Aç olan bedenin mi yoksa duyguların mı?

"Öfkeliyken midemiz genişliyor gibi bir açlık hissederiz ve normalden daha fazla yemek yiyerek yaşadığımız duyguları ötelemeye çalışırız. Neşeli ve sevinçliyken de lezzetli yiyeceklere karşı ilgimiz artar." Zeynep Hüdanur Alban yazdı.

Aç olan bedenin mi yoksa duyguların mı?

Kaygı, yalnızlık, can sıkıntısı, öfke… Hayat boyu hepimizin mutlaka yaşadığı duygular. Her bir duygunun kendine özgü tetikleyici ve teskin edici yolları var. Peki, duygularımızı yatıştırmak için yemekleri kullanabileceğimizi biliyor muydunuz?

Bir mutluluğumuzu paylaşmak için toplanmak istediğimizde ilk iş hemen bir yemek planı yaparız. Düğünler, mevlitler ve özel günlerde önce lezzetli yemekler pişer. Cenaze törenlerine ev sahipliği yaptığımız en hüzünlü günlerimizde bile helvalar kavrulur… En önemli kararların alınacağı toplantılarda dahi önceliğimiz yemektir. Örneğin, kız isteme merasiminde kahve pişirilir, doğumda şerbet, nikâhta şeker ikram edilir… Tüm bu bahisler bize duygularımız ile yiyecekler arasında nasıl bağ kurduğumuza dair ipuçları verir. Mutluluk anları da üzüntü anları da bizi yemeğe yöneltir. Peki, hislerimizi yatıştırmak için yiyecekleri kullanmanın tehlikeli bir yönü olduğunu ve kimi zaman farkında olmadan bedenimizi değil ruhumuzu doyurmak için yemek yediğimizi söylesek? Bu durumu bir inceleyelim.

Duygusal açlık nedir?

İnsanlar herhangi bir duygunun karşılığında açlık hissedebilir. Kişinin duygusunu tanımlayamadan yaşadığı bu açlığa “duygusal açlık” denmektedir. Yemek yediğimizde bizi kuşatan duyguların dineceğini zannederiz. Evet, yemek besler, zevk verir ve bazen de rahatlatır. Bu yüzden kimi zaman karşımızdaki insanın normalde sinirleneceği konuları yemek sofrasında konuşmak daha kolaydır. Buraya kadar her şey normal, anormal olan o anki duygu ile yüzleşip onu çözümlemeyi es geçmek ve duyguyu yemek yiyerek yatıştırmaya çalışmaktır.

Size bir soru: Duygularınızın hayatınızı yönetmesine izin veriyor musunuz? Mesela, kasa sırası beklerken önünüze bir müşteri geçtiğinde adaletsizlik olduğu için çok sinirleniyorsunuz ve orada bağırıp o kişiyi şiddet uygulayarak cezalandırıyor musunuz? Elbette bu, oldukça kaba, çirkin ve ahlâk dışı bir davranıştır. Bu durumda kibar bir dille uyarmak, sinirlerimizi gevşetmek için derin nefes alıp vermek, hâlâ yatışmadıysak eve gidince abdest almak iyi gelebilir ve bu bize kalıcı bir çözüm sağlar. Duygularımızı ilk anda âni bir tepkiye dönüştürmek ise faydasızdır. Duyguyu, anlık bir tepkiye dönüştürme fiilini bir de yemeğe uyarlayalım. Gerçek şu ki herhangi bir şeye üzüldüğümüzde, sinirlendiğimizde veya sevindiğimizde yemek yiyerek tepki vermekle hiçbir problem çözülmemektedir, hatta daha da kötüleşmektedir. Çünkü duygusal açlık sebebiyle yenen her bir yiyecek uzun vadede kötü hissettirir ve vücudun ihtiyacı dışında bir beslenmeye neden olur. Hayatımızdaki zorlukları daha kolay karşılamak için duygularımıza nasıl cevap vermemiz gerektiğini öğrenmeliyiz.

Duygular acıktırır!

Öfkeliyken midemiz genişliyor gibi bir açlık hissederiz ve normalden daha fazla yemek yiyerek yaşadığımız duyguları ötelemeye çalışırız. Neşeli ve sevinçliyken de lezzetli yiyeceklere karşı ilgimiz artar. Olumlu duygulara karşı tepkimiz, bizi genellikle sağlıklı yiyeceklere götürür.

Olumsuz duyguları iyileştirmek için tükettiğimizde haz duyduğumuz lezzetli yiyeceklere karşı açlık oluşur. Burada da yine duygular açlık ile karıştırılır. Mesela, sınav stresi yaşayan bir talebe, yağ ve şeker oranı yüksek olan yiyeceklere (çikolata vb.) yönelir. Bir paket çikolatanın tüm stresini ortadan kaldıracağını zanneder. Evet, bu tüketim geçici bir süre onu yatıştıracaktır ancak sonrasında daha büyük bir hantallıkla başa çıkması gerektiğini tecrübe edecektir.

Aç olan bedenin mi yoksa duyguların mı?

Stres ve anksiyete anında vücut ağırlıkları düşük kişiler iştahtan kesilirken obez ve fazla kilolu kişilerin ise sağlıksız olan şekerli ve yağlı besinlere karşı iştahları kabarır. Sağlığı bozacak seviyedeki duygusal açlıktan kurtulmak için duygusal açlığın “fiziksel” yani “gerçek açlık” ile arasındaki farkı mutlaka öğrenmemiz gerekmektedir.

● Fiziksel açlık, mideden kaynaklanır ve yavaş yavaş oluşur. Duygusal açlık hissi ise zihinde olur, âni bir şekilde başlar ve acilen giderilmesi gerekmektedir.

● Fiziksel açlıkta kişi ihtiyacı olan besini alır. Duygusal açlıkta ise yağ, şeker ve tuz değerleri yüksek gıdalar tercih edilmektedir.

● Fiziksel açlıkta kişi yediği yemeğin farkındadır ve midesi dolduğunda tatmin olmuş hisseder. Duygusal açlıkta ise dikkat etmeden yiyeceğin lezzetine bakılmaksızın bir tüketim söz konusudur. Kişi tatmin olmaz ve daha fazlasını isteyebilir.

● Duygusal açlık, çoğunlukla ciddi bir pişmanlık, suçluluk veya utanç duygusuna yol açar. Fiziksel açlıkta ise böyle bir durum söz konusu olmaz.

Duyguların “açlık” olarak algılanıp yeme eylemine dönüşmemesi önemlidir. Duygusal yeme problemi olanlar iyileşmek için üç farklı yol deneyebilir:

1.Öz bakım ve sağlıklı yaşam

Duygularla yiyecekleri kullanmadan baş etmenin temelinde, kişinin kendisine karşı şefkatli olması ve ruhunu beslemesi yer alır. Bu, kendimize karşı nazik olmak demektir. Kişi, kendine bakmayı ihmal ettiğinde bedenden gelen açlık ve tokluk sinyallerini duymak zorlaşabilir. Bunun sonucunda yemek, bir ödül gibi kullanılabilir. Duygusal ihtiyaçlarımızı kabul edip temel ihtiyaçlarımızı karşılamaya özen göstermemiz, öz bakımımızın ilk adımıdır. Öz bakım için gerekli olanlar: 6-8 saatlik yeterli uyku, dengeli ve yeterli beslenme, işler ve ilişkiler arasında denge, stres yönetimi, duyusal haz, duyguların ifade edilmesi, rahatlama ve sıcaklık, entelektüel uyarana maruz kalmak…

2. Duygularla baş başa kalmayı öğrenmek

Çoğu zaman başkalarına karşı merhametimizden dolayı duygularımızı dışarı yansıtmamayı tercih ederiz. Bazen de bu durum duyguları bastırıp onları tanımamaya yol açar. Duygularla baş edebilmek için önce onları merak etmek ve tanımlamak gerekir. “Şu anda tam olarak ne hissediyorum?” diye kendimize sormak bunun için iyi bir başlangıç olabilir. Mesela, önünüzde ihtiyacınızdan daha büyük porsiyonda bir tabağın olduğu anlardan birini düşünün. Çok aç olmamanıza rağmen büyük bir iştahla yemeğe koyulduğunuz o an beş dakika bekleyin ve kendinize ne hissettiğinizi sorun. Fiziksel olarak aç olmadığınız hâlde devam etmenizin nedenini keşfedin.

● Şu an duygularımla baş edebilmek için gerçekten ihtiyacım olan şey nedir?

● Yemeğin kalanını yemek sıkıntımı giderir mi?

● Yoksa iç sıkıntımı dindirecek birkaç sayfa Kur’an-ı Kerim okumak mı daha iyi gelir?

Tüm bu sorulara verdiğimiz cevaplar, bize doygunluğumuzu hissettirdiyse yemeği sonlandırmalı ve tekrar acıktığımızda tüketmek için dolaba kaldırmalıyız.

3. İşlevsel dikkatin dağılması

Kendinize, duygularınızdan uzaklaşmanızı sağlayacak bir şeylerle uğraşmak için izin verin. Bazen sıkıntılardan basitçe uzaklaşmaya ihtiyacımız vardır. Olumsuz duygulara alternatifler oluşturabiliriz. Buna, “dikkat dağıtmak için bir kaçış planı” da diyebiliriz. Mesela, anne ile yaşanan bir sıkıntı üzerine mutfağa girmekten ziyade rahatlamak amacıyla yürüyüş yapılabilir. Video izlemek, dergi karıştırmak, kitaplar okumak, temizlik yapmak gibi…

Sonuç olarak…

Duygusal yeme, daha fazla yemenin nedenidir ve duygularla baş etmenin yanlış bir yöntemidir. Yeni baş etme yöntemleri geliştirildiğinde yiyecekler de asıl amacına (besleme ve ibadet gücü verme) hizmet edecektir.

Zeynep Hüdanur Alban

Yayın Tarihi: 03 Kasım 2021 Çarşamba 09:00
banner25
YORUM EKLE

banner26