Boğaziçi Köprüsü'nde bir bekçi!

Birinci Köprüden geçerken onu fark ettiniz mi hiç? Avrupa yakasına geçerken solda bir mermer durur..

Boğaziçi Köprüsü'nde bir bekçi!

İstanbul Boğazı'nın iki yakasını birbirine bağlayan, çelik ve beton gri gövdesi, son birkaç yıldır da geceleri ucuz Laleli pavyonlarını andıran bir edayla yanıp sönen Çin işi LED ışıklarıyla 36 senedir arz–ı endam eyleyen Boğaziçi Köprüsü aslında bu topraklara acımasız bir anlayışsızlıkla yamanmaya çalışılan Batılılaşma projesinin de bir alameti farikası gibi.

 

Cumhuriyet denilen hilkat garibesinin yaşadığımız coğrafyanın hakim medeniyet paradigmasıni hiçe sayarcasına dayattığı değer ve normların gündelik hayatta yarattığı ironik, trajikomik ve bir o kadar da estetik dışı örneklerinden biri bu köprü.

 

Kuruluş macerasından doğurduğu sorunlara, gündelik hayatımızdaki rolünden şehrin asri çehresinin sembolü olabilmesine kadar pek çok farklı yüzüyle Boğaziçi Köprüsü Türk modernleşmesinin de bir özeti esasen.

 

Boğaz'a değil Zap Suyu'na köprü

1968 yılında kurulmaya karar verilen Boğaziçi Köprüsü dönemin sol muhalefeti tarafından tepkiyle karşılanır. Demirel önderliğindeki sağ kanat köprüyü bir “terakki” hamlesi olarak sunarken ağırlığının Teknik Üniversiteli mimarlık-mühendislik öğrencilerinin oluşturduğu dönemin sol gençliği köprünün şehri doğu-batı değil kuzey-güney ekseninde yol kenarlarında öbeklenen plansız bir gelişmeye iteceğini, bu büyümelerle şehrin varoşları içine katacağını ve nihayette yeni köprülere ihtiyaç duyulacağını öne sürerek köprü inşaatına karşı çıkmaktadırlar. Ne var ki Soğuk Savaş yıllarının toplumsal muhalefete karşı yarattığı komünizm düşmanlığı eksenli “vatan haini” damgası gençliğin köprüye yönelik haklı tepkisini bastırmaya yeter. Köprünün inşasına 20 Şubat 1970'te başlanır ve 30 Ekim 1973'te köprü hizmete açılır. Dönemin gençliği ise bu tartışmalardan doğan toplumsal duyarlılığı Türkiye'nin doğusu ile batısı arasındaki derin uçuruma dikkat çekecek bir kampanyaya dönüştürürle. Geçit vermeyen Zap suyuna bir asma köprü inşa ederler el birliğiyle. Köprü uzun yıllara yöre halkına hizmet verir lakin 90'lı yıllarda Doğu'daki kirli savaş döneminde PKK'ye lojistik destek olduğu bahanesiyle JİTEM tarafından havaya uçurulur.

 

 

 

Maşallah'ın öyküsü

Boğaziçi Köprüsü Türkiye'deki resmi ve sivil pek çok büyük mimari eserde olduğu gibi medeniyet mirasımızdan bihaber Amerikalı bir mimar olan William Brown'ın elinden çıkmadır. İki kıtayı birbirine bağlamak gibi son derece kritik bir tarihi misyona da referans veren köprünün mimari bütünlüğü bu yükün altından kalkacak bir yapıya sahip değildir. Asma köprünün çelik halatları adeta taşıdığı yükü kaldıramayarak sarkık bir edayla Boğaz'ın üzerinde asılı dururlar. Karadan yükselen heyula gibi çifte beton kolonlarsa üzerinde durduğu toprağa yabancı, onunla sahici bir ilişkisi olmayan yabancı mimari unsurlar olarak Boğaz'ın peyzajını parçalamaktadırlar.

 

Peki bizim “Maşallah”ın bu tabloyla işi ne? 1974 Erbakan Hoca'nın başbakan yardımcısı olduğu MSP-CHP koalisyonu iktidarkeyken, İslami gelenekten gelen dönemin karayolları genel müdürü Orhan Batı tarafından diktirilmiş köprünün başında, karayolları binasının önündeki yeşilliğe, köprünün hemen girişine. Yerden adeta çatlakların arasından fışkıran bir fidanın sürgünleri gibi yükselen, ince gövdeli, dökme kalıp betondan, beyaza boyalı kitabede muazzam bir kufi hatla Maşallah lafzı yazılıdır. Köprünün tüm o çirkin ve yerleştiği cografyayla uyumsuz yapısına karşın kitabe içinde bulunduğu yeşillikle iç içe, ne insanın gözüne giren ne de gözden ıraktan kalan bir mesafede köprüye nakşolmuş her gün önünden geçip giden milyonlarca yolcuya Allah'ın kelamıni hatırlatmakta.

 

 

 

Maşallah kitabesinin hikayesi biraz da bu topraklardaki Müslümanların hikayesi. Bir yanda modernliğin yarattığı derin çatlaklara, kopukluğa., kırılmalara direnirken diğer yandan da tüm çelişkilerine rağmen onun içerisinde var olma hayatta ve ayakta kalma çabası. Kitabe bir anlamda kaybedilmiş kalelerin yeniden kazanımına duyulan arzunun, yitik medeniyete duyulan özlemin simgesi oluyor.

 

Mustafa Emin Büyükcoşkun yazdı

Yayın Tarihi: 14 Mart 2009 Cumartesi 12:10 Güncelleme Tarihi: 20 Haziran 2011, 12:00
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
zeynep erten
zeynep erten - 12 yıl Önce

m coşkun'un iyi haberi
helal olsun

mustafa bulamasan
mustafa bulamasan - 12 yıl Önce

evet iyi haberi

Mustafa Metin
Mustafa Metin - 7 yıl Önce

Hattat Emin Barın eseridir. http://www.barincilt.com.tr

banner26