banner17

Adı var kendi yok festivallerin

Festival yapmak isteyen, fuar yapmak isteyen kişilerin kurumların elbette heveslerini kırmamak lazım. Ama toplam etkiyi artırmak adına ne yapılabilir, diye birilerinin bir ölçüm ve yönerge kapsamında bu işleri yeniden tasarlaması gerekiyor. Bülent Ata yazdı.

Adı var kendi yok festivallerin

Kitap fuarları ile edebiyat festivalleri neden işbirliği yapmaz? Hatta belgesel festivalleri ile ya da sinema festivalleri ile neden işbirliği yapılmaz? Fuarların edebiyat festivalleri ile birleşmesi daha kolay düşünülebilir. Edebiyat festivalleri fuarlarla kıyaslanınca daha kısıtlı imkânlara sahip. Fuar alanları genellikle şehrin dışında. Buna karşın, edebiyat festivalleri şehrin göbeğinde. Elbette bu işbirliğinin uygun bir zamanlama ile olması mümkün.

Edebiyat Festivali deyince ne anlıyoruz? Diyelim, çocuk edebiyatı festivali, polisiye festivali, bir yazarın adına düzenlenmiş ya da bir tema etrafında kurgulanmış festivaller hayal edin. İngiliz edebiyatı festivali, Cahit Zarifoğlu edebiyat festivali. Diyelim Nisan ayında iki hafta süre ile bir şehrimizde çocuk kitapları fuarı düzenlendi. Aynı tarihlerde diyelim Cahit Zarifoğlu adına da bir edebiyat festivali düzenlenmiş. Bu iki etkinlik diyelim iki gün çakışıyor.  Neden etkinlikler bazı günler ortak bir program çerçevesinde, ortak mekânlarda düzenlenmesin?

10 yıl kadar önce Amsterdam’da düzenlenen İdfa Film Festivali’ne katılmıştım. Festivalin olduğu tarihlerde festivalin alt programları olarak onlarca etkinlik planlanmıştı. Yerel yönetimlerin, TV kanallarının, radyoların, turizm şirketlerinin, derneklerin paydaş ve sponsor olarak destek verdikleri dünyanın en büyük belgesel festivali. Festival alanı içerisinde çeşitli derneklerin, otellerin, kafelerin, üniversitelerin mekanlarını personellerini organizasyon için tahsis ettikleri çok renkli, dünyanın her yerinden insanların geldiği bir kültürel buluşma. Bir otelin lobisinde ortak yapım için firmalar ve genç yönetmenler buluşuyor. Bir kafede o gün gösterime girecek filmlerin yönetmenleri ile canlı yayın var. Sokağın aşağısında bir sinemada belgesel gösterimi var. Gösterim sonrası sahnedeki yönetmene izleyiciler sorular yöneltiyor. Nehrin kıyısındaki üniversitenin yemekhanesinde izleyiciler, konuk yönetmen, oyuncu ve yazarlar için öğle yemeği.

Bardak taşmadıkça büyük etki yapmıyor

Biz ne yapıyoruz? Biz de elbette bunun gibi festivaller yapıyoruz. Ama organizasyon konusunda tuhaf bir uyumsuzluk var. Herkes kendi bardağına biraz su doldurup o suyla herkesi doyurmaya çalışıyor. Oysa herkesin o bir damlasının aynı bardağı doldurması ve taşırabilmesi önemli. O bardak taşmadıkça büyük bir etki yaratmıyor. Ulaşım ya da konaklama sponsoru bulunamadığı için daha kısıtlı isimlerin katılımı sağlanıyor. Medya sponsoru bu içeriği nasıl kullanacağını daha en baştan düzenleme komitesinde yer almadığı, konuya vakıf olmadığı için yanlış servis ediyor. Üniversiteler işe dahil edilemediği için gençlerin katılımı sağlanamıyor. Derken belki bakanlık desteği almış, filanca derneğin, filanca belediyenin düzenlediği küçücük küçücük bir sürü festivalimiz, fuarımız oluyor. Adı var, kendi yok.

Ne yapmak lazım? Festival yapmak isteyen, fuar yapmak isteyen kişilerin kurumların elbette heveslerini kırmamak lazım. Ama toplam etkiyi artırmak adına ne yapılabilir, diye birilerinin bir ölçüm ve yönerge kapsamında bu işleri yeniden tasarlaması gerekiyor. Elbette yola erken çıkanlar kazanımlarını yeni rakiplere kaptırmak istemeyecektir. Her film festivalinin, her edebiyat festivalinin arka planda bir ekonomisi ve lobisi var. Bunları bilmek lazım. Ama yaratıcılığın ve toplumsal faydanın egolara teslim edilmemesi de gerekli.

Bülent Ata

Güncelleme Tarihi: 10 Aralık 2018, 09:45
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20