Annemin ardından, annemi bulurken…

"Bazen insan diken üstünde yaşar gibi yaşar günlerini. Sığdıramaz içine içini. Sonra bir acı haber... Eliniz kolunuz dökülüverir. Gemi halatından bir düğüm gelip boğazınıza tıkanır. Yaşadığınız huzursuzluk anlamını bulmuştur." Turgut Akça yazdı.

Annemin ardından, annemi bulurken…

Anneler, evlatlarının koşulsuz dua kaynağı. Üzseniz dua ile savarlar üzüntülerini, sevindirseniz dua ile belli ederler sevinçlerini. Anne öldüğünde ise yıkılır dua tahtı insanın.

Bazen insan diken üstünde yaşar gibi yaşar günlerini. Sığdıramaz içine içini. Sonra bir acı haber... Eliniz kolunuz dökülüverir. Gemi halatından bir düğüm gelip boğazınıza tıkanır. Yaşadığınız huzursuzluk anlamını bulmuştur.

Gurbettesiniz, “Kapının ardı bile gurbettir” bunu en çok annem hissederdi. Bir kuş olup uçmak, orada olmak istersiniz. Eliniz ayağınıza dolanır. Havadan, karadan bütün ulaşım yollarını ararsınız. Zaman kısalır, dakikalar bir şelale gibi dökülür. Yol uzadıkça uzar, geçit vermez şehir. Uğramadık yer bırakmayan otobüs, şehrin karmaşasını ancak gecenin ilerleyen saatlerinde geride bırakabilir. Işıklar uykuya dalmıştır artık. Karanlığın en kuytu köşesinde başınızı otobüsün camına koyup bir boşlukta ilerlersiniz. “Mola süreniz dolmuştur” anonsları gecenin ayazında, karanlığın en derin dehlizlerinde yankılanır durur yol boyu. “Mola süreniz dolmuştur” süresi dolan yoluna devam eder. Bize ayrılan zamanın neresindeyiz, mola süremizden geriye kalan zaman ne kadardır! Geceyi iç ağlamalarla geçirirsiniz. İnandıramazsınız kendinizi, daha bir hafta önce tekrar görüşmek umuduyla vedalaşmıştınız ya, vedalaştığınız yerde öylece bulmayı ümit edersiniz.

Uzun süren, bitmeyen gece, billur gibi sabah güneşiyle aydınlanır. Kasım’ın on üçü, mavi gökyüzünde nokta kadar bulut yoktur. Erçel karlı, Kocadağ sonbahar havasında. Ağaçların yere yakın dallarında yapraklar yeşil hâlen. Dört mevsimi canlandıran bir tablo gibidir Cumartesi. “Allah’ım iyi günlerde, kimsenin ayağına çamur değmeden, imanla, Kur’anla...” O ısrarlı dualar kabul olmuş besbelli. Selâ ile girersiniz köye, içiniz dağlanır, insanlarla göz göze gelirsiniz, kimi gözünü kaçırır sizden...

Bir ömür geçirdiği, kuru yerlere ateş yakıp ocağı tüttürdüğü, aylarca komşusunun emanet kaşıklarıyla çorba içip yokluğu, yoksulluğu sevinci, kederi iliklerine kadar yaşadığı ama yoksulluğunu kimselere hissettirmediği o eski ahşap evin önünde helallik vakti. Bizim akranların akana (ak-ana)’sıyla gönülden helalleşme vakti, nemli gözlerle şahitlik... “Ben komşularımın insanıyım” derdi. İşte komşuları; “Bir kişinin bile kalbini kırmamıştır” aralarında fısıldaşarak şahitliklerine şahitlik ediyorlar. Yıllarca bizi gözyaşlarıyla uğurladığı o eski evin önünden omuzlarda yeni yurduna yolculuk. Bu sefer yolculuk anneme, gözyaşı dökmek bize düşmüştü.

İnsanı en yakınları veriyor toprağa, en yakın eller örtüyor üstünü aceleyle. Gözünüzün önünde büyüyor toprak kucak kucak. Toprakla geçen bir ömür... Sonunda kucak açıyor toprak, insana. Dolu bardağa eklenen su misali dökülüyor toprak, dolu mezarın yanlarına. Gözünüz bir noktaya takılıp kalıyor. Yâsîn Suresi’nin eşliğinde hızla çalışan eller… Film şeridi gibi kare-kare izliyorsun geçmişi. Her kare yüreğinize bir ateş topu bırakıp ilerliyor. Gelip bir toprak yığınında bitiyor görüntü. İnsanlar yavaş yavaş uzaklaşıyor, el ayak çekiliyor. Toprak yığınının kenarına, adının ve o günün tarihinin yazıldığı tahtanın dibine diz çöküp kalıyorsunuz. Hepsi bu…! Bir isim ve bir tarih. Dünyalıkları bırakıp geride, ahiret azığıyla çıkıyorsun yola.

Otuzlu yılların çocukları, okul mektep görmemişler. Hani Bağdat sokaklarında Allah’ın varlığını üç yüz, ya da üç bin delille ispat edecek bir âlimin şehre geleceğini ilan eden tellala yaşlı bir ninenin; “Oğul, bizim şüphemiz yok ki neyi ispat edecek?” dediği cinsten kocakarı imanına sahip bir kuşak. Hikâyeleri hüzün dolu.

İnsanlar bir yakınları öldüğünde “kaybettik” derler. Örneğin, “Annemi kaybettim” filan derler. Hayır, hiç de öyle değil, hiç olmadığı kadar buluyorsunuz onu. Bütün bir geçmişi, hikâyenin tamamını, kaçırdığınız ayrıntıları, ihmallerinizi, sevmeye vakit bulamadığınız yanlarıyla hiç olmadığı kadar buluyorsunuz. Her ölüm, bir kırılma noktası insan için. Kırıla kırıla yol alıyorsunuz.

Anne babalar, evlatlarının boynuna büyük bir sorumluluk bırakarak giderler dünyadan. Artık onların kapanmayan kapısı, açık defterleridir evlatları. Ebû Hüreyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İnsan ölünce, üç ameli dışında bütün amellerinin sevabı kesilir: Sadaka-i câriye, kendisinden istifade edilen ilim, arkasından dua eden hayırlı evlât.” Hadîs-i şerîfte de ifade buyrulduğu üzere sâlih evlatlar, vefat eden anne-babaları ve geçmişleri için bir sadaka-i câriye ve rahmet vesilesi olurlar.

Bu sorumluluğun ağırlığı altında yeniden ayağa kalkarsınız, gitmekle gitmemek arasında gider gelirsiniz. Gözünüz ve gönlünüz arkada dönersiniz eve. Akşam olur, hüzün ekler hüznünüze. Toplanırsınız, biri eksik...

Allah’ım…!

Turgut Akça

Yayın Tarihi: 01 Aralık 2021 Çarşamba 12:00 Güncelleme Tarihi: 02 Aralık 2021, 15:13
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Gülcin kuley
Gülcin kuley - 4 hafta Önce

Allah razı olsun.

banner26