Almanya Türk Edebiyatı

"Bu yazı ile ana amacımız, 1961 yılından sonra sosyal ya da siyasal; özellikle de ekonomik nedenlerle Türkiye’den Almanya’ya işgücü olarak göçen ve geçen sürede Almanya‘da yerleşik hale gelenlerce gerek şiir, gerekse düz yazı Türkçe edebiyat eseri üretenleri; onların eserlerini tespit ederek, bu yeni coğrafyadaki yeni Türkçe edebiyatın, yani Almanya Türk Edebiyatının geçmişini, şimdiki durumunu özetledikten sonra, geleceği konusunda görüş belirtmek olacaktır." Kadri Akkaya yazdı, Isabelle M. Beck fotoğrafladı.

Almanya Türk Edebiyatı

 Gâh olur gurbet vatan, gâhi vatan gurbetlenir.  (Âmidli Ahmed Hamî)

 Benim vatanım dilim; gittiğim her yeri vatan yaparım. (Yüksel Pazarkaya)

Türk Edebiyatı üzerine temel kural saydığımız şu yön verici tesbit ve kanaat üzerine bu yazıyı yapılandıracağımızı baştan ifade edelim: Her ne kadar Yusuf H. Hâcib, Kaşgar'lı Mahmud, Ali Şîr Nevaî, Ahmed Yesevî, Yûnus Emre, Kâtip Çelebi, Fuzûlî, Galib, Yahya Kemâl, Ömer Seyfeddin, Tanpınar, N. Hikmet, Sezai Karkoç ile İsmet Özel’e kadar tüm şair ve yazarlar ya biribirinin öncülleri ya da biribirinin devamı olarak Türk Edebiyatı kavramı ve geleneği içerisinde ele alınıyorsa da; Türkçe’nin diğer ustalarından Bahtiyar Vahapzade ve onun Menim Dostlarım şiiri, Şehriyar’ın Heyder Baba’ya Selam‘ı, Recep Küpçü’nün Ötesi Var‘ı, Ata Atacanoğlu’nun Men Size Baryan adlı eseri, Nimetullah Hafız’ın Yarın Gene Sabah Olacak‘ı, Ziya Samedi’nin Gani Batur-Mayimhan adlı romanı, Abdurrahim Dede’nin Rumeli Manileri ya da Zeynel Beksaç’ın şiirleri aynen Kerkük Hoyratları’nda veya Almanya Acı Vatan türküsünde olduğu gibi, Türkiye’deki Türkçe edebiyat yerine önce esas üretildikleri coğrafyalardaki Türkler‘in edebiyatı grubuna aid sayılırlar. Yani, Türk Edebiyatı ana hatlarıyla Orta Asya ile Kafkaslar’da geçmişi olan ve günümüzde de yaşayan Türk edebiyatı, Ortadoğu’da Türkmen geçmişiyle geleceğini bina eden Türk edebiyatı, Balkanlar’da yüzyıllardır ve hâlâ devam eden Türk edebiyatı ve nihayet baskın bir başka kültürün içersinde kendisine yeni bir coğrafi edebiyat damarı inşa ettiğini gözlemlediğimiz Almanya (Avrupa) Türk Edebiyatı olmak üzere dört ana kola ayrılır.

Bu yazı ile ana amacımız, 1961 yılından sonra sosyal ya da siyasal; özellikle de ekonomik nedenlerle Türkiye’den Almanya’ya işgücü olarak göçen ve geçen sürede Almanya‘da yerleşik hale gelenlerce gerek şiir, gerekse düz yazı Türkçe edebiyat eseri üretenleri; onların eserlerini tesbit ederek, bu yeni coğrafyadaki yeni Türkçe edebiyatın, yani Almanya Türk Edebiyatının geçmişini, şimdiki durumunu özetledikten sonra, geleceği konusunda görüş belirtmek olacaktır. Bizi buna zorlayan; Türkçenin bu yeni coğrafyadaki geçmişine olan vefa ödeviyle beraber, aynı zamanda şu gerçek: Gerek basının kültür ve sanat sayfalarında, gerekse edebiyat dergileri muhitlerinde; Almanya Türklerinin edebiyatını „gurbetçi” söyleminin ötesine geçerek ve ideolojik dar bakış açılarının da dışına çıkarak sürekli takip edip, bu coğrafyadaki yeni Türkçe edebiyatın görünen tüm geniş yelpazesiyle değerlendiren çok az edebiyat eleştirmeni ve edebiyat araştırmacısının olması. Türkler‘in ve Türkçe’nin bu coğrafyada gelişen yeni edebiyatının, hak ettiğince; yani Almanya Türkleri Edebiyatı olarak adlandırmayı ve bu coğrafyada üretilen Türkçe eserleri, çoğunlukla yapılanın tam aksine, hiç ayrım yapmadan çıkarılan dergileri, şair ve yazarların eserlerini tespit ederek, bu coğrafî koldaki yeni edebiyatımızın yurdu olan, yani Almanya‘daki Türkçe edebiyatın geçmişi konusunu irdeleyerek geleceğine ışık tutmaya yönlendirdi. Nitekim, Türkler ve Türkçe altmış yıldan sonra bu coğrafyada toplumsal bir olgudan da öte, artık kültürel değer olarak da algılanması gerekiyor.

Konuya başlamadan önce, ‘Gurbetci’ ve ‘Türk’ kavramlarına, şöyle bir duyarlılıkla bakılmasını arzu edelim: Almanya ile Türkiye arasında İşgücü Andlaşması neticesinde Anadolu’dan Almanya’ya göçerek yerleşmiş insanlarımızı –kökenleri farklı farklı da olsa- hele de Türkçe edebiyat ürünü vermişlerse ‘Türk’ olarak adlandırmak istiyorum. Nedeni: Alman çoğunluk halkının tarihten gelen hafızasındaki baskın önyargı kodları doğrultusunca sekiz Türkiye‘linin hiç de ayrı etnik ve dini kökenlerine bakılmadan istinasız hepsinin o ötekileştirilen ‚Türk‘ aidiyetlerinden dolayı ırkçı NSU terör örgütünce seri şekilde katledildiğidir. Yani, tıpkı yüz yıllardan beri nasıl ki Anadolu’ya ‘Türkei/Türkyurdu’ dendiğince ve bu paradigmanın Almanya’daki Anadolu insanının üzerinde hâlâ şöyle veya böyle sürdürüldüğü gibi. Her ne kadar ismimizi kâbul etmek – Avrupa’lıların yedi yüz yıldır süren bu adlandırması adlandırılanlarca ilk kez 1920‘lerde kabul edilmiş oldu- istemememiş olsak da; biz Türkiyelilere son yüzyıldır esasında Türk olduğumuz her hangi bir şekilde ve sıkca hatırlatıldığı gibi. İkincisiyse, tüm toplumsal zorluğa rağmen artık tamamen yerleşilen mekân Almanya‘nın ‚vatan‘ yapılmaya çalışıldığı; yarım asrı geçmiş bir süreç sonunda bile bu insanları; hakim kültürün sözcüsü Alman basınının onları hâlâ ‚göçmen‘ olarak adlandırdığı gibi, dönüp dönüp onlara “gurbetçi” demek, buradaki toplumun gerçeklikleriyle, yani olduklarının aksine nostaljilerle yaşamaya mecbur etmek demektir. Onların toplumsal nesnelliklerinden toplumsal öznelliğe geçişlerine hiç yardım etmeyen bir bakış açısı ve uygulamasıdır. Dört nesildir orada doğup, orada sosyalleşen ve orayı artık yurt edinmiş, yani toplumsal gerçek bir tanımlamayla Almanya Türkleri olan bu insanları, hâlâ ‚gurbetci‘ olarak görüp, adlandırmak isabetli bir tanımlama olmasa gerek.

Almanya Türkleri Edebiyatına İşçi Göçü Öncesi İşaret Taşları

Almanya’daki Türklerin ve onların edebiyatının, tarihi süreç içindeki temelleri İşçi Alımı Antlaşmasından da önceye, hatta Cumhuriyet döneminden de öncesine, Selçuklular ve Osmanlı dönemlerine dek götürülebilir. Tarihi kaynaklarda ilk gösterilenler: Haçlı seferi esnasında Selçuklu’dan esir edilerek Brackenheim‘de yaşamya mecbur kalmış sipahi Sadık Selim (Soldan, ö.1328) ya da Osmanlı döneminde Münih dolaylarına, Berlin‘e ya da Hannover‘e (Mehmet von Königstreu gibi) esir olarak getirildikleri zamanlardan günümüze kalmış Türkçe (Münih’de esir yaşamış Babadağ’lı Ahmed’in istidası gibi) birkaç mektup örneğinden ve mezar taşından başka elimizde bir metin yok. Viyana’a kuşatmaları zamanında Osmanlı’dan esir edilen diğer çocuk ve askerlerin asimile olmadan önceki kültürlerinden yok olmadan günümüze kalabilmiş nadir bir özelliğe rastlamak hâlâ mümkün. Meselâ; Ataları bir Osmanlı olan günümüzdeki ünlü bir tarihçi ailede olduğu gibi: Neredeyse dört yüz yıldır ailenin ilk erkek çocuklarına Almanca isim yanında hep Haydar önadını da koymuş olmaları gibi.

Osmanlı Daimi Elçisi olarak Ali Aziz Efendi’nin Berlin’de olduğu 1797 yılında tamamladığı tahmin edilen eseri Muhayyelât’ı (Muhayyelât-ı Ledünn-i İlahi, Istanbul 1852; Aziz Efendinin Hayalleri adıyla sadeleştiren Ahmet Kabaklı, İstanbul 1973) Almanya’daki Türkçe ilk edebiyat eseri sayılmasa bile, elçinin Prof. von Diez’le kimi felsefi konular üzerine yazdığı mektupları, yani elçinin Hülâsatü’l Efkâr adlı risalesiyle konutu Eprahim’schen Palais’de yazdığı Elçilik Notları’nı ve elçinin ölümü sonrasında Berlin’in ilk Müslüman mezarlığı olarak düzenlenecek Berlin Şehitlik Mezarlığı’ndaki kendi ve oraya diğer defnedilenlerin Hece Taşları bu coğrafyadaki görünür kılınmış Türkçe yazılı ilk metinlere sayabiliriz.

Almanya’da hiç bulunmamış Ömer Seyfettin’in (Fon Sadriştayn’ın Karısı adlı hikayesindeki Sadrettin‘in Alman eşi Fon Sadriştayn karakterinin Alman kültür kodlarıyla İstanbul‘daki günlük yaşamının ustaca anlatımı) aksine, Almanya’da belli süre geçici olarak yaşayan Türk edebiyatçılarının varlığı ve bu coğrafyadayken yazdıkları edebi metinler, hatta çıkardıkları bazı dergiler oldukça eskilere, yani son işçi göçünden de önceki zamanlara dayanmaktadır. Nitekim, Birinci Paylaşım Savaşı öncesi Berlin‘de on beş bin kadar Türkçe konuşan bir nüfus varken Yıldız isminde bir derginin orada yaşayanlarca çıkartıldığını ve Türk Kulübü adındaki bir dernekte aktif kültür faaliyetlerinde bulunulduğunu tesbit ediyoruz. Hem savaş öncesi hem de savaş esnasında Almanya’da öğrenci olarak bulunanlardan Şaziye Berin (Kurt): Osmanlı Türkçesiyle yazdığı anı-günlükleri 2020 yılında Heidelberg Hatıratı adıyla yayımlandı. Birinci Paylaşım Savaşında Almanlara esir düşmüş Müslüman askerlere "ümmet şuuru" vermek için Berlin'e geldiği sırada, yani şair Mehmet Âkif’in 1914 sonuyla 1915 yılı başındaki gözlemiyle yazdığı ‘Berlin Hâtıraları’ şiirinde Istanbul’u Berlin‘le karşılaştırmış olması; şair ve yazarlarımızın Almanya ve toplumuna ilgilerinin, işçi göçünden önceki en çok bilinen edebi örneklerinden. Berlin’de gördüğü durumu, şair İstanbul ile şöyle karşılaştırır bu şiirinde:

"Çamur bu beldede adet değil ne kış ne yaz / Geçende haylice kar yağdı Berlin'in içine / Bıcık bıcık olacakken yer takır takırdı yine!"

796 dizelik uzunca şiirin bir diğer bölümünde Alman bir anneye hitaben:

“ ...Hesaba katmıyorum şimdilik bizim yakada / Sönen ocakları; lakin zavallı Afrika‘da / Yüz elli bin kadının tütmüyor bugün bacası...“ diye seslenerek, süren savaşın hiç de katlanılmayacak sonuçlarını sıralar.

Ahmet Haşim’in’in ‘Frankfurt Seyahatnâmesi’ (1933): İkinci Dünya Paylaşım Savaşı öncesi Almanya’sına tedavi için gelmiş yazarın, kendine özgün gözlemlerini içeren ve okuyana deneme türü tadı da veren bir seyhatname kitabı. Uzun süreli bir tedavi mecburiyeti için geldiği Frankfurt’un, 1930’lu yıllardaki durumunu anlatanırken; aynı zamanda kuvvetli bir ön sezgisiyle ufukta başlayacak korkunç yeni bir savaşı duyarlı bir yazar olarak okuyucuya hissettirir. M. Saffet Engin İkinci Büyük Savaşta Almanya’da Gördüklerim ve Sabahattin Ali’nin öğrenciliği sırasında Berlin’den bir arkadaşına gönderdiği Mufassal Cemenistân Seyhâtnâmesi adlı ironik mektup, yukarıdakilere başka örnekler. Yine Sabahattin Ali’nin ‘Kürk Mantolu Madonna’sı (1943) işçi göçü öncesi Almanya’sını ve orada eğitimdeki bir Türk öğrenciyi de konu alan edebiyat eserlerindendir. Yazar 1928-30 arasındaki tahsil yıllarının gözlem ve izlenimleriyle yazdığı Kürk Mantolu Madonna adlı eserin kahramanı Raif Bey ve kadın kahramanı Maria Puder üzerinden hem iki toplumun hem de iki karekterin sosyal ve kültürel değişimini usta bir kurguyla anlatışı roman türünün en iyi örneklerdendir. Celâl Nuri (İleri) ondan bir nesil önce Berlin‘de (1913) şöyle demiş: “Berlin’in şu mu’azzam, mücessem, müheykel medeniyyetgâhın içinde bir öksüz vaziyetindeyim.”


 

İş gücü Göçü Sonrası Süreç

30 Ekim 1961’de imzalanan İşçi Alımı Sözleşmesiyle ve hemen ardından başlayan işgücü göç dalgası Türklerin kitleler halinde ve sistemli bir şekilde sıladan çok uzak olan Almanya’ya yerleşmelerine ve geride kalanlar ile göçenlerin birbirlerine gittikçe yabancılaşmalarına neden olur. Bu duygular ağıt ve destanlara döner veya ilk Erkan Ocaklı’nın derleyip Almanya Acı Vatan diye söylenen anonim türkü olur.

Nasıl ki Türk Edebiyatının taşıyıcı ve temel sütunları tarihte hep söz ve saz ustaları, yani halk ozanları idiyseler; Almanyadaki Türk Edebiyatının temel ve gelişmesinde de bu yeni coğrafyada yaşamış ve hâlâ yaşayan aşık ve ozanların önemli yerleri var: Mahsuni Şerif (Şerif Cırık, 1940-2002), Ozan Arif (Arif Şirin, 1949-2019), Ozan Şahballı (1953), Ozan Maksudi (Osman Dağlı, 1936-2007) Ozan Yusuf Polatoğlu (1956-2021), Neşet Ertaş (1938-2012) ve Uğur Işılak (1971) gibi isimler bu ses ve söz ustalarının en bilinen ve önde gelenleri.

Yusuf Polatoğlu, uzun süren sılasından ayrılığını ve yurt edindiği Almanyaki yeni durumunu Bu Sıra adıyla bestelediği türküde, ozanlık geleneğince şöyle dile getirmiş:

“Rüzgara kapıldı dalım budağım / Sandal da su tutar oldu bu sıra / Sudan tat almıyor dilim dudağım / Sabır taşı yutar oldum bu sıra // Ölçüye vurmak zor emeği teri / Her sözü demek zor gelse de yeri / Diken batardı ya eskiden beri / Güller bile batar oldu bu sıra.“

Aşık Mahsuni Şerif’in Zincirli Vize adlı taşlama türküsündeki sitemiyse şöyle:

“Gardaş Almanya’da ne işin var senin / Eloğludur seni goğar efendi / Gel gel diye sana mektuplar yazar/ Gapıya gelince cayar efendi // Bırakmış gidersin nazlı gelini / Ağlatırsın çoluk çocuk dölünü / Yere batsın viganesi Kölün’ü / Giden gitti şunda ne var efendi // Bir gün Belgrad’da atın oynardı / Eğri kılıç yalın yalın yanardı / Ha deyince on bin atlı dönerdi / Gözlerim tarihe gayar efendi / Mahsuni Şerif’im ne oldu bize / Granlar mı girdi yiğitler size / Yakışır mı bize zincirli vize / Samanın altında su var efendi.”

Ozan ve aşıklık geleneğinin taşıyıcılarınca çoğu zaman bağlama ile icra edilen sözlü edebiyat ürünleri olan destan ve türküler; Cemal Süreya’nın deyişiyle Türkiye’de bile, ‚kentin karmaşasında‘ özüyle var olmaya devam edemediği gibi, Avrupa’nın daha da şehirleşmiş ve cangıl toplum yaşamının da etkisiyle hem söz hem de ses itibarıyla epeyce evrime tabi oldu. Türkçe türkü geleneği Almanya‘da ilk önemli evrimini 1970’li yıllarda geçirdi. 1974 yılında Darmstadt’a yerleşen Ali Ekber Aydoğan (ö. 2021) ile İhsan Güvercin’in Derdiyoklar Müzik Grubunu kurup türküleri modern folk tarzında (Almanya’daki Türklere karşı olan dazlak ırkçı çetelere karşı Hop Hop Dazlaklar türküsündekince) seslendirdikleri gibi, yine Almanya’da yer yer diğer sanatçılarca da Hip-Hop ve/veya Rap müzik kültüründen etkilenerek gelişen kendine has bir şiir ve müzik kültürü oluşturan Türkçe sözlü Rap oldu. Bu tür sözlü edebiyata en iyi örnekleri Erci E., Karakan ve Cinai Şebeke’nin beraberce oluşturduğu Cartel (1995-2004) adlı Rap topluluğunun müzik eşliğindeki „karakan, erci e ve cinayi şebeke / buluşup dolaşırız biz her gece / çünkü cartel uyumaz / hiç kimseden korkmaz / kan kardeşler hiçbir zaman ayrılmaz.“ gibi sözlerleriyle gençlere hitap eden şiirleri oldu. Bu şiirlerdeki basit sokak ağzı ve kavgadan kaçmayan delikanlı argosu, Almanya’da yaşayan Türklere yönelik ırkçı saldırılardan, yani onları bizzat evlerinde yakmaya kadar varan Solingen katliamından sonraki yılların ürünü. Nitekim, 29 Mayıs 1993 tarihinde Solingen‘de Genç ailesinden beş Türkün ırkçı saldırganlarca yakılması gibi olaylara ve toplumda hor görülüp ötekileştirilen diğer binlerce genç Türk insanının duygularına Cartel Rap müziği ve şiirleriyle tercüman oldu, onların ortak sesi oldu.

Almanya’ya, 1961 yılındaki anlaşmayla başlayan işçi göçü 1973 yılında resmi olarak sona erdirilmiş olsada, işçilerin çocuk ve ailelerinin birleştirilmesi şeklinde Türkiye’den Almanya’ya göç olayı, sayı itaberiyle devam etti. 1964’te bir milyon olan Türk nüfus 1974’te iki milyonu, 1980’li yıllarda ise üç milyonu buldu. Bu şartlar göz önüne alındığında; Almanya’da niteliği ve niceliği gittikçe belirginleşen yeni bir Türkçe edebiyatın doğması ve zamanla gelişmesi de doğal. Bu coğrafyada kök salan işte bu Türkçe edebiyatın, hakkıyla değerlendirilmesi gereken yazar ve şairilerin; bu ülkeye geliş şekilleri ve kalış süreleri veya bu ülkeye tamamen yerleşmiş olmaları, hatta kiminin burada doğup büyümüş olmaları gibi diğer açılardan da inceleyerek değerlendirmek gerek. Çünkü, edebiyatçıların toplumsal konumları, onların eserlerini hem konu hem de içerik olarak belirleyen ve şekillendiren etmenlerin en önemlileri.


 

Almanya’daki birinci nesil Türk yazar ve şairleri

Ali Özdemir (1938): 1965 yılında işçi olarak Almanya’ya gidenlerden. Acı Vatanda Bir Garip Kul-Birinci Neslin Almanya Hatıraları (2014) adlı kitabı yayınlandı.

Ali Özenç Çağlar (1947): 1973 yılında Almanya‘ya gidenlerden. Gece Sabaha Durdu, (1987), Destanca (1994), Hercai Gülüşler (2000) şiir; Korkunun Ötesi (1989), Kavşak (1995), Ölümün Rengi (2001), Ekmeği Taştan Oyanlar (2021) öykü; Ölü Yüzler (1998), Günah Kuşları (2008), Olgu’nun Karıncaları (2013) ve Sular Kuruyunca (2016) roman türü kitapları var.

Aras Ören (1939): 1969’da Almanya’ya tam yerleşti. Uzun anlatısı: Gündoğduların Yükselişi (1985). Roman: Nar Çiçeği (1988), Beklenmedik Bir Ziyaretçi (1995), Kitaptaki Yüz (2001). Hikaye: Kaybolan Şefkat (1987), Büyük Çınarlar (2003). Şiir: Niyazi’nin Nauny Sokağında İşi Ne? (1973), Kağıthane Rüyası (1974), Sefilname (1977), Almanya’da Bir Türk Masalı (1978), Yeni Dille Eski Masallar (1979), Gurbet Değil Artık (1980), Berlin Üçlemesi (1980), Enkaz İkinci Elden Resimler (1984), A’nın Gizli Yaşamı (1990), Hollywood Özlemi (1991), Berlin Savignyplatz (1993).

Bekir Yıldız (1933-1998): 1962-1966 yıllarında Almanya’da işçi olarak çalıştı. Romanı Türkler Almanya’da (1966), hikayeleri Alman Ekmeği (1974) adıyla çıktı.

Cengiz İyilik (1935): İşçi göçüyle 1963 yılında Köln’e gelenlerden. Uçun Kuşlar Uçun (2009) ve İçimdeki Sesler (2019) şiir, Geçmişten Çizgiler Aklımdan Geçenler (2017) adlı hatıra kitapları var.

Emine Sevgi Özdamar (1946): 1976 yılından beri Almanya’da olan yazarın eserleri: Hayat Bir Kervansaray-Birinden Girdim Diğerinden Çıktım (roman,1993), Kendi Kendinin Terzisi Bir Kambur (anı-mektup, 2007).

Güney Dal (1944): 1972 yılında Batı Berlin’e gitti. Romanları: İş Sürgünleri (1976), Memeleri Büyüyen İşçi (1976), E5 (1979), Fabrikada Bir Saraylı, Kılları Yolunmuş Maymun (1988), Gelibolu’ya Kısa Bir Yolculuk (1994), Sabri Mahir’in Ring Kıyısı Akşamları (1998), Aşk ve Boks (2003), Küçük “g” Adında Biri (2003). Öykü: Buzul Döneminden Haberler (1983) ve Yanlış Cennetin Kuşları (2004).

Gültekin Emre (1951): 1980 yılında Almanya’ya yerleşti. Şiirleri: Bizsiz Gibi (1983), Gece Düşleri (1985), Aşk ve Minyatürler (1989), Düşkuyusu (1990), Siyaha Elveda (1993), Taşı Sula (1998), Kanun Hükmünde Şiir (1999), Yarım Damla / Almanya’daki Türk Şiiri (1993).  Ayrıca Türk Edebiyatında Berlin (deneme, 2003) ve Berlin’de 300 Yıldır Türkler (1983) adlı araştırma kitabını yazdı.

Fahri Özcan (1940). Almanya’da hem işçilik hem de yıllarca mescidlerde gönüllü imamlık yaptı. Türk’ün Almanya Çilesi (gözlem, 1970), Ver Elini Almanya-Almanya Raporu (gözlem, 1974), Mecbur Ettiler (anı, 1996) kitapları var.

Fethi Savaşçı (1930-1989): 1965’de işçi olarak Münih’e gitti. Romanları: Almanlar Bizi Sevmedi (1986), Ekmekle Kitap (1989). Öykü: İş Dönüşü (1972), Özel Ulak (1973), Taş Ocağında (1975), Alamanya Gurbeti (1977), Fırın Patlayınca (1982), Makinalar Çalışırken (1983), Ayva Kokulu Ev (1986), Almanya’nın Güzel Kızları (1989). Şiir: Duvarcı Hasan Usta (1970), Bu Sarı Biraları İçince (1971), Çöpçü Türküsü (1975), İş Arkadaşları (1980), Duyuyor musunuz? (1983), İzmir’in İçinde İnce Minare (1986), Bir Ekmek Var Orada (1986).

Habib Bektaş (1951): 1972’de işgücü göçüyle Almanya’ya gidenlerden. Romanları: Hamriyanım (1989), Bana Bir Şiir Oku, (1990), Gölge Kokusu (1997), Cennetin Arka Bahçesi (2000). Çocuk Romanı: Lades (1997). Öykü: Kapıkule Nerede? (1983) Yorgun Ölü (1989), Meyhane Dedikleri (1997), Ben Öykülere İnanırım (2001). Şiir: Erlangen Şiirleri (1983), Adresinde Yoktur (1985), Söz’ü Yurt Edindim (1992).

Hasan Kayıhan (1949): Uzun yıllardır Almanya’da ve öğretmenlik yapıyor. Köln’de Bir Kız (1983), Gurbet Ölümleri (1983), Beyler Aman (1984), Acı Su (2014), Dönüş (2014) gibi romanların yazarı. TYB 1984 roman ödülü sahibi.

İsmail Eryılmaz (1943): İşçi olarak Almanya’ya gidenlerden. Benim Gözümden Almanya - Gördüklerim, Yaşadıklarım, Duygularım (2020) adlı anı kitabı var.

Kemal Yalçın (1952). Almanya’da Türkçe Anadil Eğitimi ve Anadile Emek Verenler (inceleme, 2003), Barış Sıcağı (şiir, 2000), Geç Kalan Bahar (şiir), Emanet Çeyiz (inceleme, 2017) ve Haymatlos-Dünya Bizim Vatanımız (araştırma, 2019) öne çıkan kitapları. Almanya’da 30 yıl öğretmenlik yaptı.

Meray Ülgen (1941): Asıl mesleği oyunculuk olan yazar, 1972 yılında Almanya’ya yerleşti ve Keloğlan, Kurnaz Eşek, Karagözün Oğlunun Sünnet Düğünü, Bir Varmış Bir Yokmuş, Nasrettin Hoca Ve Eşeği; Keçiler, Kuzular ve Kurt; Yedi Kahraman Köpek Balığına Karşı adlı çocuk oyunlarını yazdı.

M. Ali Zaimoğlu (1938): 1961’de işçi olarak Almanya’ya geldi. Türkiye’de Almancı Almanya’da Yabancı (anı-roman, 2004) adlı kitabı var.

Murat Karaaslan (1955): 1971 yılında işçi olarak gelenlerden. Romanı: Göç. Öyküleri: Düşler Ülkesi, Yıkılan Umutlar, Nuran, Ya Kendin Gel Ya Beni Götür, Zibidi, Onursuzlar Koğuşu. Şiir: Meçhul İşçi, Yolcu ile Kahveci, Efendim, Dedemin Düşü.

Molla Demirel (1948): 1972 yılında Almanya’ya yerleşti. Şiirleri: Dünyam İki Değirmentaşı (1987), Bir Uzak Yerden Geldim (1989), Sevdanın Rengi (1993), Günün Gülüşü (1994), Kiraz Dalı ve Acılarım (1996), Yaprak Yaprak Şiir (2001), Sanattan Sevgiye (2009), Yaşam ve Sevgi Şiirleri (2016); Öyküleri: Sevginin Düşü (1996), Yaşamdan Bir Gün (2000), Gizli Bir Sevda (2006), Gün Işığında Öyküler (2014), Gizli Bir Sevda (2020); Denemeleri: Barış Ağıdı (1997), Kin, Kan ve Öfke (1997), Alevler İçinde (2007), İki Kanaldan Beslenen Edebiyat (2012), Kara Bulutlar Arasında (2013). Çocuk kitabı Elif ve Yunus Balıkları (2009).

Necati Mert (1944): 1969 yıllından beri Almanya’da yaşıyor. Almanya Günlüğü 1: Şiirler (1982) ve Göçmen Geçidi (2016) adlı şiir kitapları var. Köprü/Die Brücke dergisini uzun yıllar Saarbrücken’de yayımladı.

Ozan Yusuf Polatoğlu (1956-2021): 1972 yılında Gelsenkirchen kömür madenlerine kalifiye öğrenci eleman olarak geldi. Yıllarca üç vardiyalı madencilik hayatı yanında, halk ozanı geleneğince seslendirdiği yirmiye yakın türkü kaseti doldurdu. Şiirlerini ve türkü sözlerini Düşmeyen Bayrak (1978), Gönlümü Dinlerken (1988), Göç Göç Oldu (1996), Söz İkliminde (2000) ve Burası Feşmekistan (2000) adlı eserlerinde topladı.

Sacettin Mert (1945): İşçi olarak gelenlerden. Köyüm, Yurdum ve Almanya (2010) adlı anı kitabı var.

Sümer Akat (1940-2000) 1962 yılında tahsil için Almanya’ya gidenlerden. Avrupa’da Anadolu Fırtınası (Hatıra, 2011) adlı kitabı yayınlandı.

Yüksel Pazarkaya (1940): Almanya’ya işgücü göçünden de önce, öğrenci olarak gelenlerden. Kamu kurumu ARD’nin 1986-2003 arası günlük Türkçe „Köln Radyosu“ yayın yönetmenliğini yaptı. Romanları: Ben Aranıyor (1989), Savrulanlar (2016). Şiirleri: Koca Sapmalarda Biz Vardık (1968), Umut Dolayları (1969), Aydınlık Kanayan Çiçek (1975), İncindiğin Yerdir Gurbet (1979), Saat Ankara – Takvim Dizeleri (1981), Sen Dolayları (1983), Mutluluk Şiirleri (kaset 1995), Dost Dolayları (1990), Somut Şiir (1996/2017), Yol Dolayları (2006), St. Lois Günleri (2019). Öyküleri: Oturma İzni (1977), Güz Rengi (1998), Karanlıktan Yakınma (1988), Yaz Öyküleri (2009), Aşktır İlaçtır (2014), Oyunları: Mediha (1992), Ferhat’ın Yeni Acıları (1993), Haremden Kadın Kaçırma (1993), Köşetaşı (2000). Çeviri: Orhan Veli Kanık şiirleri çevirisi, Brecht’in Güncesi çevirisi, (1996), Rilke’den Toplu Şiir çevirileri (2018), Behçet Necatigil şiir çeviri ve incelemesi (1972), Mölln ve Solingen’den Sonra Almanya Üzerine (inceleme, 1995). Türkçeden şeçki çevirisi: Rosen im Frost (1982) ve Moderne Turkische Lyrik (1971). Çocuk Kitapları: Ağaca Takılan Uçurtma (1974), Utku (1974), Aya Uçan Minare (1980), Oktay Atatürk’ü Öğreniyor (1983), Balık Suyu Sever (1987), Balina’nın Bebeği (1988), Kemal ile Burak–Cennet Ülkesine Yolculuk (1998), Sırma Kedi ile Deliş Fare Tatil Köyünde (2012). Denemeleri: Çeviri Estetiği ve Çeviri Serüveni (2018) ile İnsan Dilden Yeter Dilden Biter-Atasözlerle Dil Felsefessi (2011).

Aile birleşimiyle Almanya’ya göçen veya orada doğan ikinci nesil edebiyatçılar

1973 yılında Türkiye’den Almanya‘ya işçi alımının tamamen durdurulmasıyla işçilerin Türkiye’de bulunan aile üyeleri de Almanya’ya göç ederek yerleşmeye başladı. Bu durum işçilerin ve aile üyelerinin göçülen ülkeye tamamen yerleşme dönemini başlattı. O dönemden sonra Almanya’da yetişen genç yazarlar, Almanya’daki ikinci kuşak Türk yazarları temsil etmektedir. Birinci kuşağın aksine memleket özlemini arka plana atarak, daha çok Almanya’da yerleşik yaşam biçimlerini kurmaya ve bu doğrultuda eser vermeye yönelmişlerdir. Her iki dile hakim olarak, kültürler arası ‚köprü‘ olarak görülen ikinci kuşak yazarların çoğu iki lisanla hem nesir hem de şiir türünde eserler vermişlerdir. Bunlara en iyi örnek, Zafer Şenocak.

Ertunç Barın (1951): Uzun Bekleyiş (1989) ve Yorumcu (2004) öykü; Şansölyenin Yitik Piyonları (1994), Tavla (2005), Devşirme Koca Solak (2006) adlı romanları var.

Gülbahar Kültür (1965): Sustuğun Yerde Kal (şiir, 1995) Minyatürler (deneme, 2013), Bir Yangının Külünü (roman, 2015) adlı kitapları var.

Halil Gülel (1955): İşçi çocuğu olarak Almanya‘ya yerleşti. Şiirlerini Onların Destanı (1990), Yarının Adı Ümittir (1990), Türk Birliğine Doğru (1993), Muhabbet Bağının Gülleri (1999), Türkün Altın Işığı (2001), Sevdikçe Şenlenir Kırmızı Güller (2001), Sırrımı Gönlümde Gizledim (2003) kitaplarında; hikayelerini Yabanda Solan Güller (1999) ile Bizim Köyden Mektuplar (2001) adlı eserlerinde topladı.

Harun Yiğit (1961): 1977 yılında Almanya’da işçi olarak çalışan ailesinin yanına geldi. Şiir kitapları: Gurbet Türküleri (1991), Duy Yunus Emre (2004) ile hiciv türündeki Vatandaş Osman (2008) adlı kitabı var.

Hıdır Eren Çelik (1960): 1978 yılında aile birleşimiyle gelenlerden. Daha çok Almanca yazan Çelik’in Tükenmedim Kanlı Kavgalar İcinde (1985) ve Hasretimden Kesitler (1991) adlı şiir kitapları var.

Hüdai Ülker (1951): 1974’de Almanya’ya göçtü. Eserleri: Gurbet İnsanları (roman, 1983), Belgrad Şu Tepenin Ardında (hikaye, 1985), Meyhane (hikaye, 1985), Ruhlar Kralı (roman, 1996).

Hülya Kandemir (1975): Almanya’da doğan yazarın kendi yaşam hikayesi ve anıları Göklerin Kızı (2008) adıyla yayımlandı.

İlhan Atasoy (1970): On yaşından sonra Almanya’da yaşamaya başladı. Ağzımdan Kaçan Şiirler (2002) adlı kitabıyla, mizah türünde Tehlikeli Öpücük (1999) kitabı var.

Kadri Akkaya (1961): İlkokul sonrası aile birleşimiyle Almanya‘ya göçen yazarın; okunan çalışma benzeri kültür ve edebiyat konuları üzerine çeşitli dergilerle kültür sitelerinde yazıları yanında Avrupa’ya İçeriden Bakmak (2020) adlı eseri yayınlandı.

Menekşe Toprak (1970): Berlin’de yaşıyor. Valizdeki Mektup (2007) hikaye kitabı var.  

Nuray Lale (1969): Düş Sarayım adlı şiir kitabı (2004) yayımlandı.

Tülay Esat (1977): Gri İlişkiler adlı şiir kitabı 2012 yılında yayınlandı.

Yücel Sivri (1961): Küçük yaşta ailesiyle Berlin’e geldi. Saatçi Parmakları Vardır Hazzın (1985) ve Düşdökümü (1992) adlı şiir kitapları var.

Zafer Şenocak (1961): Çocuk yaşta Münih’e yerleşen ve çoğunlukla Almanca edebiyat ürünleri veren yazarın Türkçe olarak yazdığı eserleri Alman Terbiyesi (roman, 2007) Yolculuk Nereye (roman, 2007), Köşk (roman, 2008), Dünyanın İki Ucu (roman 2011), Kara Kutu (şiir, 2013) ve İlk Işık (şiir, 2016) yanında Aras Ören, Nuride Ateşi ve Fethi Savaşçı’dan edebiyat çevirileriyle Yunus Emre’den Das Kummerrad/Dertli Dolap (1986) adlı şiir şeçkileri çevirisini yayımlandı.

Siyasî nedenlerle Almanya’da kaldıkları sürede yazanlar

Adnan Binyazar (1934): 1981’den sonra Berlin’de Eğitim Senatosu’nda liseler için Türkçe anadil müfredat programı hazırlırlığında çalıştı. Eleştiri – Deneme – İnceleme eserleri: Elif ile Mahmut (1995), 15 Türk Masalı (1995), Ortadoğu (1995). Derleme: Halk Anlatıları (1997).

Aysel Özakın (Ingham, 1942): 12 Eylül darbesinden sonra gittiği Almanya’da bir süre yaşadı. Genç Kız ve Ölüm (1981) ve Gurbet Yavrum adlı romanlarıyla Hamburg Akşamları (1986) adlı öykü kitabını yayımladı.

Dursun Akçam (1930–2003): 1980-1991 yılları arasında Almanya’da yaşamaya mecbur oldu. Dağların Sultanı (roman, 1985) ve Alaman Ocağı (1982) inceleme kitapları yayımlandı.

Doğan Akhanlı (1957): 1992 yılından sonra Almanya’ya yerleşmek zorunda kalanlardan. Son yıllarda Almanca oyunları da çıkan yazarın Türkçe romanları: Denizi Beklerken (1998), Gelincik Tarlası (1999), Kıyamet Günü Yargıçları (1999), Madonna’nın Son Hayali (2005).

Erol Yıldırım (1944): 1980’de Almanya’ya yerleşti. Eserleri: Roman: Höllük (1990), Elveda Kavga Merhaba Sevda (1998). Şiir: Barışı Kucaklasak (1985), Bir Sevda Destanı (1987), Eylemin Günlüğü (1979), Bir Bulut Kaynıyor (1991).

Fakir Baykurt (1929–1999): 1979’da Almanya’ya yerleşti. Eserleri Roman: Yüksek Fırınlar (1983), Koca Ren (1986), Yarım Ekmek (1997), Eşekli Kütüphaneci (2000) Öykü: Barış Çöreği (1982), Gece Vardiyası (1982), Duisburg Treni (1986), Bizim İnce Kızlar (1992), Dikenli Tel (1998), Çocuk Romanı: Dünya Güzeli (1985), Saka Kuşları (1985). Şiir: Bir Uzun Yol (1989). Anı: Özüm Çocuktur (1998), Köy Enstitülü Delikanlı (1999), Kavacık Köyünün Öğretmeni (2000), Köşe Bucak Anadolu (2000), Bir TÖS Vardı (2001), Dost Yüzleri (2002), Genç Emekli (2002), Sıladan Uzakta (2002). Gezi: Dünyanın Öte Ucu (1999). Deneme–İnceleme: İfade (1994), Yeni Kölelik mi? (1996), Türkiye Nereye? (1997), Türkiye’de Köy Enstitüleri (1997), Benli Yazılar (1998), Türk Eğitiminde Emperyalist Etkiler (1999).

Haydar Işık (1937): 1974 yılında Türkçe anadile destek dersi öğretmenliği için gönderildiği Almanya’da 12 Eylül sonrası mecburen yerleşen yazarın Şafağı Beklemeyeceğiz (2002) adlı romanı ve Almanya’da Yitenler (1993) hikaye kitabı var.

Necati Tosuner (1944): İki yıllık Almanya tecrübesini edebiyat ürünü olarak Sancı Sancı (1977) adlı romanında işledi.  

Orhan Asena (1922–2001): 1960’lı ve 1970’lerde toplam sekiz yıl kadar Almanya’da hekimlik yaptı. Çoğunlukla oyunlar yazan Asena, Bir Küçük Gece Müziği (1991) adlı eserinde Alman bir hemşireyle göçmen bir doktorun aşkını işlemiş.

Orhan Murat Arıburnu (1918–1989): 1980’den sonra bir süre Almanya’da kaldı. Şiirleri: Bu Yürek Sizin (1982), Buruk Dünya (1985).

Oya Baydar (1940): 12 Eylül döneminden 1992’ye dek Almanya‘da yaşadı. Elveda Alyoşa (öykü, 1991) kitabında Berlin Duvarı‘nın yıkılışını ve sosyalist sistemin çöküş sürecini de anlatır.

Şakir Bilgin (1951): 1978 yılından beri Almanya’da yaşıyor. Eserleri: Güneş Her Gün Doğar (1988), Devrimden Konuşuyorduk (1990), Bırak Öykümüzü Dağlar Anlatsın (1992), Sürgündeki Yabancı (1998), Bir Daha Susma Yüreğim (Roman, 2001), Güzellikler Yeter Bana (2003).

Selahittin Eş (Çakırgil, 1948): Bir Halk Kendini Değiştirmedikçe, Devler Su Başlarını Tutmuş, Dili Yok Kalbimin, İbrahim'in Tarafında Olmak, İslam Birliği Ütopya mı İdeal mi? (2016) makale kitapları yanında Selçukoğulları-Göçebe Çadırından Cihan Devletine (2021) adlı inceleme kitabı var.

Sırrı Ayhan (1961): 1989’da Almanya’ya yerleşti. Eksik Hayatlar (2003) anı; Berberin Dansı (2008) ve Dikiz Aynasında Yüzler (2019) adlı eseri var.

Sinan Öztürk (1965). 1989'dan beri Almanya'da yaşıyor. Eserleri: Anısı Bizdik Bu Kentin (roman, 2008), Yazdan Sonra Yalnızlık (şiir, 2018), Zor Yıllar (roman, 2020).

Vasıf Öngören (1938-1984): 1962-1966 yıllarında Berlin’de tiyatro öğrenimi aldı. Oradaki izlenimleri Göç (1965) adlı oyununda görülür. Yeniden şekliyle Almanya Derfteri (1971) olarak yayımlandı ve oynandı. Mecburi 1980 ile 1984 yılları arasında Berlin’de kalış sırasında kedi adıyla anılan tiyatroyu yönetti.

Vehbi Bardakçı (1956): 1980’den sonra Almanya’ya göçmek zorunda olanlardan. Eserlerinden biri Dünyanın En Güzel Kitabı (2018) adlı hikaye kitabıdır.

Yaşar Miraç (1959): Kömürkirchen (2015) adlı kitabında kömür madeni üretilen şehir Gelsenkirchen’i, insanlarını ve madencileri şiirlerine konu etmiş.

Yusuf Ziya Bahadınlı (1927): 12 Eylül 1980 öncesi gittiği Almanya’da zorunlu olarak 1991 yılına dek yaşadı ve Hannover ile Berlin’de öğretmenlik yaptı. Devekuşu Rosa ile Açılın Kapılar (1985) romanları ve Geçeneğin Karanlığında (1982) ile Titanik’te Dans (1986) adlı hikaye kitaplarında Almanya’ya göçmüş insanları anlatır.

Görevle veya öğretim amacıyla Almanya’da yaşayan yazar ve şairler

Ali Uzun (1942): Bonn’da eğitim ateşeliği ve Berlin‘de öğretmenlik yaptı. Leyla’nın Dünyası (roman, 2019) ile Kaçgarlar’dan Berlin’e (2016) adlı anıları yayınlandı.

Acem Özler (1959): Berlin’de üniversitede okudu. Eski Bir Bellekle (1992), Yarım Damla ve Yaş Kırk Artık (2007) adlı kitapları var.

Alev Tekinay (1951): Almanya‘da Alman Dili ve Edebiyatı okudu, öğretim görevlisi olarak çalıstı. Ağlayan Nar (2005) adlı romanında Alman bir akademisyenin doğu ve batı kültüründen kendine sarmaşık ettiği değerlerle çıktığı içsel yolculuğu anlatır.

Ali Asker Barut (1964): 1988 yılından itibaren Hürriyet’in Franfurt bürosunda redaktör olarak çalıştı. Şiir kitapları: Rüzgarla Dolu (1992), Yağmurlu Leylak (1994), Aşağı Üsküdar (1994), Karanfil Kırıkları (1998), Ay Sözlüğü (2000), Sarhoş Böcek Şarkıları (2005).

Ali Arslan (1947): 1976’da Almanya’ya ğretmen olarak gelenlerden. Romanları: Serçe 1 (1988), Ama Sevgi Kalmalı (2003), Serçe 2 (2004). Öyküleri: Artin Usta (1983), Küçük Umutlar (1994). Çocuk edebiyatı: Bıdıklar (1991), Bahçedeki Kuşlar (1994), Güneşli Düşler (1995), Masal Ülkesi (1995).

Altan Apaydın (1964): 1978 yılından itibaren öğrenimine Almanya’da devam etti. Evimdeki Düşmanım PC (1999) adlı mizah romanı var.

Avni Doğan (1951). Almanya’nın Köln şehrinde dört yıl Türkçe öğretmeni olarak çalıştı ve 1993 yılında Ehrenfeld Akşamları adlı şiir kitabını yayımladı.

Ayhan Can (1937): 1970’ten sonra Türk çocuklarına öğretmenlik yaptı. Şiir kitapları: Gül Devrimi (1981), Umut Şarkıları (1987), Sevdanı Anlat (2003), Dilara (2004).

Ertunç Barın (1951): Şansölye'nin Yitik Piyonları (1994), Yorumcu (2004), Tavla (2005), Devşirme Koca Solak (2006) adlı kitapları yazdı.

Esmehan Aykol (1970): Yüksek lisans öğremi için Almanya’ya geldi. Kitapçı Dükkanı (2001), Kelepir Ev (2003), Savrulanlar (2006) adlı romanları yazdı.

Fürüzan (1932, Feruze Selçuk)‘ın bir yıllık Alman Kültür Değişim Bursu çerçevesinde kaldığı Berlin şehri Yeni Konuklar, Ev Sahipleri ve Berlin’in Nar Çiçeği adlı eserlerine vesile oldu.

Halûk Aker (1940): Frankfurt Başkonsolosluğu’nda memur olarak çalıştı. Sürgün Hızı (1978) adlı şiir kitabını yayımladı.

Hayrettin Bulut (1945): Yüksek öğrenim için Almanya’da bulundu. Almanya Hatıraları (2000) adlı anı kitabı çıktı.

Kemal Kurt (1947-2002): Şiir kitapları: Abuzer Güler (1988), Şiirimsi (1988) ve Yunus (2001).  Küçük Beyaz Ayı Nereye Gidiyorsun? (1994), Gökkuşağı Balığı (1994) gibi ona yakın çift dilde basılmış çocuk kitapları var.

Mahmut Aşkar (1952): Liseden sonra öğrenci olarak Almanya’ya yerleşenlerden. Gurbetteki Uyanış adlı oyun ile Dalından Kopmuş Yapraklar (1986) adlı senaryo yanında Toplum Raydan Çıkarken (2008), Hüseyinleşmek (2009), Müslümanı Avrupalılaştırmak (2010), Kendi Eksenine Dönüş (2012), Garp’ın Gök Kubbesi Altında Türkler (2017) ve Yeniden Kızılelma (2019) deneme, incelemelerini yazdı. An(n)a Aşkı (2011), Kurban (2015) ve Şehirli Derviş (2021) adlı romanları var.

Mehmed Niyazi (1942-2018): Köln Üniversitesinde hukuk dalında doktora çalısması esnasında Almanya`da yaşayan Mehmed Niyazi (Özdemir) Çağımızın Aşıkları (1977) adlı romanında Almanya’da üniversite öğrencisi bir erkek Türk ile Alman kız öğrenci Hildegard’ın aşklarını anlatan eser; iki ayrı dünya arasında kalan aşka odaklanarak İki Dünya Arasında başlığı ile 1992 yılında yeniden yayınlandı.

Mevlüt Asar (1951): Almanya’ya 1977 yılında doktora için geldi. Gurbet İkilemi (1986) ve Denizini Yitiren Martı (2015) ile Gün Gelir (2020) adlı şiir kitaplarını ve Aynadaki Kelebek (2014), Aşkın Halleri (2016) adlı hikaye kitaplarını yayımlandı.

Mustafa Can (1949): Yüksek lisans için geldiği Almanya’da uzun yıllar Türkçe dersi öğretmenliği yaptı. Gölge Yaşamaz, Şehri Sırtlamak İsteyen Adamlar, Sulara Uzaktan Bakmak gibi şiir; Füsun, Sürgün Adam, Ben Martılarla Büyüdüm (2018) adlı romanları var.

Mustafa Gencer (1968): 1990’lı yıllarda yüksek öğrenim için Almanya’da bulundu. Türkiye’de üniversite görevi sonrası, 2018 yılından beri eğitim ateşesi olarak Köln’de yaşıyor. Bir Ömür Göç adlı inceleme kitabını 2021 yılında yayımlandı.

Orhan Aras (1963): 1982 yılından beri Almanya’da yaşıyor. Eserleri: Son Cennet (roman, 2000), Aşklar Daha Ölmedi (2000), Ayrılığın Rengi Hüzün (öykü, 2002), Hoşgördük Güzel Yurdum (deneme, 2007), Kaşgar’dan Berlin’e Portreler ve Kitaplar (2013), Oryantalist mi? (Roman, 2016) ve Ah Türkiye Ah (deneme, 2017).

Osman Çeviksoy (1951): İşçi çocuklarına 1982-1987 yıllarında Türkçe öğretnemliği yaptı. Ağlamak Yasak (1984), Duvarın Öteki Yanı (1984), Derdimi Gül Eyledim (1989) ve Geriye Hüzün Kalır (1990) adlı hikaye kitapları var.

Ömer Polat (1942): 1978‘de Bonn kültür ataşeliği memurluğundan ayrılıp öğretmenlik yaptı. Mahmudo ile Hazel, Saregöl, Adı Duman ve Üçünü De Sevdim romanlarıyla Suç Kimde, Aladağlı Mıho ve 804 İşçi adlı tiyatro oyunlarını yazdı.

Sıtkı Salih Gör (1936): 1974‘den emekliliğine dek Karlsruhe konsolosluğunda memurluk yaptı. Şiir kitapları: Ağıt (1972), Yaban El (1987), Kehribar ve Tuğra (1992). Öykü kitapları: Yol Bitmeden (1985), Zümrüdanka (1995).

Sinan Eskicioğlu (1974): 2002’den beri Almanya’da. Tarihdeki Dindar Zalimler (2021) gibi deneme kitapları yanında Zeytin Ağacı (2020) adlı romanı var.

Süleyman Deveci (1966): Hamburg’dan Esintiler (2011), Hamburg’da Yalnızlık (2012), Hamburg’da Aşk Başkadır (2013), Yak Gitsin (2015) adlı hikaye kitapları var.    

Yağmur Atsız (1939): Bonn’da kısa süre basın ataşeliğinden sonra Alman kamu televizyon kurumunda (ARD) uzun yıllar görev yapan yazarın Ömrümün İlk 65 Yılı adlı anı kitabı 2005 yılında çıktı.

Zehra İpşiroğlu (1948): Essen üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Yollar, Yerler, Yüzler (2003) yetişkinlere ve Özgürlük Yolları (2008) adıyla gençlik hikayeleri; Haneye Tecavüz (2016) ile Hayal Satıcısı (2020) adlı romanın; Gergedan Oyunu (2008), Pinokyo Kral Übü’nün Ülkesinde (2018) ve Şimdiki Çocuklar Hâlâ Harika (2019) gibi çocuk kitaplarının yazarı.

Almanya’da yaşayıp Türkiye’ye dönenler

Gönül Özgül (1947): Romanları: Yetmiş Altıncı Kış (1998), Güz Yağmurları (2006). Öykü: Geminin En Altındaki (1991). Anı: Sevgili Gençliğim (2005), Aralık 1999 (2004). Gençlik Edebiyatı: Lise Defterleri (1995), Dereiçi Sokağı (1996), Lise Defterlerinden Sonra Mürekkepsiz Kalemler (1997), Sevdalıydın (1999), Lise Defterlerine Veda (2000), En Kötü Anneyi Bile Ararsınız (2002), Menekşe (2003).

Mehmet Ünal (1951): 1976’dan sonra uzun süre Almanya’da yaşadı. Suskunluğun Durakları (2001) adlı kitabı var.

Nevzat Üstün (1924-1979): Almanya’da bulunduğu sürede Almanya Almanya (1965) hikaye kitabını ve Alamanya Beyleri ile Portekiz Bahçeleri (1975) gezi kitabını yazdı.

Özgen Ergin (1947): Hikaye kitapları Şarlo Kemal (1987) ve Derin Sularda (1990) ile Fırdöndü (2005) adlı romanı var.

Şefik Kantar (1957). Köln’de uzun yıllar İntertürk gazetesini çıkardı. Çarmıha Gerilen Bebek (roman, 2010), Yâd Eller Aldı Bizi/Bir Göçün Belgeseli (2017), Türkleşmek İslamlaşmak Almanlaşmak (2019) deneme ve Köln Mektupları (2021) kitabı var.

Tekin Sönmez (1936): Romanları: Kadınlar Vardır (1991), Söylence Berlin (1992), Çıplak Viking (1994), Ben Aras (2004), Güzel Ölüm / Aykırının Romanı (2004). Öykü: Kars Platosu Öyküleri (2004). Deneme: Gizem ve Büyü (1990), Batı Rüyası Okulu Kulu (2003).

Tezer Özlü (1942–1989): 1981-1983 arası Almanya’da kaldığı dönemi Yaşamın Ucuna Yolculuk (1984) adlı romanında işledi.

Vasıf Öngören (1938–1984): Oyun türü eserleri: Göç (1967), Asiye Nasıl Kurtulur? (1970), Almanya Defteri (1971), Oyun Nasıl Oynanmalı (1977), Zengin Mutfağı (1977), 1941 – 1942’den İnsan Manzaraları.

Yücel Feyzioğlu (1946): Almanya’da işçi ve öğretmen olarak çalıştı. Anarbay (2000) adlı romanı; Keloğlan ile Kartal Abi (2004), Keloğlan ile Ceylanlar (2004), Keloğlan’ın Rüyası (2004), Badi ile Bidi (2004) masal kitapları var.

Üçüncü nesil genç yazarlar

Büşra Tuğba Koç (1990). Genç ve gelecek için umud veren yazarın Küçük Anne (2020) adlı romanı var.

Çağdaş Eren Yüksel (1994): Almanya’ya işçi olarak 1966 yılında gelen ve 1980 yılında bir trafik kazasında ölen dedesinin hayat hikayesini üçüncü nesilden bir senaryo yazarı olarak 11. Peron (2021) adlı belgesel filmiyle anlatıyor.

Dinçer Güçyeter (1979): Oyun yazarı ve yönetmen Güçyeter’in Annemin Almanya Masalı adlı tiyatro oyunu (2019) üçüncü nesli temsil eden eserlerden.

Ertuğrul Sabuncu (1994): Baktığım Kadar (2021) adıyla ilk şiir kitabı yayınlandı.

Menekşe Toprak (1970): Valizdeki Mektup (2012) ve Hangi Dildedir Aşk (2009) adlı hikâye; Temmuz Çocukları (2011), Ağıtın Sonu (2014), ve Arı Fısıltıları (2018) adlı romanları var.

Henüz kitabı çıkmamış ama Almanya’daki son nesle mensup gençlerden Almanya Türk Edebiyatı adına şimdiden şiir ve öyküleriyle umut veren kabiliyetler: Aslıhan İnce (1998), A. Ahmet Yaşar (1992), Yasemin Kelkit (1990), Bahar Akar (1988), E. Neslihan Güney (1992), Mehmet Bolat (1994), N. İlkut Ayvaz (1993), M. Eslem Bozkurt (1996), Kübra Dutak (1993), Taibe Akdeniz (1992), N. Hilal Şan (1982), Sema Kalkan (1994), M. Fatma Ören (1992), Esra Çöloğlu (1991), Seyyid Yıldız (1998), Bayram Zıvalı (1991), Emine Doğrul (1987), Ömer Gencer (1986), Demet Nebilir (1992), S. Abdullah Yıldız (1998), Selda Karabacak (1992), Melissa Işık (1998), M. Furkan Uzun (1994), Zeynep Yaman (2000), S. Esma Telaşeli (2003).

Almanya Türk Edebiyatı‘nın gelişmesine destek veren muhitler

Edebiyat dergileri: Edebiyat muhitleri çoğunlukla dergiler etrafında oluşurlar. Böyle dergilere örnekler; 1980’li yıllarda Berlin’de kısa bir süre çıkan Yabanel, Al-Gül ve Ekin dergisi; 1982 yılında Duisburg’daki Direniş, Hannover’deki Yeni Zamanlar, Frankfurt’ta iki sayı çıkabilen Demet, yine kısa ömürlü Tohum dergisi. Gültekin Emre’nin Berlin’de bir süre yayımladığı şiir ağırlıklı Parantez. 1980 yılı sonunda çıkarılmaya başlanan Yurtdışındaki Türklerin Yazın ve Sanat Dergisi“ altbaşlığındaki Anadil dergisi. İki ayda bir Yüksel Pazarkaya öncülüğünde uzun süre çıkarılan dergi, Stuttgart Yazar ve Sanatçılar İmecesi’nin edebiyat ürünüydü. Aras Ören, Habib Bektaş ve Fethi Savaşçı gibi yazarlar edebiyat ürünlerini burada yayımladı. Orta sayfalarında Almanca okurlar için hem Almanya’da yaşayan yazarlardan Almanca metinler hem de Türkiyedeki kimi edebiyaçılardan Almanca‘ya çevrilen şiirler de yayımlandı. “Haber, yorum ve fikir dergisi“ Anayurt edebiyat ağırlıklı olmamakla birlikte, 1985 yılında Arif Nihat Asya şiir ve Ömer Seyfettin hikâye yarışması düzenleyerek Almanya’daki yazanları teşvikle, yeni yurttaki Türkçe edebiyatın gelişmesine katkı sağladığı görülür. ‚Avrupa’daki Türklerin Kültür ve Sanat Dergisi‘ Yazın Frankfurt‘ta iki ayda bir Engin Erkiner’in genel yayın yönetmenliğinde 1984-2009 yılları arasında yayınlandı.

Kafdağı dergisi Bochum’da kendini ‚aylık edebiyat dergisi‘ diye tanımlayarak İlhan İlkılıç yönetiminde, Eylül 1991 yılında yolculuğuna başladı. Kudret Aktaş, Kays Mutlu, Mustafa Yaprak, Kâmil Aydoğan, İmam Cengiz, Selahaddin Ertuğrul, Cengiz Şahin, Sinan Öztürk, Hüseyin İnam, Mustafa Pınarbaşı, Hüseyin Kerim Ece dergide imzası bulunan kalemler. Bu derginin devamı olan Wird ise hem sayfa sayısını artırarak hem de renkli basıldı. 2000‘li yıllardaki sayıları kendini gönül gözüyle de okumaya davet eden estetik bir kalitede. Dergide Almanca İ. Özel, E. Bayazıt, C. Zarifoğlu, S. Yalsızuçanlar, F. Barbarosoğlu ve M. Kutlu‘dan yapılan çeviriler de var. Kafdağı/Wird muhitinin 1994’den 2000 yılına kadar her yıl şiir dostlarına “Şiir Günü ve Akşamları” düzenlediğini ve buluşmalarda şiir üzerine kıymetli sohbetler edildiğini kaydedelim. Kepade dergisi Almanya Türklerinin yayımladığı belki de ilk mizah dergilerinden birisi olarak yoluna 1998 yılının Aralık ayında başlıyor. Künyesinde “Hediyesi yarım Alman, gönül alma Mark’ı“ diye ve “Allah‘ın izniyle ve para buldukça çıkacağı” belirtilmiş. İki aylık, çift dilli edebiyat ve kültür dergisi Dergi–Die Zeitschrift Temmuz-Ağustos 1986 sayısında, Duisburg’daki Dergi Girişimince çıkarıldığını görüyoruz. Melez dergisi. Berlin’de Gültekin Emre’nin ancak iki sayı çıkardığı şiir dergisi. Yine onun 17 sayı çıkarabildiği Parantez dergisi ve ellinci sayısından sonra, ara sıra çıkarabildiği Şiir-lik dergisi. Detmold’da Allı Turna, Frankfurt’ta Demet adlı dergilerin ömrü bir seneden az. Artık çıkmayan edebiyat ve fikriyat dergisi Pusula ile Kalem ve İbibik dergisini de saymış olalım. STK’ların desteğiyle ‚kültür-sanat-düşünce‘ dergisi Referans; ‚haber-yorum‘ dergisi Perspektif ve ‚kültür-sanat-felsefe‘ dergisi Sabah Ülkesi uzun yıllardır yazılı basın organları olarak çıkıyor olsada, edebiyat ağırlığı olan özgün ve özgür dergilerin eksikliği günümüzde hâlâ hissediliyor.

Türkçe basın ve medya: Almanya’daki Türk toplumunun haber ihtiyacının Türkçe karşılanmasına yönelik ilk büyük adım 1964 yılında Almanya tarafından atıldı. WDR kamu radyo kurumu günde 45 dakikalık Türkçe yayınlara başladı. Radyoda bazen kısa hikayeler ve şiirler okunurdu. WDR Köln Radyosu ve çevresi Yağmur Atsız, Yüksel Pazarkaya gibi yazarların sonraki genç yazar ve şairlere örnek olduğu bir edebiyat muhitiydi de aynı zamanda.

Dolaylı da olsa Almanya Türk edebiyatına hizmet eden günlük Türkçe gazetelerin basımına öncü –eğer 1964′te Erdoğan Olcayto’nun yönetiminde bir süre aylık olarak çıkan Anadolu gazetesi sayılmazsa- 3 şubat 1969’dan sonra günlük çıkan Akşam gazetesi oldu. İşçi göçünün resmen başladığı yıl Bonn’daki Türkiye Büyükelçiliği’nde basın ataşesi olarak görev yapan ve göç sürecine tanık olan gazeteci Altan Öymen, Akşam‘ın ilk yönetcisiydi. Akşam’ı Hürriyet’in günlük baskısı takip etti. Tercüman Frankfurt’ta 1971’de basılmaya başladı. Sonraki yıllarda Milliyet, Günaydın, Sabah, Aydınlık, Zaman, Türkiye, Özgür Politika, Evrensel, Milli Gazete, Dünya, Yeni Şafak, Cumhuriyet gibi gazeteler yayımlandı. Bunların kimi hâlâ yayınına devam ediyor. Şiir başta olmak üzere gazetelerin özel sayfalarında, ara sıra edebiyat ürünleri yer aldı. Y. Pazarkaya gibi kimi yazarların gazete sütunu oldu.

Eskiden sayıları elliyi geçen, günümüzde Öztürk, Birlik, Muhabirce, Binfikir, Gazette Aktuell, Post, Kilim ve Almanya Bülteni, Yeni Hayat gibi on kadar yerel gazete, kendi imkanlarıyla Türkçenin anadil olarak yaşatılmasını sağlıyorlar. Kültür ve edebiyata yer vererek otuz yıl Köln’de yayımlanmış İntertürk gazetesi bunlara iyi örnekti. Cengiz İylik ve yayımcı Şefik Kantar orada öne çıkan şair ve yazar oldular. Altmış yıl içinde Almanya’daki Türkçe basında unutulmayan gazeteci yazarlar şunlar: Adnan Öztürk, Ahmet Külahçı, Ahmet Özay, Altan Öymen, Arif Şentürk, Celal Özcan, Erdoğan Olcayto, Fatih Güllapoğlu, Gürsel Köksal, Hakkı Akduman, Hülya Sancak, İsmail Erel, Mahmut Çebi, Mehmet Koca, Mehmet Canbolat, Metin Gür, Muhsin Ceylan, Osman Çutsay, Recai Aksu, Şefik Kantar, Selahattin Eş Çakırgil, Tahir Hacıkadiroğlu, Yağmur Atsız, Yasin Baş, Yücel Özdemir.

Yayınevleri, Kitapevleri ve kütüphaneciler: Duisburg belediyesinin kütüphanesinde yıllarca görev yapan Tayfun Demir, Almanya’da örneği olmayan bir ilki gerçekleştirdi: Şehir kütüphanesine ta 1970’li yıllarda elli binin üzerinde Türkçe kitap tedarik ederek, çevrede yaşayanlara Türkçe edebiyatı sevdirdi. Türk yazarları ile okuma ve söyleşiler düzenleyerek, yazma kabiliyeti olan kimi gençlerin ortaya çıkmalarına da vesile oldu.

1970’li yıllardan 2000’li yıllara dek çoğu büyük şehirde Türkçe şiir ve edebiyatsever çevresi de olan kitapevleri vardı. Duisburg’da Kaynar, Berlin’de Dost, Frankfurt’ta Türk ve Köln’de Ömer Özerturtut’un Türkei/Eigelstein kitapevleri kitap ve edebiyatla haşır neşir olanların aklına ilk gelecek olanlar. Bu kitapevleri uzun ömürlü olamadılar. Kalanlar ve yenileri, sabır ve özveriyle devam ettirenler oldu ama çoğu ekonomik olarak ya yok oldular ya da son yıllarda internet üzerinden satış sistemine geçtiler.

Türkçe kitap yayıncılığının temeli 1977 yılında Anadolu ve 1982 yılında Önel yayınevlerinin Türkçe Anadil ders kitaplarını yayımlamalarıyla başladı. Hem onlar hem de Dağyeli, Literaturca, Orient, Ararat, Dünya, Hitit, Harran, Elif, Plural, Uncu gibi yayınevleri, edebiyatın çeşitli türlerinde kitaplar yayınladılar. Bunların kimi hâlâ kitap pazarında kalma uğraşında. Özellikle çocuklara ve gençlere yönelik Türkçe-Almanca kaliteli kitapların sayısının artması ve Türkçe’nin bir kültür dili olarak Almanya Türklerinin geleceğine katkıda bulunuluyor olması, bunlar sayesinde.

Yazar ve şairlerin kurduğu oluşumlar: Geçmiş ve günümüzdeki farklı edebiyat mafillerine bizzat ürün vermiş ve hala eserleriyle katkısı olan şair ve yazarların beraberce kurmuş olduğu oluşumları sayabiliriz. Bunların ilki Kuzey Ren Vestfalya Türkiyeli Yazarlar Çalışma Grubu: 1990’lı yıllarda Fakir Baykurt ve arkadaşlarınca (Mevlüt Asar, Molla Demirel, Kemal Yalçın, Bahattin Gemici) Duisbug şehrinde kuruldu. Bu grubun yazarlarından Mevlüt Asar, Kemal Yalçın, Murat Tuncel, Nihat Ateş, Bahattin Gemici, Safiye Can ve çevresi 2010 yılında Avrupa Türkiyeli Yazarlar Girişimi adıyla; Belçika ve Hollanda’dan Türkçe yazan edebiyatçılarla beraber Avrupa Türkiyeli Yazarlar Grubu ismiyle daha geniş edebiyat ortamı oluşturdular. Hamburg Düşün İnsanları Grubu, Tiyatro Ulm, Köln Arkadaş tiyatrosu ve Berlin Vasıf Öngören tiyatro merkezi diğer kültür ve edebiyat muhitleri. Başka bir oluşum olan Türk-Alman Yazarlar Birliği 2013 yılında Alattin Diker, Orhan Aras, Mahmut Aşkar, Cengiz İyilik, Fahri Özcan ve arkaşlarınca Köln’de kuruldu. Yeni Dergi adında ‚kültür, araştırma, edebiyat‘ alt başlığıyla iki aylık bir dergiyi bir yıl kadar çıkardı. Bu veya benzer oluşumlar, görünür olmak için kişisel tüm özverileriyle bir dergi çıkarmış olsalarda; kurumsallaşamadıklarından uzun ömürlü olamadılar. 2004 yılından sonra ara sıra yayımlanmış Almanca ve Türkçe Don Qichotte dergisi, son yıllarda internet üzerinden devam ettirilse de artık pek aktif değil. LiteraTürk oluşumu her yıl düzenlediği yazar ve şairlerin okuma etkinliklerine ara vererek, Türkçe ve Almanca edebiyatsevenlere internet üzerinden hitap ediyor. Bir başka internet edebiyat oluşumu ise H@vuz. Tüm oluşumlar için umudumuz, bilinçli bir dayanışmayla hep beraberce derli toplu ve kalıcı basılı dergilere veya yetkin edebiyat sitelerine öncülük etmeleri. 

Türkiye‘deki edebiyatçılardan, Almanya’ya İşçi Göçü olgusu üzerine yazanlar

30 Ekim 1961 tarihindeki İş Gücü Antlaşması ertesinde yüz binlerce kadın-erkek işçi Almanya’ya gönderilmeye başlandı. Bu duruma yazar Ümit Kaftancıoğlu Gülamber Almanya’da (1975) adlı hikayesinde “Almanya işi birdenbire patladı. Bomba gibi. Kızmış, gelinmiş, çocukluymuş, güzelmiş, yüklüymüş, armış, namusmuş … kimse aldırmıyordu. Herkes yazılıyordu Almanya’ya” diyerek değiniyor. Hikâye kahramanı köylü Gülamber bir süre başka toplumda yaşamış olmanın getirdiği davranış ve düşünüşlerindeki değişikliği, izin esnasında köyündeki gözlemleriyle dile getirir. Türkiye kendi insanlarının kültürel değişimlerinin getirdiği dram ve acıları görmezden gelir ve sırf işsizliğinin azaltılması ve döviz girdisinin çoğaltılması için yüzbinlerce vatandaşının göç hayalleri görmesini teşvikle, yurtdışına işçi göçüne destek verir. Gönderilen insanların durumları Orhan Murat Arıburnu’nun dizelerine şöyle yansımış: “Almanya’nın ortasında Ahmet / Almanya’nın ortasında Mehmet / Ayşeler, Fatma’lar / Darmadağın, kıyamet”. Mustafa Balel Kargalar Öterken (1974) adlı hikayesinde Almanya hayali kuran ama akciğerinde kis teşhis edilince emelini gerçekleştiremeyen ve bundan dolayı üstelik köyde alay konusu olan Dabak Mahmut’un acısını yazarken; Mehmet Yıldız Konsolosluğun Kapısına Bırakılan Ölü (1982) hikayesinde, sonradan ‘Almancılara’ daha da ‘acı vatan’ olacak olan bu yeni coğrafyanın dramatik yönlerini, sahipsiz işçileri çok buruk bir anlatıyla dile getiriyor. Behçet Necatigil’in Konuk İşçi (1973) ve Ayrılık Destanı (1975) adlı şiirlerinde olduğu gibi Fazıl Hüsnü Dağlarca da Almanlar Makinaları Sever (1974) ve Almanya’larda Çöpçülerimiz (1977) şiirleriyle şairce konuya yine Türkiye’den bakarken; Orhan Murat Arıburnu bir ara bu göçe bizzat şahitliğini Bu Yürek Sizin (1982) şiirinde: “Bu yürek ikiye bölünmüş çaresiz / Anadoluda, Anayurtta kalmış yarısı, / Yarısı Almanyadaki Anadoluda / Dinmeyen bir baş ağrısı / Bir başka gariplik / Bir ince sızı” diye ifade eder.

Cahit Zarifoğlu’nun Almanya’ya ve Türklerin Almanya’ya göçü ve bu göç sonucu taa Anadolu’nun ücralarında ortaya çıkan sosyal ve kültürel yaralara ilgisi Mektuplar’ına (Beyan, s. 31: Sarıkamış’tan A. Balcıoğlu’na) şöyle yansımış: “Selâm Rahim Ağa, kişi birden bire uzun yıllar alıştığı kentten bin iki yüz, bin üç yüz kilometreye doğru ayrılıyorsa ve gittiği yeri hiç tanımıyorsa ve orada bir yıl kalma zorunluluğundaysa, bir şeye, bir hüzne, belki bir mahkûmluğu beleniyor. Bu yüzden işte 13 Nisan günü saat 11’lerde uçak; bulutların masalımsı görünüşü üzerinde, tam iç dünyamın havasına uygun bir dekorda, bir bilinmezin pençesine kapılmış gibi ince bir hüzünle akıyordu... Yanımda Trakyalı bir köylü oturuyor... Çenesine doğru incelen yüzünde hafif bir endişe perdelenmişti, az biraz terlemişti. ‘Ne yana böyle?’ dedi. Anladım ki uçağın menzilinden sonrasını soruyor asıl. ‘Sarıkamış’, dedim. ‘Biz Ağrı’, dedi hemen. ‚Binmezdim ama kızım ısrar etti. Çabuk olsun diye böyle istedi. O, Almanya’dan da uçakla geldi. Çocuğu babasının ailesine bırakacagız Ağrı’da‘. Bırakılacak çocuğa baktım. İki yaşını doldurmamış bile. Anasının kucağında, ağzındaki biberonun altına ağzını dayamış sütünü emiyor. Bu yaşta bir çocuk, memeden yeni kesilmiş bir çocuk, dedeyle nenenin yanında ama ana ve babasından iki bin kilometre ileride büyüyecek ve kim bilir kaç yaşına kadar onları senede bir kez ancak görebilecek. İşte yine Almanya karşımızdaki. Binlerce küçük hikâyeden biri. ‘Hiç imkân yok muydu, yanınızda kalabilmesi için?‘ dedim. ‘Yoktu’ dedi kadın...”  O imkansızlıklardan birini, şairin arkadaşlarıyla sonraraları çıkardığı Mavera dergisine Necdet Göl, Almanya‘dan gönderdiği bir şiirinde şöyle dile getirmiş: “Eğer yitirmişsek göçümüzü / Bıraktığınız gibi değilsek / El kapıları bu hâle koydu / Bizi. / El kapılarında sızı /  Durmuşluğumuzun / Unutulmuşluğumuzun / El kapıları büyük / El kapıları sağır / Bir dilim ekmek uğruna anladık / Hiçliğimizi / El kapılarının ardında yitirdik / Gençliğimizi.”

Necati Cumalı Ceylan Ağıdı (1975) ve Bozkırda Bir Atlı (1981) adlı şiir kitaplarında ‘Almanya’ya Türk İşçi Göçünü’ göz ardı etmez. 1983 yılında Bülent Ecevit “Yurdunda mı yabancı / Yabanda mı bilemez / O bir konuk her yerde / O bir özlem bir acı” diye Konuk İşçi şiiriyle konuya parmak basar. Edip Cansever Mendilimde Kan Sesleri adlı şiirinde bu sefer de aile birleşimiyle Türkiye’den Almanya’ya devamı süren göçe değinmiş: “Çocuklar, kadınlar, erkekler / Trenler tıklım tıklım / Trenler cepheye giden trenler gibi / İşçiler / Almaya yolcusu işçiler / Kadınlar / Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi / Ellerinde bavullar, fileler / Kolonyalar, su şişeleri, paketler / Onlar ki, hepsi / Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler.”   Şair İbrahim Sadri; Almanya’ya giden insanların Türkiye’den ayrılışlarını şöyle dile getirmekte:  “Sirkeciden tren gider, varım yoğum törem gider, / Ona giden verem gider, evim barkım viran gider, / Gurbet elde bir başıma, varım yoğum alır gider.” Ahmet Bayazıt’ın bir televizyon filmine uyarladığı Tarık Dursun K.’nın Bağrıyanık Ömer ile Güzel Zeynep hikayesi de yine eş ve aile bireylerinin birbirlerinden uzun süre ayrı kalışlarının getirdiği değişim ve sonu acı biten aile dramlarını konu eder. Almanya’ya göçü, göçülen yere yerleşen Türkleri edebi olarak işleyen Türkiye’deki diğer yazar ve eserlerine Ahmet Say’ın Koca Kurt (1976); Hidayet Karakuş’un Yağmurlar Nereye Yağar? (1981); Nihat Behram’ın Gurbet (1987), Hiçbir Yere Dönüş (1998) romanları örnek verilebilir.

Almanya Türk Edebiyatı‘nın öncülerini ve eserlerini kısa bir değerlendirme

Almanya’da dört yıl kadar işçi olarak kalan ve ilk nesil yazarlardan kabul edilen Bekir Yıldız, Türkler Almanya’da (1966) adlı eserinde; yaşadığı veya gözlemlediği özgün olayları hem abartılı hem de edebi değeri çok yüksek olmayan bir dille anlatır. Yine işçi olarak Münih’e ilk gelenlerden Fethi Savaşçı, 1971 yılındaki Bu Sarı Biraları İçince şiir ve İş Dönüşü (1972) adlı hikâye kitabında bir Türk işçisinin çalıştığı fabrikada ve yeni yaşamaya başladığı toplumdaki tecrübeleri ile gözlemlerinde oldukça yetkin ama ara sıra Türkçe’nin tabi anlatım akışının tam aksine ‘toplumcu-gerçekçi’ bir yazarın anlatım zorlamasıyla ve bakış açısıyla yer verir. Almanya’ya işgücü göçünden de önce, öğrenci olarak gelen Yüksel Pazarkaya; işgücü ihtiyacını gidersinler diye getirilmiş binlerce Anadolu insanına şiir diliyle söyle ses olur: “geldik konduk Anadolu’dan / üç yılına yaşam yılına / geldik konduk barakasına susuz helasız / çalış derler çalışırız / gün saat gece saat işte düşler // geldik konduk yapısına fabrikasına / bu iş pis dedii Alman / sen yap bunu yabancı / bu iş ağır bunu sen yap / bu iş uçuz bunu da sen yap / sen konuk işçi.” Bu sesin sadece kuru bir dert yanma ve şikâyet olmadığını; şair, edebiyat çevirmeni ve usta yazar olarak Yüksel Pazarkaya altmış yıldır ürettiği çok çeşitli edebi türdeki ve evrensel temalı eserleri üzerinden hem ehil hem de usta anlatışla edebiyat kamusunun tümüne gösterir. Türkçe’nin Almanya’daki bir ‚Aksakalı‘ olarak Yüksel Pazarkaya’nın Kültür Sanat Büyük Ödülü’nü çoktan hak ettiği teklifimizi (2011) karar vericilere hatırlatarak, hem geniş kültür ve edebiyat kamuoyuna hem de vefatından önce vefasını sanatçıya ödül vererek gösterecek muhataplarına tekrar duyurmuş olalım.

Aras Ören hem işçi göçü sürecini yaşayan hem de bir yazar olarak bu göçün nasıl geliştiğini, verdiği edebiyat eserlerinin isimleriyle sanki özetliyor: Kağıthane Rüyası (1974) yurtdışında iş arayanların hayallerini; Özel Sürgün (1977) istemediği halde yurtdışında ‘ilticacı’ veya ‘sürgün’ yaşama mecburiyetini; Almanya Bir Türk Masalı (1978) ile göçülen coğrafyayı; Gurbet Değil Artık (1980) ile göçmenliğin kalıcılık evresine dönüşünü; Bir Odise’nin Ortasında (1980) ve Berlin’den Berlin’e Yolculuklar (1984) adlı eserleriyle de göçülen coğrafyada artık yerli oluş olgusunu anlatıyor.

Hasan Kayıhan Almanya’ya gitmeden önce de tanınan bir yazardı. Almanya’da da edebiyat dili ve üslûbu usta eserlere imza atan Hasan Kayıhan, velud bir yazar olarak genellikle eserlerinde Türk insanının kendine ve kültürüne yabancılaşmasını konu edinerek, yer yer ince bir eleştiri diliyle bunları ele alır. Bir eğitimci ve öğretmen olarak; Almanya’da yaşayan Türk gençlerinin ana dillerini unutmamaları, hatta edebiyat yapabilecek noktaya gelmeleri için, hem meslek hayatında hem de birçok dergi yazılarında gayret sarf etmekte. Yazarın Gurbet Ölümleri (1982) roman dalındaki TYB 1983 Ödülünü aldı.

Habib Bektaş çok yönlü ve üretken bir edebiyatçı: 1981 yılındaki ilk kitabı Yaşamı Kuşatmak şiir kitabıyla başlayan şair ve yazar, üretkenliğini şu eserleriyle devam ettirdi: Kapıkule Nerde? (Hikayeler, 1983); Adresinde Yoktur (Şiir, 1985); Yorgun Ölü (Hikâye,1989); Hamriyanım (Roman 1989); Gölge Kokusu (Roman, 1997); Meyhane Dedikleri (Hikâye, 1997); Cennetin Öteki Yüzü (Roman 1999). Erlangen Şiirleri’ndeki (1983) şu dizelere mim konmalı: “yıllar geçti / silinmeyecek izler bıraktık birbirimizde / alnımdaki çizgilerin biri Avrupalı olurken / asyalı bir ben düştü senin yüzüne // göğünün altında sevdalandım / oğlum / senin hastanende attı ilk çığlığını dünyaya / umarım unutmamışsındır / memleket hasretinden kıvrandığım bir bayram sabahı / ne almanyalı ne Türkiyeli / dünyalı bir halay çekmiştik seninle // öpsem kentimi erlangen / bir dudağımın izini sen taşırsın / bir dudağımın izini salihli / ikinci dilimin ilk göz ağrısı / hecelediğim ilk sözcük / er-lan-gen / çocuğun olmasam bile / akraba düşmez miyiz seninle?”

Fakir Baykurt’un Almanya’da Gece Vardiyası (1982), Barış Çöreği (1982), Duisburg Treni (1986) öyküleri; Yüksek Fırınlar (1983) Koca Ren (1986) ve Yarım Ekmek (1997) romanları bir yandan çok iyi gözlemle Almanya gibi sanayi toplumlarındaki insanların evrensel çıkmazlarını mercek altına alırken, diğer yandan da ‚toplumcu-gerçekçi‘ yazarlığından ve siyasi duruşundan ödün vermek istemeyen edebi üslûbu, okuyucuları da olan Almanya’daki Anadolu insanına anlatmak istediklerini ne yazık ki, tabi bir dil akışıyla değilde, aksine mezarlık yerine ,Gömüt‘ veya Yahova Şahidi yerine ‚Yahova Tanığı‘ ve diğer zorlama kavramlarla yazıyor olması, yazarla okuyucu ve dolayısıyle anlatıcı ile okuyucu arasındaki mesafeyi de artırıyor.

Bonn’da kısa süre basın ataşeliğinden sonra Alman kamu televizyon kurumunda (ARD) da uzun yıllar görev yapan Yağmur Atsız (1939) “Bir adımız Almanya beyleri / bir adımız Anadolu yabanı / döner şeritlere dişli çark olduk / daha bırakmadan kara sabanı / gurbet desen bildiğin gurbet değil / bu memleket bizim memleket değil / hasret bile o eski hasret değil / ne öldürür ne ondurur insanı” diyor bir şiirinde. Şair ve yazar hem kendisini hem de kendisi gibi işçi olmayan diğer Türkleri ve Almanya’daki sözde entelektüellerin duruşları konularında çok ustaca bir eleştiri ve hiciv diliyle anlattığı Ömrümün İlk 65 Yılı (2005) adlı anılarındaki bölümler okunmaya değer.

Büşra Tuğba Koç (1990). Almanya’da doğan yazarın Küçük Anne (2020) adlı romanı var. Yazar roman kahramanı Zeynep‘in, dağılan ailesini ve birçok nedenlerle çocuk yaşta zorla evlendirilişini, Almanya ile Türkiye arasında gidip gelen çocukluğuyla ilkgençliğini ve nihayetinde on yedisinde çok zor alsa da iki çocuğuyla, bizzat kendi tercihiyle kabul ettiği yeni değerler doğrultusundaki bilinçli başka bir hayatı inşa edişini anlatıyor.

Eserlerdeki içerik, tema, baş karakter ve motif örnekleri

İlk nesil yazarların eserlerinde yer verilen çoğu temalar; iş koşullarının zorluğu, sıla özlemi, dil ve kültür sorunu; yaşanılan toplumda yalnızlık, topluma uyum meselesi, memlekete dönme düşüncesi, dışlanmışlık, yabancı düşmanlığı, toplum içinde ve işyerinde ayrımcılık. İkinci nesil şair ve yazarların ürettiği eserlerin tema yoğunlukla yurtsuzluk, ataların anayurdundaki kültürel atmosferi arayış, yaşanılan reel kültürel çevreyle öz kültür arasında bir nevi arada kalmışlık, yabancılık, kimlik kaybı, benlik ve kimlik arayışı. İlk nesil yazarlara kıyasla daha az olsa da, ikinci nesilde de kara tren, tren istasyonu, kuş, mektup, soğuk hava, köksüz ağaç, yol, yolcu, ikinci vatan, ve acı vatan gibi motifelerin yanı sıra; yerleşik olmuşluğun ve yaşanılan toplumun bilincinde olunduğunu anlatan metin ve şiir konuları da yer yer ağır basmaya başlar.

Öne çıkan ana tema ve baş karekter örnekleri: Acı Vatan: Anonim yakılmış, Erkan Ocaklı ve Ruhi Su gibi sanatçılarca yorumlanmış türküdeki Almanya’nın tarifi. Göçenlerin sıla ve memleketlerine dönme düşüncesi Almanya’ya yerleşmeye ve yerleşilen yeni coğrafyayı yurt yapma azmi de artıkça bu türkü ve seslendirilmesi gündemden düştü. Mehmet’ler: Almanya’daki birinci nesil göçmen Türk erkeklerinin genelini ifade eden sıfat. Dazlaklar: Yabancılar, özellikle de Türkleri öteki görerek düşman olan, genellikle saçları kazınmış olan (1980 ve 1990’lı yıllarda Derdiyoklar’ın Hop Hop Dazlalar müzik parçasında dile getirdiği) ırkçı Alman gençleri. Maria Puder: Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna (1943) romanındaki ressam ve şarkıcı baş karakter kadın. Raif Efendi: Berlin’e tahsil için geldiğinde Kürk Mantolu Madonna romandaki baş figür Maria Puder’a aşık olan içine kapanık ve melankolik Türk genci. Koreli Kerim: Kadri Akkaya’nın Koreli Kerim’in Son İsteği hikayesinde Almanya’ya işçi olarak ilk gelenlerin tipik örneği diğergam bir karekter. Köln Bülbülü: Almanya’daki çoğunluk Türk‘ün yaşadıkları yabanı duygusal olarak sonunda yurt edinecekleri 1990’lı yıllara kadar, severek dinledikleri türkücü Yüksel Özkasap’a verdikleri efsanevi sıfat.

Sonuç ve gelecek

Alman eğitim sisteminde Türkçe Anadil eğitim ve öğretimi yerine seçmeli ve sadece haftada iki saatlik Anadile Destek Dersi’ne bile önemin hem sorumlu olan eğitim kurumlarınca verilmemesi hem de velilerin ve öğrencilerin bu derslere ilgilerinin giderek azalması, Türkçenin toplumda zayıflamasına ve genç nesillerin edebiyat uğraşısı yapcak yetkinliğe yükselmemesine yol açıyor. Bu süreç tabi olarak Almanya’daki Türk Edebiyatının varlık şartlarını ve geleceğini de zayıflatıyor. Türkçe televizyon kanalları ve diğer medya Türkçenin günlük kullanım dili olarak yaşamasına katkıda bulunuyor olsa da; bir dilin bilimsel ve yetkin bir eğitimle ve ancak bilinçli yazım ve anlatım türlerindeki kullanımı sayesinde kültür ve edebiyat dili olarak devam edebileceği gerçeği, bizi sorumluların acele ve kalıcı çözümler üretmeleri gerektiğini hatırlatmaya zorluyor.

Çoğunlukla ve/veya sadece Almanca yazan Türkiye kökenli yazarlara ve şairlere; onların eserlerine ve edebi şahsiyetlerine odaklanmadığımız için, ilgi duyanlar için öne çıkanları sadece anmış olalım: Aygen Sibel Çelik, Necati Mert, Safiye Can, Eren Güvercin, Yücel Sivri, Güray Süngü, Menekşe Toprak, Serkan Türk, Birand Bingül, Renan Demirkan, Şinasi Dikmen, Hilal Sezgin, Akif Pirinççi, Zehra Çırak, Hatice Akyün, Aygen Sibel Çelik, Yade Kara, Gülbahar Kültür, Kerim Pamuk, Selim Özdoğan, Mehmet Fıstık, Saliha Scheinhardt, Django Asül (Uğur Bağışlayıcı), Osman Engin, Gülbahar Kültür, Feridun Zaimoğlu ve Zafer Şenocak.

Edebiyat türü kitapları henüz olmadığı halde, kimi konularda çeşitli mecralarda önceden yazdıkları şiir ve yazılarıyla veya edebiyat dışı konularda yayımladıkları kitaplarını, edebi tad alarak da okuyacağınız Almanya’dan eli kalem tutan diğer isimlere örnekler: Mavera dergisinde şiir ve yazıları çıkan M. Yusuf Aktürk; Batı Düşüncesinde Stratejik Perspektifler (2015) adlı kitabın yazarı Alaattin Diker; Daha Sesimizi Duyurmadık (1983) adlı akademik kitabın yazarı Gündüz Vassaf ve hekim, tıp etiği profersörü İlhan İlkılıç. Şair avcısı şiir editörü ve yayıncıları da harekete geçirecek Sen Gelmedin adlı şiirinin bir bölümü şöyle: „Köln’ün üstüne çöküyor biraz sis biraz da bulut / Berlin duvarında çarmıha geriliyor da her umut / Otobanlarda eriyor sabır, zulüm ve biraz da sükut / Memleketten mürekkebi hasret mektuplar geldi / Sen gelmedin.“

Toplumların, geçmişlerine ve geleceklerine aynı anda ayna da olan kültür ve onun en önemli ögesi edebiyat; bir yandan güncel yaşanılana, diğer yandan da gelecekteki muhtemel yaşam biçimine yön veren önemli sanat dallarındandır. Eğer elli yıl veya yüz yıl sonra Almanya Türklerinin istenen yetkinlikteki toplumsal ve kültürel durumlarına bugünden muhkem temel taşı olsun diye Almanya Türk Edebiyatının geleceği konusunda yayınevlerinin, yazarların, edebiyat dergi mutfağında özveriyle uğraş verenlerin ve en önemlisi eleştirel bakan edebiyatseverlerin ve de edebiyat kamusunun diğer tüm paydaşlarının yeniden ve nitelikli bir kurumsallaşma ve yapılanma için birlikte bir beyin fırtınası yapmaları, hem Almanya Türk Edebiyatının istikametini sahih ve kuşatıcı bir çizgide sürdürme çabasına hem de Almanya’daki Türkçenin yeni nesillere kalıcı ve nitelikli aktarımına iyi bir köprü olacaktır.

Kendine has geçmişi ve ilginç özellikleri olan Almanya’daki Türk Edebiyatını, her türlü Türkçe edebiyat ürünleri verenleri ve onların edebi eserlerini özetlemiş olduk. Almanya Türk Edebiyatının geleceğini geçmişindeki tecrübelere bina edilecek bugünkü kültür ve edebiyat kurumsallaşmalarının yetkinliğiyle şair ve yazarların ürünlerinin edebi kalitesi belirleyecek.

İçerik ağırlığı sanat, kültür konuları olan; hatta sadece edebiyat ürünlerine ve edebiyat konularına has bir veya bir kaç derginin eksikliğini giderecek yeni bir atılım için ilk başta Almanya Türk Edebiyatı içinde ürün veren şairlere, yazarlara ve geçici dünya malından bilerek infak edebilecek Türkçe edebiyatsevenlere ayrı sorumluluk düştüğünü bilenlerin çoğalarak sivil bir imeceye dönmesi umuduyla… Türkçe’nin bu coğrafyadaki kültür ve edebiyat ocaklarının ‚közleri sönmesin, külleri soğumasın hu!‘ niyazıyla… Bu çalışmayı güzel insan, Belkıs İbrahimhakkıoğlu’na ithafla bitirelim.

Kadri AKKAYA

Fotoğraflar: Isabelle M. BECK

Yayın Tarihi: 30 Ekim 2021 Cumartesi 10:00 Güncelleme Tarihi: 31 Ekim 2021, 17:14
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Kadri Akkaya
Kadri Akkaya - 4 hafta Önce

Yayımcımızın gelen e-mailler ile daha fazla mesaisini almamak için yazar olarak notumuz: Konuyla ilgili tüm literatürü taradığımızı ve yazının edebiyat kanonu olduğunu iddia etmiyoruz. Bilmeyerek unuttuğumuz Rıza Hekim’in Alpler Geçit Vermiyor (1984) adlı romanı gibi diğer önemli yazarları unutmuş olabiliriz. Onu ve diğer farkına varılmayanları nasibse ilerideki çalışmalarda düzeltiriz. Arzumuz bu yazıyı da edebiyat cenderesinden geçirerek daha da yetkince değerlendirecek edebiyat eleştirmenlerinin çıkıp konuyu bir kaç adım daha ilerletmesi ve iyilikte yarışa vesile olması. Doğrudan ulaşım: kueltour@gmx.net

Ahmet Behnan
Ahmet Behnan - 4 hafta Önce

https://www.kitapyurdu.com/kitap/bizim-avrupa/368377.html&filter_name=irfan+söyler

banner26