Analı kuzu, kınalı kuzu

Öyle uçsuz bucaksız bir yokluktur ki anasızlık, ‘Bir evlat pir olsa da’ o yüreğe ağır gelir. Öksüzlük Resulullah’ın sünnetidir. Onun da öksüz ve yetim olarak büyüdüğü bilinir. Muhammed Emin Avcı yazdı.

Analı kuzu, kınalı kuzu

“Annen yok, kimsen yok.” Kısa zaman önce annesine kavuşan Doğan Cüceloğlu, annesini kaybettiğinde farkına vardığı gerçeği eşsiz sadelikte ne güzel anlatıyordu.  Ölüm gerçeklerin en yalını. Öyle ki şu içinde ömür tükettiğimiz yalan dünyada ölümden sahi ne var?

“Anne ölünce çocuk,

Bahçenin en yalnız köşesinde.

Elinde bir siyah çubuk,

Ağzında küçük bir leke.”[1]

Sezai Karakoç'un bahsettiği bahçe dünya, cocuğun elindeki siyah çubuksa çocukluğunun annesiz kalan günleri olmalı. Peki ya ağzındaki leke ne? Olsa olsa öksüzün sevinci olmalı.

“Kâğıda yazarlar ufak yazılar,

Anasız olur mu körpe kuzular.

Yürek yaralıdır, ciğer sızılar,

Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir.”[2]

Öksüzlük yaşamla bağdaşmaz. Doğada annesini kaybeden yavrular hayatta kalamaz. Bunun tek istisnası insan elinin değmesiyle olur. Öksüzlük, insan soyunun icadıdır bir nevi. Diğer tüm hazin şeyler gibi.

Bir söyleşide denk gelmiştim. Bir Kadir abi annesinin öldüğünü nasıl anladığını anlatıyordu: “Annemin amcasının oğlu benden daha küçük. Dedi ki: ‘Kadir abi annem öldü.’ Neyse evin önüne geldim. Baktım babam direğin dibinde oturuyor, ağlıyor. “Oğlum annen öldü” diyor bana, bende yine bir şey yok. Kapıdan içeri girdim beni dışarı çıkarmaya çalıştılar. Hoca kadına, annesi dediler. Hoca beni içeri aldı ‘Gel, anneni son kere öp’ dedi. Öptüm dışarıya çıktım. Orada küt diye bayılmışım. Annemin öldüğünü nerde anladım biliyor musun? Teyzem beni babamdan aldı, İstanbul’a teyzemlerin yanına çalışmaya gidiyorum. Teyzemlerde kalıyorum artık. Sofraya oturduk. Patates kızartmasıyla nohut yemeğini aşırı çok seviyorum. En çok da patates kızartmasını. Sabah kahvaltısında patates kızartması vardı. Teyzem herkesin tabağına kızartmayı koydu. Benim tabağımdaki patates kızartması bitti. Diyemedim ki teyze bana oradan bir tabak daha patates kızartması koy. Durdum durdum en son patladım. Odaya gittim ağladım. O zaman annemin öldüğünü anladım. Dedim demek ki benim annem ölmüş. Teyze anne yarısıdır. Ama teyze bile yabancıdır. Çocuk annesi gibi naz dökemez kimseye. O nazı çekecek kimse olmadığını gördüğü an, o an anlar çocuk: ‘Annen yok, kimsen yok.’

Başlığa yazdığım atasözü diğer tüm sözlerden ayrılır benim için. Ben o sözü derleme sözlüğünde okumadım çünkü, ilkin kalbimin atasından işittim. Tereddütsüz iman ettim bu söze. Amentü: Analı kuzu, kınalı kuzu. Eğer bir anneniz varsa bu kıymetini bileceğiniz en büyük hazinenizdir. Bir çoğumuz bunu çok geç fark edecektir. İnsan evladı sahip olduğunun kıymetini kaybedince anlar, bilirsiniz.

“Analar ölür,

Kök salar hasret yüreklere

'Bir evlat pir olsa da'

O zaman anlar ancak neymiş öksüzlük[3]

Öyle uçsuz bucaksız bir yokluktur ki anasızlık, ‘Bir evlat pir olsa da’ o yüreğe ağır gelir. Öksüzlük Resulullah’ın sünnetidir. Onun da öksüz ve yetim olarak büyüdüğü bilinir. Annesinin vefatından sonra dedesinin himayesinde büyümüştür. Onu da küçük yaşta kaybedince amcası Ebu Talip’in evi ona yuva oldu. Bunda en büyük pay belki de çok sevgili amcasından daha fazla Hz. Ali’nin annesi, Hz. Fatıma’nın kaynanası Fatıma binti Esed’indi.  O öksüzlüğün boğucu kıskacında merhametiyle Allah’ın elçisinin dünyasını nasıl genişlettiyse, gözünden esirgediği öksüz de vefatında mezarının içine uzanmış ve toprağın ona genişlik vermesi için yakarmıştı. Cenazesinde şefkatinin göstergesi olarak ağladığı ender insanlardan biriydi. Allah Resûlü’nün göz yaşı döktüğü ciğerparesini hatırlamamak olmaz.

“Göz ağlar, kalp de mahzûn olur, ancak biz Rabbimiz’in râzı olacağı sözden başkasını söylemeyiz! Vallâhi ey İbrâhîm! Biz senin firâkınla çok mahzûnuz!”[4]

Süleyman Çobanoğlu annesinin ölümünü anlattığı yazısında bu hadisi hatırlıyor ve “yalnızca o kadar” diyerek sözlerini bitiriyor. Ama yürek yangını bu “yalnızca o kadar” kalmıyor.

“Niçin büyük harf ile

Öksüz yazdı Süleyman

Öksüz Öksüz Öksüz ne”[5]

Tastamam elli sene en uzağa en zora da gitse şairin varmak istediği yer anasıdır. Sadece şunu söylemek için: “yürüyorum bak, anne!..”[6]

Bir de kınalı kuzular var. Eren gibi, Şenay Aybüke Öğretmen gibi, Selçuk Paker gibi. Onların da anasının hakkını biz ödeyemeyiz.

“Çocuk öldü mü güneş

Simsiyah görünür gözüne

Elinde bir ip nereye

Bilmez bağlayacağını anne”[7]

Allah hasretlik çeken analar ve kuzularını Kevser havuzu başında kavuştursun.  “Mevlâ kerimdir.”

Muhammed Emin Avcı

Dipnot:


[1] Sezai Karakoç – Anneler ve Çocuklar şiiri.

[2] Pir Sultan Abdal – Gurbet Elde şiiri.

[3] Erdem Bayazıt – Ölüm Risalesi şiiri.

[4] (Buhârî, Cenâiz, 44; İbn-i Sa’d, I, 138)

[5] Süleyman Çobanoğlu – Saya Manileri şiiri.

[6] Süleyman Çobanoğlu – Tamgalar, Tay tay şiiri.

[7] Sezai Karakoç – Anneler ve Çocuklar şiiri.

Yayın Tarihi: 19 Şubat 2021 Cuma 17:00 Güncelleme Tarihi: 19 Şubat 2021, 17:17
banner25
YORUM EKLE

banner26