Açlık, ölüm ve dans

"Roma İmparatorluğu’na bağlı olan Strasbourg Şehir Meclisi’nin salgın karşısında güvenebileceği iki merci vardı: Rahipler ve hekimler. Kilise halkın günahları sebebiyle bu illete tutulduğunu, ancak St. Vitus’un makamında ibadet ederek bu beladan kurtulabileceklerini iddia ediyordu. Hekimler ise yaz sıcağından hastaların kanının ısındığını ve bu yüzden dans ettiklerini düşünüyorlardı. Hipokrat’ın “Bedene uyku geldiğinde kan serinler.” sözüne dayanarak meşum bir reçete yazdılar: Dansa devam…" Zehra Nur Kılıç yazdı.

Açlık, ölüm ve dans

Günlük hayatın akışını kesen Koronavirüs salgınıyla bildiğimiz dünya yaşamı sekteye uğradı. Hastalıktan korunmak için evlere kapanırken hayatta gerçekten neyin önemli olduğunu sorgular hâle geldik. Belki yalnız olmadığımızı hissetmek, belki de can sıkıntımızı gidermek için salgınlara dair filmlere, kitaplara yöneldik. Pandemi, sosyal mesafe gibi kavramların yanı sıra Covid19 gibi veba, İspanyol gribi, kolera gibi tarihi salgınlara da aşina olduk. Ancak bu uzun salgınlar tarihi içinde meşum bir vaka muhtemelen dikkatimizden kaçtı: Dans vebası, çarelerin tükendiği noktada bir şehir halkının ölümüne dansı...

NEHRİN ŞARKISI

Dans Vebası tarihte münferit bir vaka değildir. 1374-1518 yıllarında Avrupa’da birkaç epidemiğe yol açmıştır. Genellikle nehir kıyısında ve birbirine yakın şehirlerde baş gösteren bu salgınlardan en iyi belgelenmiş olanı 1518 Strasbourg Dans Vebası’dır. Tanzplö veya St. Vitus Dansı olarak da anılan bu acayip hastalığın ilk kurbanının Bayan Troffea olduğu bilinmektedir.

Bayan Troffea sıcak bir temmuz sabahı[1] evinden çıkar. Sokağın ortasında, kimsenin duymadığı bir müzikle dans etmeye başlar. Onu izleyen gözlere, kocasının yalvarışlarına aldırmadan yorgunluktan bayılana kadar durmadan dans eder. Bayan Troffea’nın dansı günahkârları dansla lanetlediğine inanılan şifacı Aziz Vitus’un makamını ziyaret ettikten sonra sona erer. Fakat bu Strazburglular için salgının bir başlangıcı olmuştur. Dans vebası kadın-erkek, zengin-fakir yüzlerce Strazburgluya bulaşmıştır. İnsanlar sokaklarda, evlerde kollarını ve bacaklarını çılgınlar gibi sallamakta ayakları kanlar içinde kalsa da dansa devam etmektedirler. Bir ay süren bu salgın kimilerini sakat bırakmış kimilerinin canına mal olmuştur.

Kitlesel bir vaka söz konusu olmasına rağmen kadınların zayıf akıllı olduğu düşünülen Orta Çağ’da olaya tanıklık edenler genç kadının kocasını utandırmak için dans ettiğini iddia etmişlerdir. Bu görüşe dans vebasından sekiz yıl sonra Strasbourg’u ziyaret eden dönemin meşhur hekimlerinden Paracelsus da katılmıştır. Bu vebanın sebebi ve sonuçları açıkça aklın sınırlarını ve dönemin hekimlerinin bilgisini aşmıştır.

YANLIŞ TEŞHİS

Roma İmparatorluğu’na bağlı olsan Strasbourg Şehir Meclisi’nin bu salgın karşısında güvenebileceği iki merci vardı: Rahipler ve hekimler. Kilise halkın günahları sebebiyle bu illete tutulduğunu ancak St. Vitus’un makamında ibadet ederek bu beladan kurtulabileceklerini iddia ediyordu. Hekimler ise yaz sıcağından hastaların kanının ısındığını ve bu yüzden dans ettiklerini düşünüyorlardı. Hipokrat’ın “Bedene uyku geldiğinde kan serinler.” sözüne dayanarak meşum bir reçete yazdılar: Dansa devam… Şehrin yöneticisinin direktifiyle marangozlar çağırıldı, atların satıldığı meydana büyük bir dans pisti inşa edildi. Dansçıları dansa devam etmeye teşvik için müzisyenler tutuldu. Dans etmekten yorgun düştüklerinde uyuyacaklar ve iyileşeceklerdi, en azından Karanlık Çağ’ın hekimleri böyle düşünmüştü. Tanzplö’ye tutulanlar ahşap pistin üzerinde kanayan ayaklarla danslarına devam ediyorlardı ancak kimse ölümüne dans ettiklerini anlamamıştı. Dans Vebası, temmuz ayının ortalarından ağustos ayının sonuna kadar sürdü. Kayıtlara günde en az 15 ölümün yaşandığı geçti. Bazı kaynaklara göre dansçıların sayısı 400 iken bazı kaynaklara göre ise bu yalnızca ölülerin sayısıydı.

BAŞI SONU BİR

Halk hekimlerin reçetesinden deva görmeyince şehir yönetimi yönünü bu sefer kiliseye çevirmiştir. Parasını peşin alan kilise, dansçılar için Aziz Vitus makamına bir hac yolculuğu düzenledi. Aziz Vitus mağarasında dansçılara kırmızı pabuçlar giydirildi, ellerine haçlar verildi, en önemlisi papazlar onlara hitap etti. Köylülerin insan oldukları, var oldukları böylece kabul edilmiş, hastalıklarını iyileştirmek için çaba gösterilmişti. Belki bu yüzden belki başladığı gibi bambaşka sebeplerden bu hac yolculuğundan sonra dansçıların çoğu iyileşmişti.

DANSA GİDEN YOL

Roma İmparatorluğu’nun batı ucundaki Strasbourg örnek bir Avrupa şehriydi. Uygun iklim koşullarına ve bereketli topraklara sahipti. Tahıl ürünleri ve şarap temel ihraç maddeleriydi. İmparatorluğun başkentine dahi şarap satan şehir, kıyısına kurulduğu Ren Nehri’ne inşa edilmiş köprülerle tam bir ticaret merkeziydi. Bu güzel Strasbourg tablosunu oluşturan para, şehri Orta Çağ’ın karanlığında boğan unsur olacaktı. İnsanoğlunun para hırsı ve tüccarların beraberlerinde getirdikleri hastalıklar 1490 senesinden 1518 Dans Vebası’na uzanan bir felaketler silsilesine yol açtı.

Roma İmparatorluğu cumhuriyetçi olduğu kadar kapitalist bir yönetime sahipti. Vatandaşlığın parayla satıldığı ve yalnızca erkeklerin vatandaş olabildiği bu ülkede, oy verme ve ticaret yapma hakkı vatandaşlara özgü kabul edilmişti. Tam vatandaş olmaya parası yetmeyenler için yarım vatandaşlık seçeneği sunulmuştu. Bu şıkkı seçenler ekonomik ve siyasi faydalardan mahrum kalıyorlar ancak şehrin sadaka sistemine dahil ediliyorlardı. Zaten parası olmayan köylülerse kazandıklarını işverenlerine veya kiliseye vermek zorundaydı. Kiliseye yıllık vergisini ödeyemeyenler ise aforoz edilmekle tehdit ediliyordu. Günahların affı için ödenen paralar ve cennetten arsa satışları sayesinde papazlar ve rahibeler lüks içinde yaşarken halk git gide fakirleşiyordu.

Kilise bu sistemle zenginliğine zenginlik katarken 1492 senesinde Starbourg’u kuraklık vurdu. Üç yıl süren bu kıtlıkta dindar Hıristiyanlar dahi kilisenin iki yüzlülüğünü görmeye başlamıştı. Kilise kıtlığın faturasını günahkarlara kesmiş fakat bu esnada zaten az olan temel gıda maddelerinin stokçuluğunu yapmaktan da çekinmemişti. Kilise kıtlık henüz bitmişken 1495’te şehri kavuran frengi salgınının da kara ölüm namlı vebanın da mağdurlarını terleterek öldüren İngiliz hastalığının da günahkârların suçu olduğunu iddia etti. Kilisenin halkı itham ettiği günahlar arasında, kiliseye yeterince bağış yapmamakta mevcuttu. Bu maddi ve manevi şiddet düzenine karşı çıkan köylülerin 1493 ve 1502 senelerinde tertipledikleri isyanların asilerin idamıyla sonuçlanması halkın daha da sindirilmesini sağlamıştı.

Karanlık Çağ namlı Orta Çağ Avrupa’sının bir şehri Strasbourg 1490 yılından beri kendi felaketini hazırlıyordu. Bayan Troffea 1518’de kafasının içindeki şarkıya uyduğunda Martin Luther’in yayınladığı “95 Tez” ile Reform hareketini başlatmasının üzerinden bir sene bile geçmemişti. Dans vebası ölmekte olan halkın adeta son çığlığı olmuştu.

BATI’NIN SUNDUĞU

Dans vebasının sebebini net olarak tespit etmek mümkün olmasa da açlık, fakirlik, temizlik yoksunluğu gibi çeşitli faktörlerin insanlarda oluşturduğu psikolojik ve bedensel etkilerin bireyde hipnoz benzeri bir hâle ve sonuçta dur durak bilmeyen bu dansa yol açtığı iddia edilmiştir.

Dansın Bayan Troffea’yla başlayıp bitmemesi, onu kınayanların dahi bu hastalığa tutulmasıysa günümüz sosyal medyasındaki dans akımlarını andırmaktadır. Orta Çağ ile Modern Çağ’ın farkı karşımızda yalnızca ahlâken değil madden de ölmekte olan bir toplum bulunmasıdır. Gerçeğin ötesine geçerken hakikati kaybettiğimiz bu asrın en büyük eksiği ise Batı’nın Karanlık Çağı’nı aydınlatan İslâm ilim ve tekniğidir.

Zehra Nur Kılıç

Hüma Dergisi, Sayı:19

Dipnot:


[1] Mary Magdelena festivalinden (22 Temmuz) bir hafta önce.

Yayın Tarihi: 01 Kasım 2022 Salı 12:30
YORUM EKLE

banner19

banner36