, kendi Ortaçağ’ının ve onyedinci yüzyıla kadar süren bunalımının üzerini örtmek ve bu hadiseleri göz ardı edip unutturmak için hazırlanmış projelerdir.

Sömürgeler çağında, sömürgeciler işgal ettikleri dünyanın çoğunun sadece toprağını değil kültürünü de yok etmişler ve bu kültürsüzleştirme ve tarihsizleştirmeyi günümüzde de hızla devam ettirmekteler.

Kenya’nın kurucu devlet başkanının ibret verici demecinde -ki bu konuyu Abdürrahim Karakoç da çok güzel bir şiirle ölümsüzleştirmiş ve Hasan Sağındık da okumuştur- belirttiği gibi: “Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde de topraklarımız vardı. Bize gözlerimizi kapayarak dua etmeyi öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda, bizim elimizde İncil, onların elinde, topraklarımız vardı.”

Yavuz Ertürk yazdı

Yayın Tarihi: 21 Aralık 2012 Cuma 13:50 Güncelleme Tarihi: 13 Ocak 2021, 15:23
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet
Mehmet - 9 yıl Önce

Muhterem hocam; güzel çalışmanızdan dolayı sizi tebrik ederim...En kısa zamanda alıp okuyacağım, inşaallah...Emeğinize ve gönlünüze sağlık...

banner26