Ankara'da Zarifoğlu'nu dinledik!

Yusuf Turan Günaydın ve M. Fatih Kutan Ankara'daki gençlerin düzenlediği Zarifoğlu anma etkinliğini kaleme aldılar.

Ankara'da Zarifoğlu'nu dinledik!

Bir gün öncesinde Arif Ay’la karşılaştım, Fatih Kitabevi’nde. Elimdeki “Cahit Zarifoğlu’nu neden çok sevdik?” afişini görünce, uzunca bir baktıktan sonra, “Taceddin Dergâhı’nın da içinde yer aldığı o muhitin adı neden Ulucanlar, biliyor musun?” dedi, “Hayır hocam, neden” diye sual ettim. Meğer, cumhuriyetin kuruluşunda o sıra boyunca din büyüklerini dâr’a çekip, günlerce cesetlerini o dâr ağaçlarında sallandırmışlar, o muhitin adı da o vakitten bu yana Ulucanlar olarak kalmış. Sonrasında hemen Nuri Pakdil’de de rastladım bu konuya; evvelinde gözümden kaçmış, üstadım da şöyle diyor: “Ne zaman geçsem Ulucanlar'dan düşer önüme gölgeler tek tek.”

Taceddin Dergâhı’ndaydık

Taceddin Dergahı'nda Zarifoğlu anıldı
(+)

Yavuz Selim Güneş kardeşimin, İstanbul’da Zarifoğlu’nu anma programı düzenleyeceğini söylemesi üzerine beni bir düşünce almıştı. Ankara’da bir anma toplanması düzenleyerek, hem Ankara’daki bu eksikliğe ve de nasipsizliğe bir darbe vurabilir, Zarifoğlu’nu vefat tarihinde yâd edebilir; hem de kendimi fazlasıyla bağdaştırdığım ve bağladığım bir şaire, Cahit Zarifoğlu’na hürmetimi bir kez daha gösterme “fırsat”ı bulabilirdim. Bir de Yavuz Selim’in, Cahit Zarifoğlu’nun Maraş’ta tek sayı çıkardığı Açı Dergisi’nin tıpkı basımının yapıldığını ve bana da ulaştırabileceğini söylemesini ekledik bu güzelliklere. 6 Haziran Pazar günü saat 18:00’de, Taceddin Dergâhı’nın bahçesinde bankların üzerinde oturuyor hâldeydik; kısa bir etkinliği duyurma sürecinin ertesinde ve dolu yağan bir günde, kırk kişiydik orada.

“De Zarif inle”

Taceddin Dergahı'nda Zarifoğlu anıldı
(+)

Açtık Şiirler’i Cahit Zarifoğlu’nun şiirlerinden okumaya başladık. Yusuf Turan Günaydın, birinci baskı bir Menziller’den “Kabul” şiirini okudu; “De Zarif inle. Ta ki huzra vardın/ Nice yıl isyan durdun gurbet kaldın” dizeleriyle sonlanan şiiri ki ilk şiir bu oldu. Sonra Selçuk Azmanoğlu “Daralan Vakitler” meselini açtı, gürül gürül bir şiir. Oturma sırasına göre, seke seke okunuyordu Cahit Abi’nin şiirleri, her bir şiiri okundukça, “acaba şimdi hangi şiir” heyecanının ardından, açılan ve sese bürünmeye başlayan her şiirle bir bağ kurma hâli; bir şiiriyle dahi bağsızlık çekmediğim tek şair Cahit Zarifoğlu’dur. “Ölü Atlar”, “Haziran”, “Sen Kuş Olur Gidersin Bir Trenle”, ilerledikçe gürbüzleşen bir aktarım hâli üzerimizde, bir ince akım: Bunların kuvvetiyle “Başım Eğik Dilim Kapalı Gözler Kançanağı Anlamında”, “Berdücesi-1962”, “Zarif, Çoban”.

Yusuf Turan Günaydın Zarifoğlu’nu anlattı

Taceddin Dergahı'nda Zarifoğlu anıldı
(+)

Sonrasında birkaç kelâm edelim denildi, edildi. Yusuf Turan Günaydın, Zarifoğlu’nun şiirlerinin kesinlikle “kapalı” şiirler olmadığını söyledi. Düşünceleri ve yaşadıkları dikkatle incelendiğinde, şairin kapalı bir şiir yazmadığının rahatça görülebildiğini belirtti. Necip Fazıl’ın hece şiirleriyle Türk şiirinde gerçekleştirdiği silkinmeyi, düzyazıda Yaşamak kitabıyla Cahit Zarifoğlu’nun yaptığını söyledi. Selçuk Azmanoğlu, Okuyucularla kitabını Ahmet Zarifoğlu ile birlikte hazırlarken, en çok da Zarifoğlu’nun sabrına hayran kaldığını söyledi. Binlerce mektuba tek tek karşılık vermesi ve haftasonu bir gün sekiz saatini sırf bu işe ayırması, gerçekten de hayranlık uyandıracak ayrıntılardı. Sadede gelindi, ki orada Yusuf Turan Abi, Afganistan işgali döneminde, Zarifoğlu’nun savaşın Türkiye’de yankı bulmasındaki katkısına vurgu yaptı ve Meral Maruf’la mektuplaşmalarının kitaplaşmış hâlinin baskılarının olmamasına değindi. Afganistan’a gelmişken söz, hazır Gazze’ye giden gemilerin ağırlığı üzerimizde, “‘Afganistan Çağıltısı’yla bitirelim mi?” dedim ve onay alınca okudum şiiri. “Şimdi üzgünüz arkadaş/ Yolumuza çıkmayın üzgünüz…” dizelerinden de geçerek –yine- şöyle bitti “Afganistan Çağıltısı”: “Arkadaş / Şimdi yalnız savaş”.

 

M. Fatih Kutan Cahit Zarifoğlu’na olan muhabbetini az daha kavileştirdi

 

Cahit ZarifoğluZARİFOĞLU, MERAL MARUF, MEKTUP, AFGANİSTAN, İŞGAL…

Selçuk Azmanoğlu kardeşim merhum Cahit Zarifoğlu’nu vefatının 23. senesinde şiirlerinden, eserlerinden örnekler okuyarak anmak için Taceddin Dergahı’nda toplanacaklarını söyleyip katılmamı isteyince bunu bir vazife bildim adeta. Çok yakın bir zamanda tanıştığımız M. Fatih Kutan, Zeynep kardeşimiz, ana-baba bir kardeşim Selma Günaydın, Ankara’nın gayretli gençlerinden Mustafa Ali Küçükçopur, Hece dergisinin müdavimi gençlerden İbrahim Koca ve yine orada rastladığım bir kısım gençler ve ilk kez orada gördüğüm birçok genç bir aradaydı. Bir kısmı Eskişehir’den gelmişti ve Zarifoğlu okumaları bitince -bizi Eskişehir’e davet ederek- döndüler.

Dinlemek ve rahmet havasını solumak için gelmiştim ama

“Kabul” şiirini okudum. Okumak isteyenler seçerek okudular Zarifoğlu’nun şiirlerinden. Fatih hepimizden çok okudu. Belli ki bir zamanlar “kapalı bir şiir” olarak değerlendirilen Zarifoğlu şiiriyle ünsiyet peydâ eylemişti. Okuma bitince bir konuşma istediler benden. Şiirler yeterliydi, ayrıca konuşmak için değil, hatta okumak için bile değil, dinlemek ve rahmet havasını solumak için gelmiştim. Ama bir şekilde konuşmak kaçınılmaz oluverdi. Kardeşlerimizden biri, “Zarifoğlu şiiriyle niçin ilgilenmeliyiz, bu şiiri neden sevmeliyiz?” diye soruyordu.

Bakışlar birlik olup yönelince bir mecburiyet hâsıl oldu. Zarifoğlu’nda öne çıkan samimiyet Cahit Zarifoğlutavrıyla başlamak istedim söze. Bu samimiyetin Cumhuriyet devri edebiyatında tasavvufu içeriden kuşatan bir yazar olarak Zarifoğlu’nun ve tabii Mavera dergisi etrafında kümelenmiş arkadaşları Rasim Özdenören, Erdem Bayazıt, M. Akif İnan, Alâeddin Özdenören gibi şair ve yazarların genel tutumu olduğunu düşünüyordum çünkü. Bu kuşak yeni edebiyatımızda farklı bir damar teşkil ediyordu.

Modern şiire nüfuz edebilmek için gerekli anahtarlar

Zarifoğlu şiirinin “kapalı bir şiir” olarak nitelenmesine rağmen aslında apaçık bir şiir olduğunu vurgulama ihtiyacı hissettim. Bu kapalılığın biraz da modern şiirin kendine özgü yapısından kaynaklandığını söyleyince bir kardeşimiz çok ilgilendi ve modern şiire nüfuz edebilmek için gerekli anahtarları sordu. Bunu hazırlop bir biçimde sunamayacaktım; o anahtara ulaşmanın yolunun ısrarlı şiir okumalarından geçtiğini söyledim.

Zarifoğlu’nu neden okumalıyız” diye sorulunca onun çocuk edebiyatı alanındaki çabası da geldi aklıma. Attar’dan çocuklar için uyarladığı Kuşların Dili ile ortaya koyduğu çabanın Cumhuriyet devri edebiyatında örneği olmayan bir çaba olduğunu vurguladım. Gerçekten adeta demir leblebi bir metin olan Mantıku’t-Tayr Zarifoğlu’nun muhassalasında evrilip çevrilip çocuklara hitap edecek hâle gelmiştir.

Zarifoğlu’nun Meral Maruf’la mektuplaşmaları

Zarifoğlu’nun Afganistan işgalini neredeyse tek başına Türkiye’nin gündemine taşıdığından ve bu babda Meral Maruf ile kurduğu mektup arkadaşlığından söz edince oradakilerin gözlerinde keskin bir merak ışığı uyandı. Bunu beklemiyordum; bizim gençlik dönemlerimizde bu çok bilinen bir şeydi. Ama o zamandan bu zamana köprülerin altından çok sular akmış ve bir zamanlar küçüklerin-büyüklerin ilgiyle okuduğu Hicret Günleri ve Dullar Kampı gündemden düşüvermiş. Bunu düşünmemiştim hiç. Bu iki eserden -ve daha birçoğundan tabii- habersiz olarak bugün Filistin’de olanı biteni anlamlandırmak, en azından bir bağlantı kopukluğundan söz etmek mümkün… Benim neslim bu kitapların Zarifoğlu’nu anma toplantısında bir araya gelmiş gençlerce tanınmayacağını sanırım düşünemez.

Cahit Zarifoğlu, YaşamakTürkçe’nin İslamca şaheseri

Sonra Yaşamak’tan söz etmek istedim. Günlük türünde kaleme alınmış bu eserinde Zarifoğlu’nun ortaya koyduğu çabanın gençlerin dikkatini çekmiş olduğundan emin olarak konuşuyordum. Gözlerden gözlerime çarpan şey pek de öyle hissettirmedi. Yaşamak’ın önemini kuvvetle, ama hafızada yer edecek kuvvette vurgulamak istedim birden ve “Necip Fazıl’ın hecede başardığı şeyi Zarifoğlu nesir dilinde Yaşamak ile yaptı” deyiverdim. Türkçe’nin İslâmca şaheserlerinden biri olarak Yaşamak’a daha fazla dikkat çekmek istedim.

Doğrusu köprülerin altından çok sular akmış. Biz hızla yaşlanırken, ölümü sık hatırlamayıp ahirete hazırlık için kılımızı kıpırdatmazken bir ölümü hatırlamak için bir araya geldik. Bizim gençlik dönemimizdeki hava neredeyse bütünüyle değişmiş göründü. ‘Okuma’ya olağanüstü önem vermişiz, şimdiyse daha çok internet grupları aracılığıyla mümkün mertebe kısa, kısaltmalarla yüklü metinler dolaşımda. Bu durum sağlam okumaların önüne geçebilir mi? “Allah göstermesi”n diyorum.

Elbette Zarifoğlu’na tekrar tekrar rahmet diliyorum.

 

Yusuf Turan Günaydın ekledi

Yayın Tarihi: 15 Haziran 2010 Salı 14:08 Güncelleme Tarihi: 18 Haziran 2010, 15:40
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
birisi
birisi - 11 yıl Önce

zarifoğlu'nu popüleştirmek.

Çıktım Eerik dalına
Çıktım Eerik dalına - 11 yıl Önce

Ulucanlar'a neden bu ismin verildiği konusunda o kadar kesin konuşmamak gerek. Ulucanlar'da Ankara'nın tek klasik Osmanlı mimarisine sahip camii olan Cenâb-ı Ahmet Paşa Camii yanındaki park alanında vaktiyle Ankara Mevlevîhanesi var imiş ki hala caminin hazîresinde hâmûşân görülebilir. Bu ulucanlar muhtemelen o ulu cân'lardan hareketle söylendi ve devamında ulucanlar'da olanlar ise acı bir tevafuk olabilir.

banner26