Aile değerlerinin değersizleştirildiği mecra: Sosyal medya

"Ne uğruna yozlaşıyoruz peki? Maddi getiri önemli bir etken olmakla birlikte burada daha çok psikolojik etkeni ele alacağız, yani görülme, onaylanma, takdir edilme, beğenilme, sevilme ihtiyaçlarını." Doç. Dr. Muhammet ÖZTABAK yazdı.

Aile değerlerinin değersizleştirildiği mecra: Sosyal medya

Herkesi güldürmek, biraz daha fazla beğeni almak, daha fazla görünür ve tanınır olmak adına bazı insanların anne, baba, anneanne, babaanne, vb. aile üyelerini istismar ettiği sahneleri dehşetle izliyorum. Kılıktan kılığa tipten tipe girilen, her türlü maskaralığı yapan, şakaların sonucunda insanları kızdırarak küfrettiren, duygularıyla oynayan, aldatan, korkutan, yalan söyleyen, yapılan şaklabanlıklara ağlanacak yerde hep birlikte kahkahayla gülünen, sürekli “sinkaflı” küfürler edilen, tekme tokat şiddet uygulanan, burada yazamayacağım kadar süfli diyalogların geçtiği videolar bunlar.

Evlat babaya saygısızlık, edepsizlik yapıyor, baba da hakaret ede ede evladını dövüyor. Veya torun nenesini küçük düşürüyor, annesi buna kahkahalarla gülüyor. Ve buna benzer içerikler. Yorumlarda da bizi çok güldürdün, kral adamsın, hahaha’lar, efsanesin övgüleri, kahkaha atan emojiler, alkışlar vb.

Madalyonun diğer yüzü ise bu videoların hemen hemen hepsinin kurgu olması. Yani küfredenle kendine küfrettiren, aşağılayanla kendini aşağılattıran, şiddet uygulayanla şiddete maruz kalan, bunların hepsi gönüllü durumunda. Sözde spontane çektiği videodan dolayı faili suçlar gözükürken, mef’ulün de hiç de masum olmadığını bilmeliyiz. O da sonuçta bu olanların hepsine rıza göstermiş oluyor.    

Bir kanser hücresi gibi toplumun hücrelerine yayılan sosyal medya çılgınlığındaki saçmalıklar, zamanla insanlar tarafından kanıksanıp normalleştirilmektedir. Yavaş yavaş ısıtılan kabın içindeki kurbağa gibiyiz. Eğer kurbağa birden kaynar suya atılsaydı can havliyle zıplayıp kendini dışarı atardı. Ama suyu yavaş yavaş ısıttığınızda içinde bulunduğu ısı değişimini hemen algılayamaz hâle gelir, kaçamaz ve oracıkta ölür. Bunu algıladığında ise zaten iş işten geçmiş olacaktır. Bu videoların altındaki tepkilere baktığımızda ise insanların çoğunluğunun -az bir muhalife rağmen- bunu normalleştirdiklerini, değişikliğe alıştıklarını, aile değerlerinin erimeye başladığının farkında olmadığını maalesef söylememiz gerekir. Değer yerine fayda merkezli bakış açısı her şeyi bir meta hâline getirmiş, bireysel çıkarı uğruna değerleri de metalaştırmıştır. Toplum bu pespayeliğe alıştıkça maalesef kendi sonunu kendi hazırlayacaktır.   

Aile dolayısıyla toplum birtakım değerlerin benimsenerek yaşatılmasıyla varlığını devam ettirir. Aile fertlerinin birbirlerine bağlılığı, büyüklere saygı, aile arasında sevgi, dayanışma, yardımlaşma, ahlâki değerlere bağlılık, aile birlikteliği, sadakat gibi ailelerin belli değerleri mevcuttur. Bu değerler aynı zamanda bir sonraki nesle aktarılır, böylece sosyal-kültürel-ahlâki değerlerin yaşaması sağlanır. Günümüzde kitle iletişim araçları ve medya dayatması ile ailenin değişime zorlanması karşımıza kültürel ve değer yozlaşmasını getirmektedir.

Ne uğruna yozlaşıyoruz peki? Maddi getiri önemli bir etken olmakla birlikte burada daha çok psikolojik etkeni ele alacağız, yani görülme, onaylanma, takdir edilme, beğenilme, sevilme ihtiyaçlarını. Fakat bunları elde ederken bile gerçeklik üzerinden değil de sanal ortam üzerinden halletmeye çalışmak. Yani “like’lanıyorum öyleyse varım” düzleminde var olmak. “Bana kendimi önemli bir kişi olarak hissettiriyor” duygusunu yaşamak. Binlerce takipçi sayesinde lider olarak karizmatik bir kişilik ve lider olarak algılanmak.

Dikkat edilirse her biri dışa bağımlı etkinlik ve duygular. Kendini başkalarının tıklanmaları üzerinden sevme, önemli hissetme… Tam tersi de mümkün, az tıklanma sevilmeme, önemsiz hissetme… Tıklandıkça sevilme, sevildikçe daha çok tıklanmaya çalışma. Like’landıkça onaylanma, onaylandıkça daha çok çaba gösterme. Ve tolerans gelişimi sonucu gittikçe dozajın artırılması. Adeta bağımlılık döngüsü gibi.

Bu noktadan sonra kişi gerçek “kendi”liğinin değil sanal ortamdaki imajının peşine düşecektir. Gölgesinin peşine düşen insan ise hiçbir zaman kendisiyle karşılaşmayacaktır. Kendisi olmaktan uzaklaşan, kendine yabancılaşan insan gerçeklikten koparak artık sanal bir âlemin nesnesi hâline gelmiştir. O artık kendine hâkim değildir ve kitlelerin tüketimine sunulmuş bir meta oluvermiştir.   

Mevlâna’nın Mesnevi’sinde geçen hikâyedeki gibi hayat sermayesini eritip bitirir;

“Kuş havada uçarken, gölgesi toprak üzerinde kuş gibi kanat çırparak koşar. Ahmağın biri, o gölgeyi avlamaya kalkışır, gücü tükeninceye kadar koşuşturur. O gölgenin havadaki kuşun yansıması olduğundan da habersizdir, onun aslının nerede bulunduğundan da habersiz. Gölgeye doğru ok atar; bu arayış yüzünden sadağı boşalır. Ömrünün sadağı boşaldı; ömür, gölge avı peşinde koşmakla geçti, eridi bitti.”

Sadece kendini eritmekle kalmayıp, aile fertlerini ve etki alanındaki toplumun fertlerini, daha da önemlisi toplumun çekirdeği olan ailenin değerlerini de bilmeden de olsa eritmeye adaydır. Ancak toplumsal erimeler kemik erimesinde (osteoporoz) olduğu gibi sıklıkla belirti vermeyebilir. Ancak bir kırık veya çatlak sonucu fark edilerek teşhis konur. Sosyal medyadaki bu görüntüler toplumsal çatlağın işaretidir, tedbir almak için illa her yerimizin kırılmasını beklemeye gerek yoktur.  

Doç. Dr. Muhammet ÖZTABAK

Yayın Tarihi: 10 Ağustos 2022 Çarşamba 10:00
YORUM EKLE

banner19

banner36