47. fırsat kapım

"Senden gizlice görünmez gözyaşlarımı biriktiriyorum. Bu görünmez gözyaşlarıyla Allah’ın huzuruna gideceğim ve O’ndan af dileceğim bütün yaptıklarım ve yapamadıklarım için. Biliyorum ki sana gerektiği gibi bakamadım, Allah’ın emanetine layık olamadım." Faik Öcal yazdı.

47. fırsat kapım

 “Bütün down sendromlu çocuklara ve ailelerine…”

Dışarıda içeride, evde sokakta, yerde gökte, uzakta yakında hiç fark etmez, yüreğim hep seninledir. Seninle girdim imtihan kapısından. Sonu var mıdır yok mudur, bilemem. İçimde karınca adımlarıyla büyüyen bir umut, içimde bal arılarının sabrıyla olgunlaşan bir iman huzmesi, içimde kuş bakışıyla genişleyen bir hayal ve ötesi.

Allah’ın bana verdiği hayatı sana adamışım, çok mu?

Ölüm eşiklerinden dönmüşüm, zor mu?

Geldiği gibi gitmiyor mu hayat?

Düştüğü yerde bitmiyor mu umut tohumları?

Sonra sebepsiz hiçbir şey var mı ki yeryüzünde?

Sen benim 47. fırsat kapımsın?

Hep seninle geldim. Bir parçamdın hep. Biraz ruhum, biraz kalbim, biraz ciğerim, bir parça da gözyaşım. Kaç defa gözyaşlarıyla seni öptüm. Sen bakıyordun gözyaşlarıma ama görmüyordun. Belki Allah gözyaşlarındaki acıyı görme yetisini almıştı senden. Belki bilmediğim başka bir sebebi vardır. Benim için önemli olan, senin tebessümündür. Gözyaşlarıma ellerinle dokunamıyordun. Belki konuşamıyordun içinden geçenleri, ifade edemiyordun hislerini ama ben biliyordum beni ne kadar çok sevdiğini. Zaten hakiki sevginin kelimelere sığdığı nerede görülmüş. Sen benim hakikate açılan evlat yüzümdün. Benim için hiçbir zaman sendromlu olmadın. Belki genetik yapın farklıydı, hepsi o kadar.

Senden gizlice görünmez gözyaşlarımı biriktiriyorum. Bu görünmez gözyaşlarıyla Allah’ın huzuruna gideceğim ve O’ndan af dileceğim bütün yaptıklarım ve yapamadıklarım için. Biliyorum ki sana gerektiği gibi bakamadım, Allah’ın emanetine layık olamadım.

Her gece yanı başında başımı yastığıma koyarken görünmez gözyaşlarımı dökmeden uyuyamıyorum. Sonra da rüyalar aleminde seninle yolculuklara çıkıyorum. Rüyalarımda nedense hep down sendromlu olan ben kendim oluyordum. Sen bana bakıyordun. Beni başının üzerinde taşıyordun. Görünen gözyaşlarıyla ayaklarımı yıkıyordun. Sonra Allah’a dua ediyordun. ”Allah’ım” diyordun, ”bağışla bana koruyucu melek kıldığın annemi, bağışla kalbi merhametle dolu bu güzel insanı. Bu çilekeş kadın dünya hayatında benim için çok acı çekti, çok yoruldu yıprandı. Hayatını benim için heba etti. Allah’ım biliyorum ben cennetliğim. Sendromum, cennete giriş sebebim. Annem dünyada bana refakatçi oldu. Beni her türlü zahmetten kurtardı, her türlü kaza beladan korudu. Her zaman göğsünü bana siper etti. Ahiret yurdunda da ben anneme refakatçi olmak istiyorum. Onsuz cennetim noksan kalır. Biliyorum Senin katında noksanlık olmaz. Benim cennetimi annemle tamamlamanı, kemale erdirmeni diliyorum. Nasip eyle, Allah’ım.”

Ben halime şükrediyorum. Seninle hayat ve ölüm yoluna girmiştim. Bütün imtihan kapılarından kolay geçmişim. Hayat bir tarafta kalıyordu bir kuş uçuşu yalnızlığıyla, ölüm başka bir tarafa savruluyordu bir kar tanesi uçurumuyla. Sevmek bir başka mânâ kazanıyordu, dünya kazanı ahiret odunlarıyla kızışırken. İnsan bir başka surete giriyordu, yer toprağı gök aleviyle harlanırken. Hakikat bir başa renge bürünüyordu, yakın mesafeler uzak iklimlerin boyunduruğu altına girerken. Kalbim bir başka atıyordu, Adiyat atları göğüs kafesimin üzerinde dolu dizgin koştururken. Ben göğüs kafesimin üzerinde koşturan Adiyat atlarıyla soluk soluğa kalıyordum, ayaklarımın altından çıkan ateş kıvılcımlarıyla uzakların kalbine, sonsuzluğun gözlerine bakıyordum. Ortalık toz ve dumanla kaplanmışken ben senin varlığınla önümü görüyordum, yakın uzak bütün düşman topluluklarından kurtuluyordum, nankörlerden bir nankör olmaktan ölesiye korkuyordum, hâlime şükrediyordum.

Faik Öcal

Yayın Tarihi: 10 Temmuz 2022 Pazar 09:00
YORUM EKLE

banner19

banner36