Ahmet Oktay neden anmıştı İbn-ül Cella'yı?

Şiir, Nefahat-ül Üns denli hikmetlidir kimi zaman… İlhami Çiçek için yazdığı şiirde Ahmet Oktay İbn-ül Cella'yı neden anar, Zeki Bulduk yazdı..

Ahmet Oktay neden anmıştı İbn-ül Cella'yı?

 

Ürktüm bu yüzlerden -Bu kadın yüzleri/ ki güzellik/ saptırır imanı/ -örtünmelidir-/ Mangalın korunu avcuna koy da/ hatırla:/ nasıl unutmuştu 20 yıl Kur'an'ı/ İbnü'l Cella

Ahmet Oktay’ın “İlhami Çiçek” adlı şiirinde geçen İbnü’l Cella kimdir?

Şiirde de altı çizildiği gibi yirmi sene Kur’an ezberinden silinmiş bir Hakk sevdalısı.

Şiirdeki örüntüyle bir ilgisi var mı?İlhami Çiçek

Fena halde alakası var. Zira “ki güzellik/ saptırır imanı” dediği yerde başlayan bir unutma ve pişmanlık hikâyesi çıkıyor karşımıza. Güzel yüzlü bir Hıristiyan delikanlı görür ve hayretle, “bu güzel yüz de cehennemde yanacak mı?” diye sorar. Bu sorunun cevabıdır; yirmi sene Kur’an’ı ezberinden kaybetmek.

“Ey gözüne tuzla sürme çeken Şıblî!/ Başka dudaklar da var/ zikrle yara olan./ İblis/ ve iğva beni uyutmayan”

“Uyuyan herkes gafildir ve gafille Rahman arasında perde vardır” düsturuna boyun eğdiğinden Şibli, “gözüme uyku girmesin” diye uzun seneler boyunca geceleri gözüne tuz sürerdi.

Bizler “Satranç Dersleri”nin arasında müntehir izler arayadururken…

İmdi, haberlik tarafı nedir “İlhami Çiçek” adlı şiirde geçen iki sadık dostun? Şu ki; şiir hikmeti ve acıyı anlatırken, anlatılan insanın ruh dünyasına yakın insanlar bilerek seçilmiş ve öylesine şiire yerleştirilmemiştir. Genç şaire örnek olsun diye değil lakin Ahmet Oktay’ın hakikate râm olan insanlara yakın olması ve onları kaleme alması da değil hadise. Evet, Kemal Tahir’in kendi mahallesinde olduğunu öğrendiğinde çok üzülür. Zira onca zaman aynı yollardan geçmişlerdir ama bir kere olsun Kemal Tahir’in kapısını çalmadığı için meyus olmuştur. Ahmet Oktay’ın gönlünü ve aklını verdiği dünyaya uzak zatlardır şiirde geçenler. Ancak, Ahmet Oktay şair olarak tam da dizesinde kullanmıştır o isimlerin hallerini.

İlhami Çiçek okumaları yaparken ıskalanılan bir taraf olduğunu şiiriyle adeta gözümüze sokmaktadır Ahmet Oktay. Bizler “Satranç Dersleri”nin arasında müntehir izler arayadururken birileri çıkıp yıldızı işaret etmektedir. Ne denilmiştir: Akıllı insanlar parmağın gösterdiği yıldıza, aklı evveller ise işaret eden parmağa bakarlar. İlhami Çiçek okumalarında ıskaladığımız “hikmet izlerini” hesaba katarsak, gidenlerin bize bıraktığı sağlam cümleler var, “yalnız hüznü vardır kalbi olanın” dizeleri yanında. Yoksa şiirde olduğu gibi “Benim delilim çürük” demekten geri kalamayacağız.

bir Frashchian tablosuBiz İbn-ül Cella’yı da, Şibli’yi de sık sık unutuyoruz

İlhami Çiçek, Şibli’nin ve İbn-ül Cella’nın sancısını bilen bir yürek taşıyordu. Onların dertleriyle dertlenip dertlenmediği bizce karanlık. Ancak bir Müslüman sanatçı ancak mü’min tablolarla tanımlanabilir, izah edilebilir. Ahmet Oktay’ın “İlhami Çiçek” şiirinde olduğu gibi.

Cüneyd-i Bağdadî, “Arayan bulur” dediğinde, Şiblî: “Hayır, bulan arar.” diye karşılık vermişti. Hikmeti bulduğunu zannedenlerin arayıştan vazgeçtiklerine şahit olmak ne kadar da acıdır! Evet, İbn-ül Cella unutmuştu Kur’an’ı. Evet, biz İbn-ül Cella’yı da, Şibli’yi de sık sık unutuyoruz. Hatırlatanların illa ki Basralı ya da Bağdatlı mı olması gerekiyor?

 

Zeki Bulduk, bir şiirin dize aralarında buldu Hakk dostlarını

Güncelleme Tarihi: 06 Ağustos 2012, 16:02
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13