Asla okuyamayacağınız öyküler!

Bir öykücünün öyküleri yitirilmişse ne yapmak gerekir. Ama yitmemiş öyküleri daha okumadıysak henüz, asıl o zaman ne yapmalı?!

Asla okuyamayacağınız öyküler!

Öykü, roman, deneme... Farklı alanları bir arada yürüten, her birinde çalışmaları olan bir edebiyat öncüsü Rasim Özdenören... Yaşam öyküsüne bakıldığında hepsinin -bugün için- kocaman bir öykü parantezi içinde yer aldığı söylenebilir. Yayımladığı ilk öykü, 1957 tarihli. Son yayımlanan öykü kitabı İmkânsız Öyküler adını taşıyor. Bunun yanında öykü türü üzerin(d)e yazılar da yazıyor Özdenören. Bu yönüyle onun kendisini tek bir edebi türün sınırları içinde dolaşmak yerine birkaç edebi türle kendini ifade edebilmenin peşine düşüyor olduğu söylenebilir rahatlıkla.

Ne var ki bu gün ya da gelecek bir zamanda Rasim Özdenören'in yazdığı bütün öyküleri okuma imkânı yok. Bütün taşra ya da merkez dergileri taransa bile asla bütüne erişemeyecek Özdenören öyküleri. Çünkü bir kısmı kaybolmuştur öykülerinin. Başka konuşmalarında ya da yazılarında değindi mi, bilmiyorum ama Ali Haydar Haksal'ın kendisiyle yaptığı bir söyleşide kaybolan öykülerine değinir Rasim Özdenören. 1998 güzünde İGDAŞ'ta Cafer Turaç öncülüğünde Rasim Özdenören ile ilgili bir program düzenlenir. Rasim Özdenören ile sanatı ve öyküsü üzerine  konuşma yapma görevi Ali Haydar Haksal'a verilir. Yapılan bu konuşma ilkin Yedi İklim dergisinin “Gül Yetiştiren Adam” başlıklı 107-108.sayısında yayınlanır. Bu konuşma daha sonra Ali Haydar Haksal'ın Rasim Özdenören: Ruh Denizinden Öyküler(İnsan Yayınları;2008) kitabının son kısmında da yer alır. Özdenören'in öykü dünyasına adım atabilme noktasında kılavuz söyleşilerden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz bu konuşmanın. Örneğin öykü kitaplarını adlandırma tarzını öğrenmek mümkün. Buradan hareketle son öykü kitabı İmkânsız Öyküler'in adlandırma biçiminin neye tekabül ettiği kolaylıkla anlaşılabilir.

Ellili yılların ikinci yarısında öyküleri ya kurşun ya da tükenmez kalemle tek nüsha olarak yazıp gönderirlermiş o yıllarda Rasim Özdenören ve arkadaşları. Henüz hayatlarında daktilo kavramı yoktur. Devamını söyleşiden aktaralım: “1955 ile 1958 arasında üç yıl geçtikten sonra Erdem'in rahmetli babası Ökkeş Bey'in hükümet civarındaki bürosunda daktiloyu keşfettik ve öykülerimizi ilk defa orada daktilo ettik. Ama eiş bücüş bir daktilo… Biz burada daktilo etmektense kendi temiz el yazımızla yazar göndeririz diyorduk. Dolayısıyla öykülerimizin nüshaları da kalmadı. Şimdi o nüshaları kalmayan öykülerde hatırladığım, hatırlamamın da özel sebepleri var, mektuplar geliyordu.

Gönderdiğimiz yerlerden şu öykünüz yayınlanmak üzere ayrılmıştır deniyordu. Mesela “Düşler Şöleni” diye devam eden bir öykü dizim var idi. Bu o dönemlerde çıkan Türk Sanatı dergisinde kayboldu. Oraya bir, iki, üç, beş, ona kadar yazdığım öyküler vardı. Gene aynı dergide kayboldu. Başka öykülerimiz diğer dergilerde kayboldu. Düğüm diye yine öyle seri olarak yazdığımız on- on beş öyküyü, Seçilmiş Hikâyeler ve Dost dergilerine gönderdim. Dergilerinde 'Bize gönderilen hiçbir satır kaybolmaz' diyorlardı. Bu güvenceye istinaden gönül rahatlığıyla gönderiyorduk. Fakat o öyküler de orada kayboldu.”Buna karşın o yazma gücünü engellemeden; yazmak ve yayımlamak arzusunu hiç yitirmemiştir. Keşke dergiler, kötü, özensiz ve sığ insanların eline bırakılmasaydı. Öte yandan: Kaybolma halleri bu gün yok mu, bu soruyu da önümüze koyacağız bir gün.

İlk yayımladığı öyküden, son yayımladığı öykü demeti İmkânsız Öyküler'e; arada yazdığı ama kaybolan onlarca öykü... Yayımlanması için dergilere gönderilmiş; ama kaybolmuş… Belki günün birinde birden kaybolan ama bulunan bir Özdenören öyküsü çıkıverir karşımıza bir sahafın tozlu rafları arasından… Bu güzel ve hüzünlü bir tesadüf olur kuşkusuz…

Neden olmasın?

Mustafa Öz yazdı

Yayın Tarihi: 02 Nisan 2009 Perşembe 17:21 Güncelleme Tarihi: 09 Haziran 2011, 13:45
YORUM EKLE
YORUMLAR
selim
selim - 13 yıl Önce

bunu ben de duymuştum.hatta benim duyduğum bunların sayısının
bin civarında olduğuydu bu inanılmaz bi rakam gerçekten
on tane kitabını okuyamamak demek.o yıllar da hemen hergün
bir öykü yazarmış üstad.

banner19

banner36