Anlatırken insanın gözlerine bakıyordu

"ankara" değil belki ama Rasim Özdenören Bey'in evi bir başka güzel. Muhammed Huzeyfe Gültekin, Rasim Özdenören'i ilk ziyaretinde gördüklerini anlattı."

Anlatırken insanın gözlerine bakıyordu

- Esselamu aleykum!

- Ve aleykum selam!

Önce amcamla uzun uzun sarıldılar. Onların arasındaki samimiyetten haberi olmayan birisi bu sarılmaya tanık olduktan sonra, aralarında ne kuvvetli bir bağ olduğunu anlardı. Üzerindeki uzun kollu hırkasına sinmiş mütevazılığı ile bana öptürmedi elini. Saçları ince tarakla taranmış ve sol tarafına yatıktı. İlerleyen yaşına rağmen beklediğimden daha dinç duruyordu. Onu daha önce hiç görmemiştim. Üç tarafı kitaplarla çevrili bir odadan geçip yerlerimize oturduk. Amcam, ben ve iki de hanım abla olmak üzere dört kişiydik. Hanım ablalardan birisinin bu eve daha önce de geldiği ve Rasim Dede’yle de çok samimi olduğu tavırlarından belli oluyordu. “Buraya yeni ödüller eklenmiş” dedi aynı hanım abla, kaloriferin üzerinde duran ödüllere bakarak. Rasim Dede de, o şeylere pek değer vermediğini belirten bir cümle kurdu. Diğer hanım abla da aynı benim gibi ilk kez karşılaşıyordu Rasim Özdenören ile. Onda da en az bendeki kadar heyecan olduğundan emindim.

- Tam da yazımı bitirmiştim.

Ortadoğu İslam Birliği hakkında bir yazı yazdığından bahsetti. Bir çırpıda yazılanlardanmış bu yazı da. Sonra Türkiye dedi, Suriye dedi, Mısır dedi… Kudüs dedim içimden. Açıkçası çekiniyordum konuşmaya. Zaten şu çekingenliğimi atamadım üzerimden, neyse. Telefon çaldı bir ara. Sohbetimiz boyunca yaklaşık dört saatte, belirli aralıklarla çaldı telefonu. O da her seferinde, önce sol eliyle gözlüğünü yukarı kaldırdı ve sağ eliyle tuttuğu telefonda kimin isminin yazılı olduğunu okudu, sonra telefonu açtı.

- Hangi bölümde okuyorsun?

- Psikoloji.

- Kaçıncı sene?

- İkiye geçtim.

- Hangi dersleri gördünüz psikolojiyle alakalı?

(Sahi biz hangi dersleri görmüştük? Amcam beni okuduğum bölümden öyle bir soğutmuştu ki, artık o konuda konuşmak bile huzursuz ediyordu beni. Ama beni sınıftaki diğer Freud’lar gibi olmaktan kurtardığı için de teşekkür borçluyum sanırım ona.)

- Psikolojiye Giriş ve Stres Yönetimi.

Kelimelerle arası o kadar iyi duruyordu ki..

O, dersler hakkında bir kaç soru sordu, ben de, dilim döndüğünce, onlarla pek ilgilenmediğimi o yüzden konulara hâkim olmadığımı anlatmaya çalıştım, hoş dilimde pek dönmedi zaten. Derken çaylar geldi. Şekersiz içiyordu hayatını, en ufak bir gösteriş yoktu, çay bardağında bile. Tekrar başladı anlatmaya. Yahudiler dedi, Osmanlı dedi, Abdülhamid dedi … Gururlandım. Sürekli anlatıyordu. Anlatırken insanın gözlerine bakıyordu, sanki tek bir cümle kaçırsam kaybolacakmışım gibi dikkatle dinlemeye çalışıyordum ben de.

“Allahu ekber, Allahu ekber…”

Akşam ezanı okundu. Meyve tabakları boşalmıştı. Namazı kılmak için kalktık ayağa. Amcam, abdest alacağım yeri gösterdi. Geldiğimde hepsi beni bekliyordu. Çoraplarımı cebime koymuştum ama onların yanında giymeye utandım biraz, varsın biraz daha açıkta kalsın ayaklarım. Kâbe’ye döndük hep beraber, amcam önde, ben ve Rasim Dede onun arkasında, hanım ablalar da en arkada. Ufak bir boşluk vardı Rasim Dede’yle aramızda ve beni iyice yanına çekti. “Aynı yola baş koyacaksak eğer, omuzlarımız birbirine değmeli!” der gibiydi sanki.

“Allahu ekber! Hamd, âlemlerin Rabbi, Allah’a mahsustur. O, Rahmân ve Râhimdir…”

Allah kabul etsin. Tekrar oturduk yerlerimize. Hayvanlar dedi, kediler dedi, Hz. Süleyman dedi… Hak verdik. Zaten söylediklerine hak vermemek elde değildi. Kelimelerle arası o kadar iyi duruyordu ki, gözlerimi fazlalık gibi hissettim bir anda. Sonra Yunan dedi, Aristo dedi, İmam Gazali dedi… Sustuk.

Yavaş yavaş kalkma vaktimiz gelmişti. Geldiğimiz için çok sevindiği belli oluyordu ve beni çok rahatlatmıştı bu tavrı. İlk zamanki tedirginliğim yoktu üstümde. Biz kitaplarımızı imzalattık. Huzeyfe dedi, Rümeysa dedi, Medine dedi… Gülüştük. Tam ayaklandık ki bir soru sordu hanım ablalardan birisi ve tekrar anlatmaya başladı. Yarım saat kadar da ayakta anlattı. Yıldızlar dedi, putlar dedi, Hz. İbrahim dedi… Şaşırdık. Sanki birimiz konuşsa bütün ahenk bozulacaktı, o yüzden sessizce şaşırdık. Ona sorduklarımızı, kendi dünyasındaki yağmurlarla yıkayıp bize öyle bir gökkuşağı gösteriyordu ki, bize sadece hayran olmak kalıyordu.

İnsan, Allah’a emanet ettiği kimseyi ölmeden önce bir kez daha görürmüş mutlaka.

Allah’a emanet ol Rasim Dede…

 

Muhammed Huzeyfe Gültekin ne güzel yazdı

Güncelleme Tarihi: 06 Aralık 2013, 11:18
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
mehmet
mehmet - 6 yıl Önce

kardeş ne kadar hoş yazmışsın. yüreğine sağlık.

Rabia
Rabia - 6 yıl Önce

Yuregine saglik, bir cirpida okudum ..devamini bekleriz hem yazinin hem de ziyaretlerinin....

banner19

banner13