74 Yıl Sonra Elmalılı Hamdi Efendi'den Ne İz Kaldı?

Elmalılı Hamdi Yazır'ın vefatının üzerinden 74 yıl geçmiş. Ancak bu topraklarda iz bırakmış her büyük âlimin kaderi gibi yaptığımız sadece onu anmaktan ibaret kalıyor. Kâmil Büyüker yazdı.

74 Yıl Sonra Elmalılı Hamdi Efendi'den Ne İz Kaldı?

İslami ilimlerle uğraşsın uğraşmasın ülkemizde her Müslümanın evinde Elmalılı Hamdi Yazır isminin yer aldığı ya meal ya tefsir mevcuttur. Sıhhatlerini tartışabiliriz ama bu, toplumun kahir ekseriyetinin bildiği, gördüğü bir hakikattir. Elmalılı Hamdi Yazır, aynı zamanda ilim otoritelerinin de üzerinde ittifak ettiği tefsirine atıf yapılmadan geçilecek bir insan değildir. Kur’an ilimleri ile haşir neşir olan bir insanın muhakkak yolu Elmalılı Hamdi Yazır’dan geçer. Ancak mesele sadece ve ne yazık ki bu kadarla kalır. Yani bakılır ve geçilir. Elmalılı Hamdi Yazır kimdir, hangi ayırt edici vasıflara sahiptir, meziyetleri nedir? Neden tefsiri bu derece önemlidir? Bu konuda sual soran da azdır, cevap veren de…

Şu hakikati dile getirince mesele daha iyi anlaşılacaktır. Vefatı üzerinden 74 yıl geçmiş olmasına rağmen Elmalılı Hamdi Yazır hakkında mufassal ya da muhtasar bir “hayatı ve eserleri bibliyografyası” yazılmamıştır. Elimizde makalelerin hemen hemen büyük kısmının derlendiği bir yayın dışında (Meşrutiyetten Cumhuriyete Makaleler, Haz. A. Cüneyd Köksal, Murat Kaya, Klasik Yay. İstanbul 2011, 427 s. ) başka bir yayın yok gibidir. Hakkında önüne gelenin sadeleştire sadeleştire canına okuduğu meali yok satan Elmalılı hakkında ne yazık ki bildiklerimiz sathi olmaktan öte geçemiyor.

Tefsir 12 yılda tamamlandı

1925 yılında kendisine verilen tefsir yazma vazifesini 12 yıl içinde tamamlayan (8 Ağustos 1938) Elmalılı Hamdi Efendi, 1932 yılında Âkif’in mukavelesini feshetmesi ile ayrıca Kur’an mealini de tamamlamak durumunda kalmıştır. Ancak kendisi hep bir tefsirin yazımı için 25-30 yıllık bir zaman dilimi olması gerektiğini de ifade etmiştir. Tefsirin o kara kaplı “Hak Dini Kur’an Dili” başlıklı 1935 yılı baskılı ilk cildinde bu hususu şöyle anlatır: “… Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, Diyanet İşleri Riyasetine bir vazife tahmil edilmişti. Bunun üzerine bir teveccüh eseri olarak benden bir tefsir ve terceme yazmam istendi. Ben evvel emirde i’tizar ettim, çünkü Kur’an-ı Kerim’in hiçbir lisana hakkıyle tercemesi mümkin olmadığını bilmez değildim. Fakat iktizayı hale binaen mümkin olduğu kadar bir tefsir yazmaya çalışmam ve buna hülasa olarak bir meal dercetmem için ısrar edildi. Bunu reddetmek bana yaraşmazdı. (…) kalemim kırılmış, mürekkebim tükenmiş iken avni hüdaya sığınarak, ve vesile-i rahmet-ü mağfiret olmasını ümid ederek Tefsire başladım, sonra mefhum tarzında bir meal yazmıya ibtidar eyledim. Hemen Cenab-ı Hak rızasına karin ve hüsni hitam ile mazharı tahsin buyursun amin.” (Hak Dini Kur’an Dili, Diyanet İşleri Reisliği Neşriyatı, 1935, s.8-9)

“Kur’anı anlamıyan tercemesine dolanır”

Aynı zamanda gönül ehli, edebi anlamda dil ustası olan Hamdi Efendi, tefsirinde şu sözleri de sarfeder: “Lakin zevk-ı hakkı duymıyan hayaline mahkûm, tahkiki bilmeyen taklide zebun, Allah’ı bilmiyen Dünya’ya sarılır, Dünya’yı bilmiyen hülyaya sarılır, hülyaya sarılan hakikate darılır, Yiğidi görmiyen ismine bayılır, Dilberi görmiyen resmine bayılır, Önünü görmiyen sonunda ayılır, Kanunu tanımıyan kânunda ayılır, Kitabı tanımıyan hisabda uyanır, Kur’anı anlamıyan da tercemesine dolanır.” (s.8)

İnsan için hakkı sevmek, hakka hizmet, cemal-i hakka ermekten başka yol olmadığını da yine bu cümlelerin evveline koyar.

Elmalılı tacirleri acaba rahat uyuyorlar mı?

Hamdi Efendi’nin bu hacimli ve mesuliyeti ağır eseri hazırlarken gösterdiği hassasiyeti maalesef bizim yayıncı ve çevirmenlerimiz göstermemiştir.

Elmalılı merhum, “Türkçe Kur’an mı var behey şaşkın? Kur’an Arabîdir. Zira ‘inna enzelnahü Kur’anen arabiyyen’ mansustur. Düşünmeli ki Kur’anı tefsir etmek üzere Peygamberin irad buyurduğu hadîse bile Kur’an denemez, denirse küfrolur. Hasılı terceme Kur’andan mütercimin anlıyabildiği kadar bazı şeyleri anlatabilirse de hakkiyle anlatamaz. Anlattığı şeylerde de Kur’an hükm u kıymetini haiz olamaz.” (s.15) sözleriyle de hem Türkçe Kur’an heveslilerine hem de tercemeyi tek doğru kabul edenlere gereken cevabı vermiştir. Hal böyle iken Kur’an’ı anlamayan, Kur’an üzerine göz nuru 12 senesini teksif ederek tefsirini yazan Elmalılı’yı ve onun hassasiyetini nasıl anlasın? Elmalılı meali ve tefsiri meselesi bizim hâlâ kanayan yaramızdır.

Mahmut Yazır’ın istinsah ettiği nüsha yeniden yayımlandı

Ancak bunun yanında müspet gelişmeleri de zikretmek gerekecektir.  Hak Dini Kur’an Dili-Yeni Mealli Türkçe Tefsir’in (9 Cilt, Diyanet İşleri Reisliği yay., Matbaai Ebuzziya, İstanbul 1935) Elmalılı’nın vefat ettiği yıl kardeşi hattat Mahmut Yazır tarafından istinsah edilmiş nüshası -ki  orijinali İLAM (İlmi Araştırmalar Merkezi) Kütüphanesinde bulunan Hak Dini Kur’an Dili isimli eserin Osmanlıca olarak tıpkıbasımı- yine Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapıldı. (Hak Dini Kur’an Dili, Hat: Mahmud Bedrettin Yazır, Diyanet İşleri Başkanlığı yay. (13 Cilt), İstanbul 2015.)

Elmalılı’nın hattat yönü bu kitapta

Elmalılı Hamdi Efendi aynı zamanda hattattı ama bu yönüne vurgu yapan bir eser neşredilmemişti. O eseri de yine kendisi de hattat olan Dr. Necmi Atik kaleme aldı. Dr. Necmi Atik, Uluslararası Antalya Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim görevlisi ve yayımladığı eser “Hattat Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır & Hayatı ve Eserleri” (Antalya 2013, 96 s.) adını taşıyor. Babası da hattat olan Hamdi Efendi, Filibeli Hattat Hacı Ahmed Arif Efendi’den sülüs ve nesih, Sami Efendi’den talik meşk etmiş ve icazet almıştır. Kitapta Elmalılı’nın büyük ölçüde kendi eserlerine yer verilirken kendi ismini taşıyan torunu Mehmet Hamdi Yazır’a da eserlerin temininden dolayı teşekkür edilmiş, torun Yazır da esere kısa bir takriz yazmış.

2012 yılında yapılan sempozyumun kitabı bir kere daha onu yâd ediyor

Geçtiğimiz yılın iki önemli ve sevindirici yayını ise 2012 yılında Antalya’da yapılan Elmalılı Hamdi Yazır Sempozyumu’nun TDV Yayınları arasından çıkarak raflardaki yerini almasıdır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır Sempozyumu Antalya 2012, Ed. Prof. Dr. Ahmet Ögke, Doç. Dr. Rıfat Atay, TDV yay. Ankara, Kasım 2015, 710 s.+20 s. fotoğraf) İlki 1991 yılında yapılan sempozyumun üzerinden hayli yıl geçmiş olmasına rağmen dikkate değer tebliğlerin yer aldığı kitap hâlâ ümitvar olabileceğimizi gösteriyor.

Diyanet dergisinden Elmalılı özel sayısı

Bir diğer çalışma ise üç aylık Diyanet ilmi dergisinin Elmalılı Hamdi Yazır özel sayısıdır. (Diyanet ilmi dergisi, cilt: 51, 2015) Bu sayıda İsmail Kara, Mustafa Özel, Mesut Okumuş, Sami Şahin, Zülfikar Durmuş, Hüseyin Kurt, Abdullah Çolak, İbrahim Coşkun, Hatice Toksöz, Aliye Çınar Köysüren’in makaleleri yer alıyor. Önümüzdeki zaman diliminde bu sayının kitaplaşacağı müjdesini de verelim.

Büyük bir vefa örneği: Elmalılı Hamdi Yazır Müzesi

En büyük vefa örneğini de son madde olarak zikredelim. Geçtiğimiz yıl İbrahim Bedrettin Elmalı sempozyumu dolayısıyla Antalya’nın Elmalı ilçesine de yolumuz düştü ve Elmalı ilçesi bize gezdirildi. Gördüğümüz manzara hakikaten bizleri sevindirdi. Zira eski bir konak restore edilmiş ve Elmalılı Hamdi Yazır Müzesi haline getirilmiş. Hamdi Efendi’nin bugüne kadar özenle muhafaza edilen şahsi eşyaları, hat malzemeleri, evrakları, kitapları çok özenli bir şekilde sergilenmekteydi. Burada elbette yaşayan aile fertlerinin hassasiyetleri ve bu konuda gösterdikleri özenle, öte taraftan da Elmalılı Kaymakamlığı’nın öncülüğünde “Şehr-i Elmalı” projesi kapsamında BAKA (Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı)’nın da desteğiyle 3 Ağustos 2013 tarihinde müze tamamlanmış ve açılmış. Elmalı ilçesine uğrayıp müzeye uğramadan geçmeyin derim.

“Dâmeni kirletmeden dünyaya girip çıkmışız”

Elmalılı’nın şairliğini takdir edecek durumda değiliz ama şiirinin, sözünün gücünü anlamak noktasında birkaç mısraı da buraya alıp, bu büyük âlim ve müfessirimizin ruhu şâd olsun diyoruz.

Hâke düşmüş katreyiz deryaya girmiş çıkmışız

Gâah serraya gehi darraya girmiş çıkmışız.

 

Pürgubar olsak da pâkiz bir hanefî meşrebiz

Dâmeni kirletmeden dünyaya girmiş çıkmışız.

 

İmtihan olmuş meleklerle dem-i tahmîrde

Hüccet almış menzil-i esmaya girmiş çıkmışız.

 

Geh sehab olmuş ser-i gülşende seyran etmişiz

Geh şehab olmuş akıp feyfaya girmiş çıkmışız.

 

Geh çemenden neş'e gülden buy sünbülden eda

Gaah berkten nur alıp Mina'ya girmiş çıkmışız.

 

Gâah coşmuş dide-i şeydada seylâb olmuşuz

Geh tutuşmuş sine-i Sinâya girmiş çıkmışız.

 

Kâmil Büyüker

Yayın Tarihi: 30 Mayıs 2016 Pazartesi 12:10 Güncelleme Tarihi: 30 Mayıs 2016, 12:10
banner25
YORUM EKLE

banner26