Ait olmadığı bir yerde insan ne kadar yaşar?

Ali Haydar Haksal, Yitik Yaşamın Güncesi adlı romanında, özüne uygun olmayan bir çevrede bulunan ve bu sebeple acı çeken bir kadının dünyasına giriyor.

Ait olmadığı bir yerde insan ne kadar yaşar?

 

 

Ali Haydar Haksal'ın Yitik Yaşamın Güncesi kitabı, adından da anlaşılacağı üzere, hayatta kendisine yer edinememiş bir insanın günlüklerinden oluşan bir roman. İz Yayıncılık'tan çıkan kitap, Tuzla Belediyesi Roman Yarışması’nda ikincilik ödülünü almış. Dilinin akıcılığı, duruluğu, ruh halinin birebir yansıtılması bu psikolojik romanın başarılı bir elden çıktığını ortaya koyuyor. Yazar, bizi kahramanın dünyasına öyle ustalıkla sokuyor ki, artık onunla beraber hüzünleniyor, onun dertlerine ortak oluyoruz. Olaylara onun bakışıyla bakıyor, tespitlerini, vurucu cümlelerini kendi içimizde tartıyor, hak veriyoruz.

Yitirilmiş bir hayatın romanı

Ali Haydar Haksal, bu romanında kendini anlatan bir genç kızı okuyucusuyla tanıştırıyor. Hayattan beklentisi olmayan bir o kızın öyküsüdür anlatılan. Bunun için yitiktir. Kitabın arka kapağında da yer alan şu cümle, romana konu olan kişilerin sıradanlıktan uzak olduklarının sinyalini veriyor: "Her insanın binlerce yaşanan, yaşanmakta olan, yaşanacak öyküleri var. Ben kendiminkilere yetişemiyorum." Böyle diyor romanın kahramanı Fatma. Okurken anlıyoruz ne demek istediğini. O kadar çok yaşanmışlığı bir insan tek başına nasıl taşıyabilir? Fatma ile beraber bu sorunun peşine düşüyoruz.

Fatma, sağlık ocağında, hastanelerde ne kadar iyi olunabilirse o kadar iyi olan bir hemşiredir. İlaç ve dert kokan, yaşama bir türlü ısınılamayan yerlerdir onun meskeni. Ölüm en çok buralarda kol gezer. Belki de bugün ilgilendiği hastasının son isteğini yerine getirmiştir, kim bilir.

Evden işe, işten eve doğru akıp giden bir hayatı var Fatma'nın. Ferahladığı, hayat bulduğu yer satırlardır. Duygularını, hissiyatını, acılarını, sonu gelmeyen yalnızlığını, iç âlemini sayfalara döküyor Fatma. Paylaşacak başka kimsesi de yok zaten. Yazmak ve okumak onun için bir tutkuya dönüşmüş. Yazmayınca ve okumayınca kendini eksik hissediyor. Ona umut aşılayan tek şey kitapları ve her ay gelmesini sabırsızlıkla beklediği dergisi. Onun için hayat, okuyabildiği ve yazabildiği sürece güzel. Özlemlerini, içine hapsettiği yaralarını, dışarıya yansıtmadığı duygularını yazıyor kimi zaman defterine. Bazen de hastalarıyla aralarında geçen diyaloglarını, nöbet yazılarını kaleme alıyor.

Anneler neden kızlarının çok okumasını istemez ki?

Kitap okumayı hayatının parçası haline getiren kızların anneleri şanssızdır. Çünkü diğer anneler gibi kızlarıyla gönüllerince halleşemezler. Bu yüzden istemezler kızlarının bu kadar çok, haddinden fazla okumalarını. Okudukça kendisinden ve çevresinden uzaklaştığını, sıradan, herkes gibi biri olmadığını müşahede ederler kızlarının. "Kitabı eve getirdiğimde, koluma giren bir yabancı erkek varmış gibi bakıyor bana" diyerek açıklar Fatma bu durumu. Bu yüzden Fatma'nın, annesiyle arası iyi değildir. Çevresindekiler de çok farklı sayılmaz. Diğerleri gibi olmayışının sıkıntısını hep yaşatır ona etrafındakiler.

Kendi yalnızlığına gömülüyor, kendiyle buluşmayı yeğliyor Fatma, kalabalıklar arasında. Çevresindekiler, iş arkadaşları ne kadar hayatın yerlisi ise, kendisi de o kadar yabancıdır. Güçlüler dünyasında yaşamak çok zordur onun için. Ayak uyduramaz onlara.

Dinmeyen bir yürek acısı vardır Fatma'nın. Karşılık alamadığı mektuplarıyla büyüttüğü, dinmeyen hasretiyle çoğalttığı bir sevdası vardır yüreğinde kimselere açmadığı. Geceleri yoldaş olur ona bu derdi ve ağlamaları. Hayatın umut kapılarının onun için kapandığını düşünür. Belki de bu, çaresi olmayan sevdasıdır böyle düşünmesine sebep olan. Kendisini anladığını düşündüğü tek kişi mektuplarının sahibidir, fakat o da ortalarda görünmez.

Kendi benini yaşayamamanın, özgür olamamanın ızdırabını çeker ruhu. Oysa istediği çok basittir; kendi gibi olmak ve yaşamak ister. "İnsanın özüne uygun olmayan bir çevrede bulunmak, mezarda olmaktan daha kötüdür." Dergide okuduğu bu cümle sanki onun için yazılmıştır. Ruhu boğulan, girdaplardan çıkamayan her insan gibi bir ışık arar Fatma, karanlıklardan kurtulabilmesi için.

 

Ayşegül Sena Kara yazdı

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2016, 16:14
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13