Abdülgaffar adını bile almış orda kalmak için

Christian Snouck Hurgronje’un 19. Yüzyıl İkinci Yarısında Mekke eseri, oryantalist bakış açısı dikkate alınarak kutlu topraklar ve buradaki yerli ve yabancı unsurların yaşam koşulları, sosyal etkileşimleri vb. hakkında fikir veriyor..

Abdülgaffar adını bile almış orda kalmak için

 

 

Bu haberde Prof. Dr. Christian Snouck Hurgronje’un 19. Yüzyıl İkinci Yarısında Mekke başlıklı eseri üzerinde duracağım. Önce eserin yazarı kimdir, kısaca bir değinelim. Snouck Hurgronje, Batı Avrupa’nın yetiştirdiği en önemli oryantalistlerden biri. Bu ad, Hollanda sömürgeciliğinin emperyalizme evrildiği yıllara tekabül eden 19. yüzyıl son döneminden II. Dünya Savaşı’na kadar olan dönemde kendini giderek güçlü bir şekilde ortaya koyar. Leiden’daki öğrenciliği sırasında sadece Arapça değil, diğer semitik dilleri de çalışan ve bu anlamda Avrupa’da döneminin önde gelen oryantalistleri arasında sayılan Michael Jan de Goeje, Straussburg’lu Theodor Nöldeke, Ignaz Goldziher vb. elinde yetişen Snouck’u daha önce kısmen Açe Savaşı’ndaki rolüyle dile getirmiştim.

Hurgronje’un öğrencilik yılları, akabinde akademisyenliği, Arabistan’a gidebilecek cesareti göstermesi ve nihayetinde bugün Endonezya diye bilinen topraklarda hüküm süren Hollanda sömürge yönetimine danışmanlığı onun ‘parlak’ bir beyin olduğunu ortaya koyuyor. 1884-5 yıllarına tekabül edecek şekilde altı ayı Mekke’de altı ayı Cidde’de olmak üzere yaklaşık bir yıla varan bir süre boyunca kalmayı başaran Hurgronje’un kutlu topraklara nasıl girdiği ise okuyucular için merak konusu olacaktır haliyle. Avrupa’da sağlam bir Arapça eğitimi alması kadar İslam hakkındaki bilgisi onu İslamiyet ve Müslümanlar konusunda bir ‘uzman’ kılmaya yetiyordu. Özellikle Malay dünyasından hacılarla ilgili işlemler nedeniyle Hollanda’nın Cidde’deki konsolosluğu ve konsoloslukla yakın ilişki içerisindeki Banten’li önde gelen bir ailenin ferdi olan Raden Abubekir Djajadinginrat’ın yardımları sayesinde Hurgronje’un kutlu topraklardaki faaliyetleri gerçekleşebilmiştir. Tabii burada Hurgronje’un sünnet olup Abdulgaffar adını aldığını da vurgulayalim. Mekke’ye gitmeden önce, dönemin Osmanlı valisi Osman Paşa’yla kısa bir de görüşmesi olmuş ve Paşa’yı biraz da yanında getirdiği fotoğraf makinesinin cazibesiyle ikna ettiği söylenebilir.

1880’lerin Arabistan’ına dair fotoğraflar da var kitapta

Hemen bu noktada kitapla ilgili bazı temel hususlara değineyim. Adı ‘Mekke’ olmasından hareketle kimileri bunu ‘menakib’ çalışmalarından biri olduğunu düşünebilir. Aksine, tastamam içeriğinden de anlaşılacağı üzere sosyal-antropolojik sınıflamaya giren bir monografi çalışması. Snouck bu eseri, Mekke ziyaretinden beş yıl kadar sonra yani, 1888/9 yılında Almanca olarak iki cilt halinde yayınlamış. Ardından İngilizceye tercüme edilmesiyle birlikte, geniş kitlelerin ilgisine mazhar olduğunu söyleyebiliriz. Bizim ulaştığımız nüshası ise 2007 yılı Leiden (Hollanda) baskısı ve eserin sadece ikinci cildinin tercümesinden oluşuyor. Tercümeyi kimin yaptığı da önemli... Bir yayınevinin çabasıyla bir çevirmene havale edilmiş bir çalışma değil. Aksine, Cidde’de İngiliz Konsolosu olarak görev aypan J. H. Monahan’ın 1909’da Snouck’un eserine duyduğu ilgiden hareketle yaklaşık yirmi yıl süren bir çeviri süreci Snouck’un bizzat gözden geçirmesi sonunda tamamlanmış.

Eser dört ana bölümden oluşuyor. Mekke’de gündelik yaşam ve aile yaşamını ele aldığı ilk iki bölümün ardından, üçüncü bölümde Mekke’de İslam’ın yayılma döneminden başlayarak ilmin gelişme serüvenini ele alıyor. Son bölümde ise, Arapların tarihin erken devirlerinden itibaren ‘Cava’ diye adlandırdıkları Hint Okyanusu’nun doğusuna tekabül eden coğrafyanın hemen hemen neredeyse tüm köşesinden kutlu topraklara öğrenim amacıyla gelen kitleyi ele alıyor. 326 sayfalık bu çalışmanın bir diğer önemli özelliği görsel malzemelerle desteklenmiş olması. Örneğin, Mekke’nin topoğrafyasını ortaya koyan harita, Mescid-i Haram’ın mimari plânının yanı sıra, Hurgronje’un ziyaretine tekabül eden 1880’lerde Arabistan’a -öyle anlaşılıyor ki- ilk defa kendisinin getirdiği fotoğraf makinesiyle yaptığı çekimlerle yerli Mekke ahalisinden ve zengin tüccarlarından çeşitli meslek erbabına ve diğer önemli hacı topluluklarına mensup kişilere dair bilgiler sunmakta.  Bunlar arasında Mekkeli bir tabib, Habeşli ve Kafkas köleler, seyyid, hacılara rehberlik yapan ‘mutawwif’, müezzin, Ciddeli tekneciler, Buharalı dervişler, Açeli-Borneolu-Sumatralı ve Bantenli hacılar, Cavalı öğrenciler ve hocalar vb. Kutlu topraklardaki insan çeşitliliğini ve zenginliğini ortaya koyan önemli göstergeler.

Bu çalışma hiç kuşku yok ki, Mekke yerlileriyle hacı olmak, ticari faaliyete iştirak etmek vb. gibi gönüllü dışarlıklılar ile gönülsüz yani köle statüsünde bu topraklara getirilen insan grupları arasındaki etkileşimleri anlamak adına bugün dahi önemli bir kaynak niteliğinde. Bu bağlamda, insan olma halinden neşet eden tüm unsurları bu etkileşimler zincirinde bulmak mümkün.

Bu eserin bir yüzyıl öncesinde yazılmış olması değerinden bir şey kaybettirmiyor. Aksine, aradan geçen süre zarfında Mekke’yi, ahalisini ve özellikle Endonezya Takımadaları’ndan gelen çeşitli komünitilerini değerlendirmesi bağlamında başka bir eserin kaleme alınmamış olması, bu eseri kendine has kılıyor. Snouck’un başka eserlerini (örneğin ‘Açeliler’ - The Acehnese) dikkate aldığımızda da benzer bir durumla, yani bugüne kadar başka kapsamlı çalışmaların olmayışıyla karşılaşıyor olmamız üzerinde düşünülecek bir durum.

‘Mekke’ isimli bu eserine yönelme sebeplerimin başında da eserin son bölümü yani Cavalı Müslümanlar ve özellikle de kutlu topraklara öğrenim için giden Cavalı öğrencilerle ilgili çalışmalarım dolayısıyla olmuştu. Cavalı derken, bugünkü Cava Adası ile sınırlandırılmaması gerektiğini bir kez daha hatırlatmakta fayda var. Bu hacılar, öğrenciler ve de tarihte iz bırakmış hocalar arasında sadece Cava Adası’ndan değil, Açe’den, Patani’den, Minangkabau’dan, Sulavesi’den vb. farklı bölgelerden gelenlerin olduğu da biliniyor. Bunlara ilâve olarak, insan stoğu olarak Malay olmakla birlikte farklı bir coğrafyada yaşayan, örneğin Güney Afrika’dan gelen kitleleri de saymak mümkün. Yani tüm bu kitleyi, antropolojik sınıflama bağlamında ifade etmek gerekirse Malay olarak adlandırmak çok daha doğru olacaktır.

Sadece Mekke’yi değil, Arabistan’ı terk etme mektubu

Hurgronje, geçen bu süre zarfında Arapça ve İslami bilimlerdeki birikimini geliştirme fırsatı buldu. Ancak bundan çok daha önemlisi, özellikle ilgisinin yönelmeye başladığı Doğu Hint, yani Endonezya Takımadaları’ndan gelen ve kısaca ‘Cava topluluğu’ olarak adlandırılan kitle ile etkileşimidir. Bu süreçte hiç kuşku yok ki, bu kitleyi temsil eden ve kimileri yıllarca Mekke’de kalarak öğrenim ve öğretim faaliyetlerini sürdüren hocalarla yaptığı sohbetler ve gözlemler onun daha sonra görevlendirileceği Açe ve Batavya süreçlerinde üstleneceği rollere önemli katkılar sağlayacaktı. Takımadalar’dan gelen öğrencilerin-hocaların Kabe’nin her bir köşesine dağılmış faaliyetlerini gözlemleyen yazar, bu vesile ile o dönemin eğitim sistemi hakkında da fikir veriyor. Hurgronje’un Cava kökenlilerle teşrik-i mesaisinin önemi, Mekke gezisinden yaklaşık on yıl sonra Hollanda sömürge yönetimince Açe’de ve ardından Batavya’da görevlendirilmesi sürecinde ortaya çıkacaktır. Bu anlamda, sıradan halk kesimleri ve önde gelen âlimlerle sohbetleri salt ‘sosyo-dini’ içerikli olmakla kalmamış, ilgili toplumların sosyal gerçekliklerinden hareketle siyasi bütünü anlama çabasına doğru evrildiği görülür. Hiç kuşku yok ki, temasları bu yönde kendisinde ‘yeni ufuklar’ açacaktı.

Bununla birlikte, bu konudaki girişimleri bağlamında farklı gelişmelerin olduğu da bilinmektedir. Örneğin, o dönem Mekke’sinde öğretim faaliyetlerinde rol alan Patanili meşhur âlim Ahmet el-Fatani’nin kendisinden ‘siyaset’ dersleri alma talebinde bulunan Hurgronje’u -niyetini doğru ‘okuduğu’ ifade edilerek- nazikçe geri çevirdiği ifade edilmektedir. O dönem Osmanlı yönetimiyle yakın ilişki içinde olduğu bilinen Ahmet el-Fatani’nin Hurgronje yönelik bu yaklaşımıyla, Mekke’de altıncı ayı dolmak üzereyken Vali Osman Paşa’dan aldığı sadece Mekke’yi değil, Arabistan’ı terk etme mektubu arasında bir ilişki olduğu düşünülebilir. Hurgronje’un, Hac dönemi öncesindeki gözlemleri ve temaslarının ötesinde Mekke ziyaretini belki çok daha anlamlı kılacak girişimi, yani Hac ritüeline bizzat iştirak etme arzusu, Mekke’den çıkartılması suretiyle gerçekleşmemişdir. Buna sebep, yukarıda dile getirdiğimiz üzere, Kutlu topraklara girişte edindiği izin belgelerine rağmen, hakkında duyulan şüphelerden kaynaklandığı aşikâr.

Aslında, 19. yüzyıl ikinci yarısından itibaren giderek sömürgecilik karşıtı duruşta (ki bu durum Banten, Pedri ve Açe Savaşları’nda somut bir nitelik kazanmıştır) ve nihayetinde Pan-İslamcı harekete evrilecek süreçte Hollanda yönetiminin şüphesi doğrudan Ortadoğu bağlantısıydı. Bu noktada Snouck Hurgronje’un 1890’ların ortalarında Açe’ye yaptığı seyahatte Osmanlı makamlarından aldığını gösteren ve adının ‘Abdulgaffar’ olduğunu belirten belgeye sahip olduğu biliniyor. Kısa süren arşiv çalışmalarım sırasında bu belgeye ulaşmıştım. Ancak bu ve diğer ilgili belgeler halen kapsamlı bir makale için değerlendirilmeyi bekliyor.

Bu süreçte, Kutlu toprakları ziyaretin Takımadalar’daki İslami sosyo-siyasi hareketlenmelerin temel nedeni kabul ederek, geri dönen -en azından önemli şahsiyetler içinden- hacıları takibe alması, hac seyahatini zorlaştırması ve zaman zaman yasaklaması gibi gelişmeler dikkate alındığında Snouck Hurgronje’un Mekke’ye yaptığı ziyareti bir bilim adamının şahsi girişimi olarak değerlendirmek yanıltıcı olacaktır. Özellikle Açe Savaşı’nın devam ettiği bir süreçte gerçekleşen bu Mekke ‘seyahati’, Ortadoğu’da gelişme gösteren siyasi gelişmeler ve özellikle de İslam Birliği taraftarlığının Açe özelinde Güneydoğu Asya Müslüman toplumlarına sirayetini ‘ölçmek’ Batılı güçlerin ve onların aracısı konumundaki oryantalistlerin bizatihi sorumluluk alanıyla ilintilidir. Bunu destekleme mahiyetinde gene aynı coğrafyada, ancak bu kez Singapur’da 1950’li yılların başında nükseden Maria Hertogh vak’asında da İngilizlerin benzer süreçleri işlettikleri bilinmektedir.

Hurgronje’un eserinin, oryantalist bakış açısı dikkate alınarak gerek Kutlu topraklar ve buradaki yerli ve yabancı unsurların yaşam koşulları, sosyal etkileşimleri vb. hakkında fikir verdiği gibi, özellikle siyasi çıkarlar doğrultusunda ‘gözlemlenen’ Malay toplumunu anlama konusunda ciddi bir referans olduğuna kuşku yok.

 

Mehmet Özay yazdı

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2016, 16:28
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13