Allah’ın boyasıyla boyanmak ama nasıl?

Sıbğatullah tabiri ile beşerî dile dökülmüş bu boyanın Allah’ın insan için yarattığı, Hak din, ilâhî fıtrat, hidayet, nur ya da kendisini sorumluluk ve idrak bakımından hayvandan ayıran akıl olduğu söylenmiştir. Akile Tekin yazdı.

Allah’ın boyasıyla boyanmak ama nasıl?

Sübhandır Allah Teâlâ, var ettiklerinin her tür nitelemesinden öte, var olanların acz, tenzih ve tesbihince Mevcûd’dur/Var’dır. Kelamını rahmetiyle gönderirken, merhametinden, kullarına kendilerinin âşina olduklarıyla hitapta bulunmuş, bunlardan bazılarını Kendisi’ne nispet ederek sahiplenmiştir. Allah hakkında Mâsivallaha (O’nun dışındakilere) vasıf bakımından Zatını teşbih (Benzetme), tecsim (Şekillendirme) türünden olan bu tarz ifadeler, O’nun hakikatini tasvir edemez, yalnızca O’ndaki vasıfların mutlaklığını ve yaratılmışlardan farkını açığa çıkarır. Bu ifadelerden birisi Sıbğatullah’tır (Allah’ın Boyası). Peki, nasıldır bu boya, Kur’an-ı Kerim’de nerede zikrolunur, niçindir, bu ifadeyle Rabbimiz bize Kendisi’ni nasıl tanıtır, ne anlatır?

Mushaf’ın dilinden Bakara Suresi

Kur’an-ı Kerim’de Sıbğatullah (Allah’ın Boyası) ifadesi Bakara Suresi’nde yer alır. Kelâmullah nüzulü tamamlandıktan sonra hafızaların yanı sıra yazı ile de muhafazası için derlenip bir araya getirilmiş (Cem), Ebubekir  zamanında oluşturulan ve çoğunlukla Osman  döneminde çoğaltılan (İstinsah) nüshalara “Bir araya getirilip bağlanmış yazılı sayfalar” manasında “Mushaf” denilmiştir.1 Mushaf’ın Mekkî Fatiha Suresi, ardından gelen ve Medine’de nazil olmuş olan Bakara Suresi ile başlaması, Mushaf tertibinin meydana getirilişinde ölçünün ne olduğu sorusuna sebep olmuştur. Âlimlerden bazıları bu sıralamaya Sahabenin karar verdiğini (İçtihat ettiklerini), kimileri de bu düzenlemenin çoğunlukla Efendimiz  tarafından hayattayken tamamlanmış olduğunu, az bir kısmının Sahabenin kararına bırakıldığını ifade ederler. Büyük çoğunluk ise bu düzenlemenin bizzat Allah tarafından yapıldığını, tevkifi olduğunu, zira Efendimizin  vefatından önce bütün Kur’an’ı Cebrail’e  arzı hadisesinde bu tertip üzere okuduğunu, Sahabenin de buna şahitlik ettiğini belirtirler.2

Çeşitli rivayetler yardımıyla oluşturulan yaklaşık nüzul sırasına göre 92. sırada nazil olan Bakara Suresi, Medenî dönemde hicretin ikinci yılı itibariyle indirilmeye başlanan ilk suredir. Kur’an-ı Kerim’in en uzun suresi olup 286 ayettir, adını 67-73. ayetlerinde zikredilen “Bakara (Sığır)” kelimesinden alır. Muhtevasında; münafıklar, Ehl-i Kitabı (Yahudi ve Hristiyanlar) konu edinen pek çok ayetle birlikte, savaş ve ticaret hukuku, evlilikle ilgili hukuk, kıblenin değişimi, infak gibi konular, Âdem, İbrahim-İsmail, Musa peygamberlerin  kıssalarından kesitler, vefat ederek Rabbimize kavuşanların arkasından okuduğumuz ayet3, namazların sonunda okunan Rabbena dualarının ilki4 ve Âyet el-Kürsî olarak bilinen ayet5 yer alır.6

Kur’an’ın senamından sıbgâtullah

Peygamber Efendimizin  “Her şeyin bir senâmı (Zirvesi) vardır. Kur’an’ın senâmı da el-Bakara Suresi’dir.”7 buyurduğu surenin nazil olduğu dönemde, Mekke’den Medine’ye Allah ve Resul’ü dışında her şeylerini bırakıp hicret eden muhacir Müminler ve onlara yurt olan Ensar, İslâm Devleti’ni kurma, İslâm’ı bütün dünyaya tanıtma gayesiyle cihat etme ve bu esnada kendileriyle de Allah ve Resulünün rızasına kendilerinden istenen biçimde uyma mücahedesi içerisindedir. Çevrelerinde de Ehl-i Kitab bu gayrete karşı teyakkuz hâlindedir.

Bakara Suresi’ne adını veren 68-71. ayetlerde zikrolunan hadiseye bakıldığında, Rabbimizin Musa  vasıtasıyla Yahudilerden kurban etmelerini istediği sığır hakkında, onların hayvanın nasıllığı; hakikat ya da mecazî bir emir mi oluşu, rengi, biçimine dair art arda sorular sordukları görülür. İlâhî emri ileten Musa peygamberi  başlangıçta ciddiye almayan kavimden, ilk sorularının cevabında emre derhal itaat etmeleri istenir. Ancak Allah, itaat etmeyerek soruşturmaya devam edenlerin durumunu, amaçlarını açığa çıkaracak biçimde, “Neredeyse kesemeyeceklerdi.” ifadesiyle tasvir ederken Sıbğatullah ayetiyle, aslında göz yanılması, ışık kırılmasından ibaret olan renklerin kaynağına/Kendisi’ne yöneltir, ayrıntı peşinde koşanları asla yani Kendisi’ne çağırır.

Sure bağlamında devam eden ayetlerde bu kez Hristiyanların ısrar ve inatla gelenek hâline getirdikleri vaftiz inancına ve buna sorgusuz teslimiyetlerine işaret edilir. Müminlere sıbğa kelimesinin ifade ettiği, vaftizle yeni doğan bebeklerin sarı renkli bir suyla adeta boyanması hadisesi aktarılır. İmkânsızlıklardan, azınlık olma hâlinden muzdarip olmamaları ve İslâm’ın Hak’tan oluşunu kabullenemeyen Yahudiler ve Hristiyanların kendi dinlerine iman etme çağrılarına kanmayarak kalplerini bu boş sözlerle boyamamaları istenir. Mekke’den yakînen bildikleri İbrahim’in  hatırası anımsatılır ve İbrahim’den  sonra gelen peygamberlerin Hak din çağrısına ayrım yapmaksızın inanıp uymaları, tevhit geleneğine teslim olmaları beklenir. Bu ilâhî-nebevî silsilenin son halkası Efendimize  bu şekilde ayrım yapmaksızın iman etmeleri durumunda Ehl-i Kitab’ın da kurtuluşa ereceği belirtilir. Müminlere son derece latif bir üslûpla “(Biz) Allah’ın boyasıyla (boyanmışızdır). Allah’tan daha güzel boyası olan kim? Biz O’na kulluk edenleriz (deyin)”8 denilir. Bu şekilde süreç içerisinde Bedir Savaşı’na hazırlanan Müminlere, Peygamberlerinin  onlara getirdiği ve verdiği emirlere karşı nasıl bir tutumda olmaları gerektiği talim ettirilmiş de olur.

Mânâ açısından Bakara Suresi

Sıbğatullah tabiri ile beşerî dile dökülmüş bu boyanın Allah’ın insan için yarattığı, Hak din, ilâhî fıtrat, hidayet, nur ya da kendisini sorumluluk ve idrak bakımından hayvandan ayıran akıl olduğu söylenmiştir. Hatta âlimlerimiz müşâkele dedikleri sanata başvurarak Sıbğatullah yerine Fıtratullah, Âdetullah manalarının ikâme edilebileceğini belirtirler.

Bir dünyevî gereç olarak boya nesne için arızîdir, asıl tabiatından ayrılmaz nitelikte ve sürekli değildir; elbiseye, eve, tene renk verendir. Allah’ın boyası, kendisinde potansiyel olarak tevhit boyasının bulunduğu fıtrat ve akla sunulan ilâhî bir ikram olarak dindir. Kumaş nasıl boya ile renklendiriliyorsa din de tevhit merkezli asıl unsurları yani kumaşı sabitlenen, toplumların dönemlerine ve ihtiyaçlarına göre emir ve yasakları biçimlendirilen ilâhî bir boyadır. Ancak bu boya insanî nitelikten farklı olarak yalnızca dışı değil, içi de renklendirir, parlatır. Bu sebeple ondan daha güzeli ya da güzelden anlaşılan ne varsa onun dengi olamaz. Bunun farkına varan kul da Allah’ın merhamet ve şefkat himayesine girer, gönüllülükle itaat eder, teslim olursa ayet-i kerimede zikredilen “Âbidûn”dan olur.

Dünyevî zeminde kullanılan her sunî boya yalnızca zahirde bulunmaya, donuk ve solmaya mahkûmken Allah’ın boyası insanın tabiatındandır, yönü içten dışadır. İçi de dışı da kuşatıcıdır; Allah bilincinin diri olduğu her an doğal olarak tazelenir. Mutlak ve ilâhî boya, Sahibi’ne nispeti gereği insanî deformasyondan etkilenmez, ancak Allah’ın nuruyla, sıfatlarıyla boyandığını fark edememe ölçüsünde, insanın ilâhî boyadan ya da Allah’la boyanmadan nasibi azalır, nuru söner, rengi pırıltısını kaybeder, cilâ ister.9

Öyleyse…

Bir boya ile boyanmalı ve Allah’ın sahiplendiğine dahil, Allah’ın tercihine mensup olmalı insan… “Öküzün rengi dışından belli, insanın boyası ise içinde gizlidir. Temizlik küpünden güzel renkler hâsıl olur. Çirkinlerin rengiyse siyah ve pistir. O latif güzel renk ‘Sıbgatullâh-Allah’ın Boyası’dır, bu kirli renk de Hakk’ın lanetidir…” der, Mevlânâ. Eskilerin dediği gibi içi alaylı, dışı kalaylı olmak ya da öylece kalakalmaktan Rabbi’ne sığınmalı kul. Öyleyse

Hüdayi’nin diliyle;

“İste Nakkaş’ı nakşa aldanma

Kuru suretle iş biter sanma

Cehl ile nâr-ı gaflete yanma

Cümlenin başı bir inayet imiş…”10

Akile Tekin

Dipnot:

1  Mehmet Emin Maşalı, “Mushaf”, DİA, 2006, 31: 242-248

2   Abdülhamit Birışık, “Sure”, DİA, 2009, 37: 538-539

3   إنا لله و إنا إليه راجعون : “Ki onlar kendilerine bir bela geldiği zaman ‘Biz (dünyada) Allah’ın (teslim olmuş kulları)yız ve biz (ahirette de) ancak O’na dönücüleriz.’ diyenlerdir.” (Bakara, 156  ) Hasan Basri Çantay, Kur’an-ı Hâkim ve Meal-i Kerim, 15. Baskı, İstanbul, Elif Ofset, 1410/1990, 1: 44

4   Bakara Suresi, 201

5   Bakara Suresi, 2

6     Emin Işık, “Bakara Suresi”, DİA, 1991, 4: 526-529

7      Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Eser Kitabevi, İstanbul, 1942, 1: 146

8      Çantay, Kur’an-ı Hâkim ve Meal-i Kerim, 1: 41

 Yararlanılan Kaynaklar:

İbn Cerir et-Taberî, Câmiu’l-Beyan an Te’vîli Âyi’l-Kur’an Tefsiru’t Taberî, Mustafa el-Bâbi el-Halebî ve Evlâduhû, Kahire, 1954/1373; Fahreddin er-Râzî, et-Tefsiru’l Kebir Mefâtihu’l Gayb, Dâru İhyâi’t Türâsi’l-Arabi, Beyrut, 1990/1411; Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, 1:515, 516; Çantay, Kur’an-ı Hâkim ve Meal-i Kerim, 1, 41; Kasım Şulul, İlk Kaynaklara Göre Hz. Peygamber Devri Kronolojisi (Tahlil ve Tenkit), İstanbul, İnsan Yayınları, 2003

Aziz Mahmud Hüdayi, Divan-ı İlâhiyat, Haz: Mustafa Tatcı-Musa Yıldız, İstanbul: Üsküdar Belediyesi, 2005, s. 337

Yayın Tarihi: 31 Aralık 2020 Perşembe 11:08 Güncelleme Tarihi: 07 Ocak 2021, 11:25
banner25
YORUM EKLE

banner26