banner17

Acılı hayatların naif terennümleri

Hüzün çökmüş bir pazarın rüzgârındaki öyküler. Rüzgârlı Pazar…

Acılı hayatların naif terennümleri

- Bu rüzgâr neyin nesi

- Samyeli, sam!

Mustafa Kutlu, Rüzgarlı Pazar- Kim lan bu Sam?

Muz alamayan bir çocuğun, bulduğu çürük bir muzu yerken gözyaşlarına tanık oldunuz mu hiç? Yoksulluğu kader kabul edip, bir gün bile Rabbine yüz çevirmeyen insanların yaşadığı bir pazar hayal edin. Rüzgârlı Pazar. Ancak bu hayalin gerçekten daha gerçek olsun. Rüzgârdan iliğine kadar üşüyenlerin, soğuğa dayanamayıp herkesin evine çekildiği, kimsenin sokakta kalmadığı, ama ekmek parasına muhtaç olanların müşteri gelmeyeceğini bile bile bir tezgâhta durmanın umudunu düşünün. Acıyla tebessüm eden insan yüzlerini, bir pazar ahalisinin yoksullukla yaşayışını, bir âmânın içinizi titreten aydınlığını, doğudan göç etmiş sabi bir çocuğun mücadelesini... Bütün bunları kurun kafanızda. Sıcak çorbanızı yudumlarken, feleğin soğuğunu yiyen garibanları… Sıcak çorbayı düşünün. Onu bulamayanları…

Mustafa Kutlu’nun Rüzgârlı Pazar hikâyesini okumadıysanız, acılı yanınız hep eksik kalacaktır. Bu kadar da iddialı bir cümle olur mu demeyin, acının sonu gelmez. Rüzgârlı Pazar, bir günün güzel geçme sebeplerini, şükür gerekçelerimizi çok iyi aktarıyor bize. Eksik yanlarımızı, yolda yürürken insan yerine koymadan geçtiğimiz hayatları, mendil satan çocuğu, ihtiyaçtan dilenen bir dilenciyi, kör bir kızın yaşadıklarını... Acıyla ne kadar uyumlu yaşanabileceğini... Acıyı...

Mustafa KutluBu hikâyede hangi acılarımız saklı?

Hikâye birincil anlatımla, karakterlerin her daim yanında duran, onlarla konuşan bir kamera gibi anlatılıyor. İlk kahramanımız Duran. Yozgat’tan ailesiyle koca şehre göç eden, babası ince hastalıktan muzdarip bir çocuk. Yoksul. Küçük yaşına rağmen o büyük bir adam. Evine ekmek götüren, Rüzgârlı Pazar’da seyyar tezgâhıyla rengârenk balonlar satan... Karanlıklara gark olmuş ellerinden, rengarenk balonlar. Kırmızı, yeşil, sarı, mavi... Duran melekleri gören bir çocuk; yağız delikanlı.

Bu hayatın başrolleri

Hikâyemiz Duran’ın hayatıyla başlıyor, Duran’ın hayat hikâyesi, Duran’ın hayatı, Duran’ın hikâyesi. Günlük 2-3 milyon için, günlük 2-3 çay parası için çalışan, üşüyen, acıkan; yanına tezgâh açan Nimet ablasına sahip çıkan bir adamın hikâyesi. Nimet demişken, genç bir kız Nimet. 16 yaşlarında, âmâ. Babası ailesini toparlamaya çalıştığı bir sırada hastalanan, artık ele ayağa düşmüş bir ailenin kızı Nimet. Bir kardeşi hem okuyup hem çalışıyor, diğeri okulu yeni bıraktı. Hayat kavgası, yaşam mücadelesi... Üst geçide Şapkacı Bacı sayesinde tezgâh kuran Nimet, ilerleyen zamanlarda aynı kaderden Cesur ile tanışıyor. Cesur; annesinin yıllar önce kaçtığı, babasının çok önceleri vefat ettiği, babaannesiyle hayata tutunmaya çalışırken sakatlanıp kör olan, çaresizlikten yeri geldiğinde babaannesiyle dilenen Cesur. Kör olmasına rağmen yiğit, kavgadan kaçmayan Cesur. Sonra Cino var hikâyemizde, tinercilerden dayak yediği sırada pazarın çaycısı Pala’nın sahip çıktığı Cino. Tüm pazar esnafının sevdiği, Pala’nın çırağı Cino. Yoksulluğu soğuğu en iyi bilen karakterlerimizden. Kimi kimsesi yok. Çay ocağında yatıp kalkıyor.

pazarRüzgârlı Pazar’dan

Rüzgârlı Pazar’ın buna benzeyen çok öyküsü var. Rüzgârlı Pazar’da yaşam öyküleri var. Mustafa Kutlu’nun gerçekçi anlatımı, olayın içinde bir karaktermişiz hissini veriyor bize. Boğazımız düğümleniyor, gözlerimiz terliyor sıkça. Muz alamayan, çürük muzları yerken gözyaşlarına hakim olamayan Duran’la bizi de hüzün kendine çekiyor. Nimet’in tatlı heyecanı, hüzünlü bakışları Cesur’la bize de etki ediyor. Arka sokakların öyküleri, yine aynı jargonla öykü de vuku buluyor. Kutlu Bu Böyledir hikâyesindeki gibi olayı bir metaforla değil, birincil anlatımla resmen ciğerimize nakşediyor. Diyalogların samimiliği, Mustafa Kutlu’nın hikâyeyi yer yer bölerek, hassas yönlerimize mesajlar vermesi, sorular sorması, salt bir hikâye olmaktan çıkarıyor Rüzgârlı Pazar’ı. Hüzün bu pazarda yaşıyor, büyüyor… Rüzgârlı Pazar’da, roman bir çiçekçinin yaşadıklarını, bizim görmek istemediğimiz, belki de adam yerine koymadığımız, göz ucuyla baktığımız hayatların, ayyaşların, kumarcıların göz yaşartan hikâyelerini okuma fırsatı buluyoruz. Sadece okuyor muyuz?

Kitapta pek çok karakter var. Hepsi de ana karakter. Hepsinden ayrı ayrı öyküler çıkar, hepsinden ayrı ayrı acılar... Bu kitabı okuduktan sonra, sokağın teferruatı gibi gördüğünüz yaşamlar, dünyamızın ana kahramanı olacaklar! Belki de onların yüzü suyu hürmetine...

 

Orhan Özekinci, Mustafa Kutlu hikâyelerinde hüzünlenmeye devam edecek!

Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2016, 15:07
YORUM EKLE
YORUMLAR
...
... - 8 yıl Önce

"Hiç alışmadım gülmeye/ Hüzün vicdanım/ız/a da uygun" N.Pakdil

banner8

banner19

banner20