banner17

Afrika'da beyaza kafir gözüyle bakılır

Ceyhun Emre Teoman, sunuculuğunun yanı sıra hikayeler de yazan bir isim. Kendisi ile programlarını ve kitaplarını konuştuk.

Afrika'da beyaza kafir gözüyle bakılır

 

Bir kitabevinde elime rastgele bir hikaye kitabı aldım. Sade ve anlaşılır bir dil ile kaleme alınmış, manadan manaya akan bir kitap… İlginç bir isme sahip olan kitabın yazarı da ilgimi çekti ve biraz araştırma yaptım hakkında. Bir de baktım ki Türkçe Olimpiyatları’nda sunucu olarak karşıma çıktı kendisi bir gün. Ceyhun Emre Teoman’la bir röportaj gerçekleştirdim.

Ceyhun Emre Teoman nasıl bir kimliğe sahiptir? Neler yapar? Biraz bahseder misiniz kendinizden?Ceyhun Emre Teoman

Halihazırda yaptığım işlerin şekillenmesinde, büyüdüğüm şehir İzmir’in rolü büyük sanıyorum. Daha ortaokul sıralarında katıldığım şiir ve hitabet yarışmaları, takip ettiğim süreli yayınlar, kültür seviyesi yüksek bir çevre, sosyal etkinlikler biliyorum ki kimliğimin oluşmasında etken oldu. Aslında yaptığım işler ayrı ayrı başlıklarda görünse de birbiriyle oldukça bağlantılı sayılır. Medya yelpazesi tek iş üzerindeki yoğunlaşmayı çok da kabul eden bir sektör değil. Benim de uğraşılarım ve ilgi alanlarım bu minvalde gelişti. Medya… Medya… Medya…

Birçok kimliğiniz var ve yazarlık da bunlardan biri… Bu kimlik nasıl oluştu? Ve neden hikâyeye yöneldiniz?

Hikaye, hayatın ta kendisi çünkü... Saf, yalın, yalansız olan bir tür hikaye… Riyayı, şatafatı kaldırmayan, okurunu asla kandıramayacağınız bir tür hikaye... Asla bir iş olarak görmediğim, nefes alıyor olmamın gerekli kıldığı bir zorunluluk benim için hikaye... Evet uğraş verdiğim birçok alan var ama hikaye ayrı bir yerde duruyor. Cümlelerimin sonuna hiç koyamadığım üçüncü bir nokta gibi hikaye benim için...

Sizi daha çok, TRT Haber’de yayınlanmış olan ‘Türkiye’den Doktor Geldi’ programıyla tanıyoruz. Bize oradaki izlenimlerinizi aktarır mısınız? Sizi orada en çok etkileyen hikâye nedir?

Afrika seyahatlerimden sonra hayata ve insana bakışım değişti. Küçük bir çocuğun açlık sebebiyle gözlerini yumması, dünyada var olan bütün sistemleri bir kere daha gözden geçirmenizi zorunlu kılıyor. Afrika, gökkuşağı kıtası... Ağır yaşam koşulları... Nefes alıyor olmanın insanın omuzlarına yüklediği sorumluluğu bir kere daha hatırlatan kıta... Ve bütün zorluklara karşı, gönüllü Türk insanının çabaları takdire şayan… Afrika insanı durum karşısında müteşekkir... Elinden gelen tek şey teşekkür ve tebessüm... Bu da gönüllülere yetiyor.

Afrika’yı yakinen gören/bilen biri olarak oranın insanları ‘beyaz’lar hakkında ne düşünüyor? Bir Afrika vatandaşı Türk’ü/Türkiye’yi nasıl görüyor?

Öncelikle, Afrika’da beyazsanız kafir gözüyle bakılıyor size… Sonrasında imkanlar nispetinde tanıyorlar. Afrika insanı için beyaz adam şimdiye kadar gözyaşı, zulüm ve acıdan başka bir şey ifade etmemiş. Hal böyle olunca işimiz oldukça zordu. Hiç unutamıyorum, Burkine’de iki kadını getirdiler. Birinin adı Fatıma, diğeri Zeynep... Avrupalı tıp öğrencileri katarakt ameliyatı yapmaya çalışmışlar. Yanlışlıkla olduğunu ümit ediyorum ki, göz kapak kasları ameliyat sırasında kesilmiş. Sonrasında da, göz kapaklarını alınlarına dikmişler. Durumun ifadesi kelimelerle çok zor... Şimdi siz bu insanlara el uzatıp yardım edeceğinizi ifade edince, ciddi bir önyargı ile karşılaşıyorsunuz. Bilmem anlatabildim mi?

Ceyhun Emre TeomanDalaksız Nikola adlı kitabınız trajikomik bir kitaba benziyor? Sizi bu kitabı yazmaya iten sebep nedir?

Tek bir sebep vardı: Özellikle muhafazakar dünyanın eleştiri türünden uzak olması ve kendi iç bakışlarına asla müsaade etmemesi... O kitabı birileri başka taraflara çekse de, kimseler o kitapta kullandığım dil üzerinde durmadı. Bu benim en üzüldüğüm hususlardan biridir. Evet, bir derdim vardı içimde ama “kimseleri kırmadan, kimseleri hedef almadan, kimseleri yok saymadan bu nasıl ifade edilebilir”in derdiydi benimkisi... Evet dikkat çekti kitap... Hem de çok dikkat çekti. Lakin ben, kitabın dili ile daha da çok dikkat çekmek isterdim.

Dünya Radyo’da yayınlanan ‘Cemre’ adlı programınızdan biraz bahseder misiniz? Dünya Radyolu yılları siz de diğerleri gibi arıyor musunuz?

1999-2003 yılları arasında, haftada altı gece yapmış olduğum bir programdı. Acı ve tatlı birçok hatırası mevcut o günlerin... Kültür ve edebiyat, iki saat süren programın çerçevesini çiziyordu. Tabii o yıllar radyonun radyo olduğu zamanlardı. Şimdilerde radyolar sadece müzik kutusu maalesef... Ankara’dan yayın yapan ulusal bir radyo olmanın çok avantajı vardı. Üç ayrı yerde çalışıp, akşamları da program yapıyordum. Neredeyse bütün burslarımla kitap alıp, her fırsatta okumaya çalışıyordum.

Evet, şu anda Dünya Radyo’yu arıyorum… Lakin nafile… Bulamıyorum.

‘Gönüllüler Hareketi’ adı altında yürütülen çalışmalar sizi nasıl etkiledi? Benzer organizasyonlarda rol almak ister misiniz yine?

Bunların hepsi birer proje… Neden olmasın? Hayatta, bir noktada durup geriye baktığımda projeleri rahatlıkla görebiliyor ve analizlerini yapabiliyorum. Bir başlığı olan ve insanlığa hizmeti amaçlayan her bir proje heyecanlandırıyor beni…

Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Türkçe Olimpiyatları hakkında düşüncelerinizi alabilir miyiz? Afrika deneyimlerinizin burada faydası oluyor mu iletişim anlamında?Ceyhun Emre Teoman

Tabii ki oluyor. Oralardan gelen çocukların ortamlarını, yaşamlarını, kültürlerini biliyorum sonuçta… Sadece aynı dili değil, aynı dünyayı da paylaşıyoruz onlarla...

Kitap almak istediğinizde hangi kitapçıları tercih edersiniz? İnternetten kitap almak mı size sıcak geliyor, kitabevinden mi?

Sahaf sahaf dolaşmak en sevdiğim işlerdendi… Lakin artık buna zaman bulamıyorum. İnternet koşuyor imdadıma…

Takip edebildiğiniz dergiler nelerdir desek?

Tabii ki Dergah başı çekiyor. Devamında da; Hece, Edebiyat Ortamı, Keşkül geliyor…

 

Ersin Çahmutoğlu konuştu

Güncelleme Tarihi: 21 Haziran 2012, 10:28
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20