Asr-ı Saadette Kadınlar Nasıl Süslenirdi?

Asr-ı Saadet döneminde ilâhî vahiyle şekillenen kadın algısı çerçevesinde süslenme, Kur’an-ı Kerim’de tanımlanan yeni bir sınır olan mahrem çizgisine çekilmiş ve kadınlar, süslü hâllerini topluma teşhir etmekten vazgeçip kendilerine mahrem olan kimselere münhasır kılmışlardır. Fatmatüz Zehra Kamacı yazdı.

Asr-ı Saadette Kadınlar Nasıl Süslenirdi?

Son ilâhî din İslâm’ın kut­sal kitabı Kur’an; temizlik, saflık, iyilik ve güzellik gibi olumlu özelliklerin insan fıtratı­nın tabii birer özelliği olduğunu ifade etmektedir. İnsan bu dünyada yapıp ettiği güzel amellerle do­ğuştan kendisinde hazır bulduğu özellikleri keşfedip geliştirerek meleksi bir iyiliğe ya da tersine bir yol izleyerek şeytansı bir kö­tülüğe kavuşabilir. Süslenme, in­sanın yaratılışta kendisinde hazır bulduğu bebeksi masumiyet ve ahlaki arınmışlığı yaşanan hayat içerisinde yitirmeme mücadele­si yanında, fıtrattan gelen güzel duygula­rı keşif ve ahlaki-vicdani terakki gibi manevi unsurları da içerisine alan çok geniş bir kavramdır. Her ne kadar genel eğilim süslen­me denildiğinde vücudun görüntüsünü güzelleştirmek, bakımını yapmak, bu gö­rüntüyü koruyarak başka­larına hoş görünmek gibi maddi unsurları anlamak yönünde olsa da aslında süslenme ahlak, maneviyat, doğruluk gibi manevi unsurla­rı da içerisinde barındırır.

Süsün mahrem alana çekilmesi

İster maddi unsurları açısın­dan ele alalım ister manevî an­lamlar yükleyelim, süslenme ile ilgili uygulamalar, sahip oldukla­rı çeşitlilik ve süreklilik ile insan hayatında, dolayısıyla toplumların yaşamında önemli bir yere sahip olagelmiştir. En eski devirler­den itibaren tarihî kayıtlar, gerek kadınların gerekse erkeklerin süslenmek üzere birçok malze­meden yararlandıklarını, gerek saçlarında ve vücutlarında gerek­se elbiselerinde süsleyici özelliği olan objeler kullandıklarını gös­termektedir.

Hz. Peygamber devrinde ka­dınların süslenmesi ile ilgili bil­giler, siyer, megâzî ve kronolojik tarih kitaplarından ziyade hadis, tabakât, edebiyat kitapları ve sözlüklerde yer almaktadır. Süslenme ile ilgili uygulamalar, kadınlar ve erkekler için Hz. Peygamber döneminde de önemli olmuştur. Ancak, sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için, Hz. Peygamber dönemi süslenme uygulamalarını anlatmadan önce Cahiliye ile benzeşen ve ayrışan yönlerini ortaya koymak gerekmektedir.

Cahiliye devri ile Hz. Peygamber (s.a.) dönemi arasında dinî, sosyal, siyasi, iktisadi, toplumsal ve kültürel alanda çok önemli farklılıklar mevcuttur. Dikkatli bir şekilde incelendiğinde, Cahiliye ile Hz. Peygamber (s.a.) devri arasında âdeta her alanda yaşanan değişim ve dönüşümün izlerini, süslenme anlayışında ve buna bağlı uygulamalarda da görmek mümkündür. Buna göre Cahiliye devrinde kadınlar; süslenmeyi, toplum içerisinde kendilerini beğendirmek, dikkat çekmek, güzelliklerini teşhir edip gösteriş yapmak temeline dayandırıyorlardı ve bu dönemde mahrem-namahrem ayırımı yoktu. Hz. Peygamber döneminde ilâhî vahiyle şekillenen kadın algısı çerçevesinde süslenme, Kur’an-ı Kerim’de tanımlanan yeni bir sınır olan mahrem çizgisine çekilmiş ve kadınlar, süslü hâllerini topluma teşhir etmekten vazgeçip kendilerine mahrem olan kimselere münhasır kılmışlardır.

Hz. Peygamber (s.a.) devrinde kadınlar artık, mahrem çizgisi dışında kalan kimselerin yanında, el ve yüzleri dışındaki uzuvlarını örterek en sade hâlleriyle yer almaya başlamışlardır. Dolayısıyla el ve yüzlerini güzel gösteren, desenli boyama, allık sürme, sürme çekme, râyihası keskin kokular sürme gibi uygulamaları evde, kendilerine mahrem olan kimselerin yanında yapar olmuşlardır.

Cahiliye devrinde süslenmenin bir parçası olarak algılanıp tabii görülen vücuda, dişlere dövme yaptırma, dişleri törpületip uçlarında çentikler oluşturma, bir takım zehirli maddeler kullanılarak yüze peeling yapma, peruk kullanma, saça kaynak yaptırma, kaş alma, yüzdeki tüyleri yolma gibi gayri tabii ve bir kısmı acı verici uygulamalar, Hz. Peygamber devrinde tedrîcî olarak ortadan kalkmıştır. Bu dönemde artık, takıları tılsım olarak kullanma, saça şarap ile bakım yapma, üzerinde haç figürü bulunan kumaşlar kullanma vb. hususlar terk edilmiştir. Ayrıca, Hz. Peygamber (s.a.) devrinde erkeklerle kadınların giysilerine, kullandıkları takı-koku gibi aksesuarlara, dış görünüş itibariyle birbirlerini andırmamaları, kadın ile erkeğin birbirinden açıkça tefrik edilmesi için yeni birtakım düzenlemeler getirilmiştir. Değişikliklerin özünde Hz. Peygamber’in (s.a.) ısrarla vurguladığı, altını önemle çizdiği, kadınlarla erkeklerin hâl ve hareketler, giyiniş tarzı vb. durumlarda birbirlerine benzememeleri hususundaki kuvvetli vurguları olduğu bilinmektedir. Bu uyarı­lar neticesinde erkekler, zorunlu birtakım hâller dışında altın, ipek, koyu tonda sarı ve kırmızı elbise­lerin kullanımını kadınlara has­retmişlerdir, içeriğindeki malzeme­lerden ötürü sürüldüğünde tene koyu renk verme özelliği olan kokuları kullanmamışlardır. Ta­mamı ipekten yapılan elbiselerin kullanımı kadınlara hasredilmiş olmakla birlikte, üzerinde kü­çük ipek parçalar olan elbiseler bu dönemde erkekler tarafından giyilebildiği gibi koyu renk veren kokular da erkekler tarafından yalnızca düğün vb. özel günlerde kullanılmaya başlanmıştır.

Hz. Peygamber (s.a.) devri süslenme uygulamaları ile ilgi­leri vereceğimiz bilgiler, Cahiliye döneminden farklı olarak kadınların ev içerisinde, hanımlarla beraberken ya da mahremlerinin yanındayken kullandıkları yöntemleri ortaya koymaktadır. Hz. Peygamber (s.a.) devri kadınları, ayet ve hadisler ışığında şekillenen yeni hayatlarında, mahrem sınırları dışında en sade hâlleriyle yer almışlar, her türlü dikkat çekici malzeme ve uygulamadan özenle kaçınmışlardır.

Kadınlar; saçlarını sidr, üşnân, hatmî, mersin ve balçıkla temizlerlerdi. Bu malzemeleri saf olarak kullanabildikleri gibi başka malzemelerle de karıştırırlardı. Banyo yaparken malzemeleri saçlarına iyice yedirmek için tarak kullanırlar ya da gün içeri­sinde saçlarını tararken temizle­yici özelliği olan malzemelerden istifade eder, misk, amber, saf­ran, halûk ve gâliye isimli kokular sürerlerdi. Bu kokuların saça aynı zamanda renk de verdiği ve şişe­ler, deriden yapılmış keseler ya da tahta kutularda muhafaza edildiği tespit olunmaktadır.

Yağ kullanmak yaygındı

Yağ kullanımı Arap toplumun­da oldukça yaygındı. Kadınlar, zeytinyağı, yasemin yağı (zambak) ve tennûme bitkisinin (chrozop­hora verbascifolia, c. oblongifo­lia, c. plicata) yağından saçlarını güçlendirmek için yararlanırlardı. Bu yağların bir kısmı kokularla karıştırılarak da kullanılırdı. Bir süre ayrı ayrı ya da birbiriyle karıştırılmak suretiyle saçları güçlendirmek ve bozulmamasını temin etmek için şarap ve baldan yararlanılmıştır. Ancak hicri dördüncü yılda içkinin yasaklanmasının ardından kadınların şarabı saç bakımında kullanmamayı tercih ettikleri anlaşılmaktadır. Çeşitli bitki ve ağaçlardan elde edilen boyalar olan kına, ketem, beşâm, vesme ile versi; elde etmek istedikleri renge göre bir arada ya da ayrı ayrı kullanarak saçlarını sarı, kırmızı ve siyah renklerde boyarlardı. Kimi zaman da bu boyaları yıkanacakları suya katmak suretiyle saçlarını temizlerken bir yandan da hafif bir renk almasını sağlarlardı. Saçlarını genelde geceden boyayıp sararlar ve sabahleyin yıkayarak güne başlarlardı. Toplumda bazı kadınların boyaları kullanma hünerleri ile meşhur olduğu da bilinmektedir.

Bu dönemde yaşayan kadınlar; kulak memesine, omuzun yukarısına, omuza, omuzun altına ve bel ya da ayaklara gelecek şekilde farklı kesim modelleri uygulamışlar; topuz, örgü ve kâkül modellerini kullanmışlardır. Kadınlar saçlarını iç içe geçecek şekilde renkli iplerle örerler ve uçlarını bağlarlardı. Topuz; başın alt, orta ya da yukarı kesimlerinde çeşitli kalınlıklarda oluşturulabiliyordu. Salınmış saçların yanında örülmüş saçlar da topuza dönüştürülür, topuzlar; ucu kırılmış küçük oklar yardımıyla tutturulurdu. Kadınlar saç tutamlarını geceden kıvırıp bağlarlar, böylece sabahleyin aç­tıklarında saçlarında dalgalı bir görüntü oluşmasını sağlarlardı. Ayrıca bu modelleri başkasının saçından, yün ve bez parçaların­dan yararlanmak suretiyle yapıp süsleyebildikleri anlaşılmaktadır.

İslam ile birlikte değişen süslenme usulleri

Hz. Peygamber (s.a.) devrin­de kadınlar, yüz bakımını gerçek­leştirmek üzere çeşitli maddeler kullanırlardı. Bu dönemde yüz kıllarının, kaşların alınması gibi uygulamalara Cahiliye devrinde olduğu gibi sıklık ve yaygınlıkla başvurulmazdı. Ancak kadının bizzat kendisini ya da eşini rahatsız eden, doğal yapısına aykırı görüntülerin oluştuğu durumlarda cımbız türü bir âlet ya da iple yüz kılları ve kaşlar alınabiliyordu. Zehirleyici malzemeler kullanarak yüzleri üzerinde gerçekleştirdikleri deri soyma işlemini zamanla terk etmişlerdi. Kadınlar yüzlerine allık gibi renk verme özelliği olan halûk, sük vb. çeşitli kokular ile vers boyası sürerler, derilerini yumuşatmak için hurma, süt ve safran gibi malzemelerden yararlanırlardı.

Sürme, Cahiliye devrinde olduğu gibi Hz. Peygamber (s.a.) devrinde de kadınlar için önemli bir süslenme malzemesi olarak varlığını korumuştur. Kadınlar, kurşun ya da antimon madenlerinin eritilmesiyle elde edilen ismid, çeşitli ağaç ve bitkilerden elde edilen sabir, hudad ve zerûr denilen sürme çeşitlerini sürmedanlarda muhafaza ederler, çubukla gözlerine sürerek süslenirler, sürmelerini koku ve boya katarak zenginleştirirlerdi. Yolculuklarında da sürme kutularını yanlarında taşırlardı. Ancak Hz. Peygamber’in (s.a.), göz alıcı renklerde olmayan, kokusuz sürmelerin dahi yüzü güzelleştirdiği yönündeki ifadeleriyle, sürme kullanımı da yukarıda bahsettiğimiz mahrem sınırlarına çekilmiş ve Cahiliye’den farklı olarak matem süreçlerinde kullanımı da yasaklanmıştır. Matem sürecinden kasıt, kocası ölen kadının dört ay on gün boyunca bazı davranışlardan uzak durmasıdır (ihdâd). Eş ve yakınların vefatı neticesi hanımların girdikleri matem sürecine dair gelenekler, Hz. Peygamber (s.a.) devri ile birlikte süslenme açısından da geçmişe nispetle bazı farklılıklar kazanmıştır. Örneğin, bu dönemde terk edilmesi gereken hususlar; boya kullanma, sürme çekme, nakışlı ve boyalı elbiseler giyme, takı takma ve koku kullanma olarak belirlenmiştir.

Kadınlar ayrıca, erâk, dırv ve utum ağacının dallarından yararlanarak dişlerini temizlerlerdi. Cahiliye devrine has bir güzellik anlayışının neticesi olarak bu dönemde de bir süre törpü işlevi gören bir âletle yanlarından inceltmek suretiyle ön dişlerin aralarını ayırıp uçlarında çentikler oluşturma, diş etlerine çeşitli şekiller çizerek üstünü ismid ya da is ile kaplama gibi uygulamalar devam etmiştir. Ancak zaman içerisinde acı veren bu yöntemleri terk ettikleri anlaşılmaktadır. Bu tür işlemleri gerçekleştirirken cam ya da değerli taşlar gibi yansıtıcı özelliği olan malzemelerden ya da aynalardan yararlandıkları da elde edilen bilgiler arasındadır.

Dönemin bakım malzemeleri

Bu dönemde kadınlar vücut bakımını gerçekleştirmek üzere sidr, üşnân, hatmî, mersin ve toprak ile vücutlarını yıkayıp; zift, reçine ve kireç gibi maddelerden oluşan bir karışım ile vücut kıllarını alırlardı. Bu işlem sonrasında da derilerinin rahatlaması için kına, halûk, vers gibi malzemeler sürerler, ayrıca vücutlarını yumuşatmak ve bakımını sağlamak üzere zeytinyağı, yasemin yağı (zambak) ve tennûme yağı ile yağlanırlardı. İncelediğimiz dönemde kadınlar dışarıda râyihası ağır olan kokuları kullanmazlardı. Rengi koyu olan kokular da erkeklerden ziyade kadınlara yakıştırılırdı. Reyhân, abîr, kâfûr, zerneb, izhir, nadûh, zübbâd ve Yemen ile Hindistan’dan gelen birtakım buhur çeşitleri kadınlar tarafından kullanılan belli başlı kokulardı. Buhurların çubuk ve kabuk şeklinde gelenlerinin buhurdanlarda, başka kokularla karıştırılarak yakıldığı, toz hâlinde gelenlerin ise doğrudan tene temas ettirilerek kullanıldığı anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.) devrinde kadınların el ve ayaklarının boyalı olmasına özen gösterdikleri; bu amaçla başta kına olmak üzere çeşitli boyalar kullandıkları; el, ayak gibi herkesin görebildiği uzuvlarda dikkat çekmeyecek şekilde desensiz, diğer uzuvlarında ise dövmeyi andıran şekilleri olan desenli boyama usulleri uyguladıkları tespit olunmaktadır.

Kadınlar bir müddet Cahiliye döneminden gelen alışkanlıklarını sürdürerek el ve ayaklara iğne ile çeşitli şekiller çizip, üzerine sürme ya da is dökmek suretiyle çeşitli renklerde dövme yapmış ya da yaptırmışlar; ancak Medine’ye hicret sonrasında başlayan süreçte bu uygulamayı terk etmişlerdi. Yine bu dönemde henüz gelişimi tamamlanmamış ya da çok zayıf olan genç kızların evlilik çağı yaklaşınca arpa, buğday gibi kilo almayı sağlayıcı yemeklerle beslenip güzelleşmeye çalıştıkları, buna karşın fazla kilolu olan hanımların da tam tersi şekilde hafif gıdalarla beslenmek suretiyle zayıflamak için uğraş verdikleri ulaşılan bilgiler arasındadır.

Kıyafetlerdeki süsleyici unsurların başında elbiselerin kırmızı toprak, hardal ve kuru üzümden elde edilen bir boya çeşidi olan sınâb ve çeşitli bitki ve ağaçlardan elde edilen aspir, boyacıkökü, bekkam ve vers boyalarıyla boyanarak renklendirilmesi gelmektedir. Bu dönemde elbiselerin ayrıca safran, halûk ve çeşitli buhurlar ile kokulandığı; bu kokuların canlı renkleriyle aynı zamanda elbiselere renk katarak güzel bir görüntüye kavuşturdukları anlaşılmaktadır. Kıyafetler, dokunurken oluşturulan resim ve geometrik şekillerle ya da dokunduktan sonra elbisenin yen, yaka gibi kısımlarına eklenen ipek, renkli kumaşlar, yün ve altın malzemeleriyle süslenirdi.

Takılar ihmal edilmezdi

İncelediğimiz dönemde kadınlar için takı, ihmal edilmesi mümkün olmayan bir süslenme unsuruydu. Kullanılan takıların çeşitli madenler, değerli taşlar, fildişi, boynuz, sedef, bitki tohumları ve olgunlaşmamış hurma gibi malzemelerden çeşitli büyüklük, renk ve özelliklerde, süslü ya da sade olarak üretilen küpe, kolye, bilezik, yüzük, halhal olduğu tespit olunmaktadır. Hızmanın bu dönemde bilinmesine karşılık bir süslenme unsuru olarak kullanılıp kullanılmadığı bilinmemektedir. Yasaklandığı döneme kadar nazar vb. dış etkilere karşı korunmak ya da bir erkeğin gönlünü çelmek için denizden çıkarılan midyelerden yapılan takılar ve çeşitli taşlardan yapılan boncukların bir halkaya dizilmesiyle oluşturulan kolye ya da bilezikler tılsım olarak kullanılmıştır. Şekillerindeki benzerlikten ötürü hayvanlara takılan bazı eşyalarla kadınların kullandıkları takılar arasında isim benzerliği mevcuttu.

Süslenmeye yardımcı olan mesleklerden kuaförler, koku satıcıları, kumaş boyacıları ve kuyumcular hakkında incelediğimiz rivayetler, bu dönemde saç ve vücut bakımına ilişkin tespit ettiğimiz uygulamaların, bunları meslek edinen kadın kuaförler tarafından belirli bir ücret karşılığında yapılabildiğini göstermektedir. Mâşita ya da mukayyine denilen kuaförler, saç bakım ve yapımını, gelinleri süsleyip düğüne hazırlamayı, kıl ve kaş almayı, dişlerin arasını açmayı, dövme yapmayı, kısacası bir kişiyi süslemek için yapılabilecek her türlü uygulamayı gerçekleştirebiliyorlardı. Bazı kadınlar ticaret yoluyla elde ettikleri ya da kendi üretimleri olan kokuları satarlardı. Kadınların kullandıkları elbiseler, çeşitli renklerdeki boyalarla kumaş boyacıları tarafından süslenirdi. İşinin erbabı kuyumcular tarafından çeşitli tekniklerle cevher ve değerli taşlardan takı üretilirdi. Yine bu dönemde bazı kadınların basit malzemeler kullanarak takı tasarlayabildikleri tespit olunmaktadır.

Mekke, Arap Yarımadasının tabii kaynaklardan yoksun olan kuzey kesiminde yer alıyordu ve bu nedenle tarıma elverişli arazileri olan Medine’ye nispetle ticari faaliyetlerin daha yoğun bir şekilde cereyan ettiği bir bölgeydi. Mekkelilerin gerek kuzey ve güneye yaptıkları seferler neticesi elde ettikleri, gerekse çevre merkezlerden tacirlerin bizzat getirdikleri süslenme malzemelerinin, Mekke pazarlarına zenginlik ve çeşitlilik olarak yansıdığı anlaşılmaktadır. Mekkeliler kışın gittikleri Yemen’den, hem bu bölgenin kendi üretimi olan hem de Yemen’e Mısır, Afrika, Hindistan ve Habeşistan bölgelerinden gelen süslenme malzemelerini satın alırlar, yazın gittikleri Suriye’den ise bu bölgeye Akdeniz ülkelerinden gelen süslenme malzemelerini temin ederler ya da bu malzemelerin, Mekke çevresinde kurulan panayırlara getirerek kadınların beğenisine sunarlardı. Benzer ticari faaliyetler Mekke kadar canlı olmasa da Medineliler ve Arap Yarımadası’nın diğer sakinleri tarafından da sürdürülmekteydi. Özellikle incelediğimiz dönemde Mekke’nin ticari sirkülasyonda oynadığı önemli rol dolayısıyla kadınların, doğuda ve batıda üretilen pek çok süslenme malzemesine âşina oldukları, kendi coğrafyalarına has malzeme ve yöntemler dışında komşu coğrafyaların ürettiği malzemelerden de süslenme amaçlı olarak yararlandıkları anlaşılmaktadır.

Hz. Peygamber döneminde kadınlar, dünyanın pek çok farklı bölgesinden Arap Yarımadası’nın önemli ticaret şehirlerine gelen ve zengin sayılabilecek bir çeşitliliğe sahip süslenme malzemelerini kullanıyorlardı. Bu dönemde toplum, bir kısmı kadim medeniyetlerden itibaren tercih edilen ya da Cahiliye devrine özgü olan, bir kısmı da Hz. Peygamber devrinde yeniden şekillenen Arap kültür ve coğrafyasına mahsus çeşitli süslenme uygulamalarına, canlı ve renkli bir süslenme kültürüne sahipti.

 

Fatmatüz Zehra Kamacı, Hz. Peygamber (s.a) Döneminde Kadınların Süslenmesi, Bilimevi Kadın dergisi, Nisan-Haziran-Temmuz 2018, Sayı 5.

 

Güncelleme Tarihi: 01 Ağustos 2018, 07:41
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26