banner17

40 sene geçse o hikâye bitmez!

Tayyip Erdoğan'dan Ömer Karaoğlu'na, Hasan Aycın'dan Gökhan Özcan'a kimlere kimlere sorduk: Hiç âşık oldunuz mu?!

40 sene geçse o hikâye bitmez!

Soru basit: Hiç âşık oldun mu? 

Birkaç ay öncesinde sitede yayınlanan bir haberde okuduk hep birlikte: “Rahmetli Fethi Gemuhluoğlu, kendisine burs formlarını teslim eden talebelerin formlarına şöyle bir göz atar, sonra bir kenara atar gibi koyar: ‘sen bırak bunları da söyle bakalım, hiç âşık oldun mu?’ diye sorarmış.” Öyledir. Önemlidir âşık olmuş ya da olmamış olmak. Bu soruyu sormak gerekir. Cevabı da dinlemek… Özel hayata saygımız var elbette. Fakat insanın var oluşuyla doğrudan ilgili bir durum şu aşk denen şey. Çekinmedik, sorduk biz de. Önce gülümsediler. Sonra bir bir anlatmaya başladılar. Çekinmedik dinledik..

Ahmet YenilmezAhmet Yenilmez:

Yahu hiç aşksız oldun mu diye sorsana bir! Ooof of, mahvettin şimdi sen beni! (Gülüyor)

Aşk çok mübarek bir şeydir. Fakat tabii bu, aşka nasıl baktığına, tarifini nasıl ve neye göre yaptığına bağlı. ‘Kavuşmayı hayal eden duygu’ya aşk demiyorum ben. Bunu da altını çizerek söylüyorum. Çünkü kavuşsa ne yapacak ki! Eli ayağı birbirine dolanır. Tam bir zavallı durumuna düşer.

Âşık, maşukun karşısında zavallı durumuna düşerse ölür, mahvolur. Zaten aşk, kurduğun hayale inanmaktır. Hayalin gerçekleşme ihtimali belirdiği zaman ise korku başlar. Âşık olduğun kişiye layık olup olmadığını sorgulamaya başlarsın. Kendini onun karşısında zavallı görürsün. Küçüldükçe küçülürsün. 

Nasibine düşen hali yaşamanın şükrü

Günümüzde zamana ve mekâna duruma göre değişkenlik gösteren aşk tarifleri ortaya çıkmaya başladı. Ne olacak ki? Kuru kara bir oğlan çıkar köyünden, baba ocağından-ana kucağından, gelir insanı yutup bitiren büyük şehirlere, başlar etrafını şaşkın şaşkın seyretmeye. Kim olduğunu şaşırır. Etrafta güzel, kendinden emin şehirli kızlar tabii. Ben hayatımda deodorant kokusunu ilk defa İzmir'de duydum mesela. ‘Buranın kızları ne acayip kokuyor lan böyle’, dedim. Öyle tabii. Sen başkasın, içinde bulunduğun diyarlar, aralarına karıştığın insanlar çok başka.

Ee bu çocuk âşık olur da, kavuşma hayali kurabilir mi hiç? Çekilir köşesine, seyrettikçe seyreder ve başlar kendi kendine yeni bir dünya kurmaya, sevdiğinin suretinde bambaşka bir kadın yaratmaya. Dikkat edin, bu duyguyu yaşayan insanların muhayyileleri ve ufukları çok geniş olur bu yüzden. Sezai Bey mesela… Değil mi? Sonuç olarak, bizim sevdalarımızda kavuşma hayaliyle yanıp tutuşma yoktur. Bizim sevdalarımızda ‘nasibine düşen hali yaşamanın şükrü’ vardır.

Ömer KaraoğluÖmer Karaoğlu:

Elbette âşık oldum ve bazıları inanmakta zorlansa da eşime hâlâ âşığım. (Bu ifademin arkasındayım, hiç bir baskı altında söylenmemiştir.)  

Bu duyguyla okuduğunuz bir şiir hatırlıyor musunuz hiç?

Şiirle dillendirilebilse de kimi zaman, aşk şiirin refakatine dahi ihtiyaç duymaz, o şiirin kendisidir çünkü. Belki cevap sizi tatmin etmez ama bir şiir değil, şiirler şarkılar... desem daha doğru olur. 
 
Recep Tayyip ErdoğanRecep Tayyip Erdoğan (T.C. Başbakanı):

Evet oldum. Şu anda ilk ve tek âşık olduğum kişinin yanındayım ve 31 yıldır aynı hayatı paylaşıyoruz. 

Tek bir cümleyle nedir aşk sizce?

Aşk kişinin sevdiğinde yok olmasıdır. 

İsmail Bulak (Saat tamircisi):

Valla benim hikâyem çok uzun. 1960 senesinde 8 yaşındayken Büyük Ada'ya geldik. Babam beni Türk okuluna verdi orada. Bir de Rum ailesi vardı, ben onların evlerinde kalıyorum o zaman. Bir kızları var bunların, Elena. Rum okuluna gidiyor. Ben de onunla gidiyorum, oturuyorum, dolaşıyorum oralarda. Sıcacık okul tabii onlarınki. 1967'ye kadar devam etti bu böyle. Birlikte okuluna gidiyoruz, geziyoruz filan hep. Sonra ben çok âşık oldum bu kıza. O da beni seviyor. Benimle camiye geliyor. Bir de müslüman oldu. Ama olmadı bizim iş tabii.

Farklı dinler, kültürler... Benim köyümü, evimi, ailemi tamamen bırakmam gerekirdi. Sonra gittim memlekete zaten, kaçırdım bir kızı, evlendim orada. Biraz deli doluydum ben. Ama o, uzun yıllar evlenmedi. Yusuf Armağan

1971 senesinde cezaevindeyken beni ziyarete geldi. 3 sene yattım hapiste, o kadar yer değiştirdim, gittiğim her yere mektubu geldi. Hâlâ da seviyor. Ama ben uzun senelerdir görmüyorum. Böyle işte. Ama birini çok seversen aradan 40 sene de geçse, 50 sefer de evlensen onu hiç unutamıyorsun. O hikâye hiç bitmiyor.   

Yusuf Armağan:

Cevap veriyorum: “Elbette.” 

Hasan AycınHasan Aycın:

Şimdi ben bu soruya cevap verirsem evde hanımla kavga ederiz sonra. (Gülüyor)

Ben bu soruya ancak şu şekilde cevap verebilirim; aşk çok ciddi bir meseledir. Ayaküstü konuşulmaması gerekir. Ve üstelik mahrem de bir konudur. Öyle uluorta saçılması pek uygun olmaz. Ayrıca bu konuda bir cevap vermek de yeterli olmaz; bir kitap yazmak gerekir.   

Gökhan Özcan:

Gökhan ÖzcanÖmrümün kırk küsur yılı gelip geçtikten sonra bir gün şunu fark ettim; ben aslında pek az şeyi doğru, pek çok şeyi yanlış ve eksik biliyormuşum meğer! Üzülerek söyleyeyim ki “aşk” da yoktu doğrusunu hakkıyla bildiğim şeyler arasında. Hayatımın geri kalanında doğruları çoğaltmak için gayret etme azmindeyim. Bu iddiayı da “aşk” yolunda atılmış bir adım olarak görmek istiyorum. Çünkü size bir tarif veremeyecek olsam da, hayatın tam kalbinde vücut bulduğunu biliyorum aşkın. Ama yaklaşmak için canından geçen bir pervâne olmak gerek…

Yoksa ne dense rivayet yerine geçer.  “Aşkın Leyla'sını gördünse söyle/ Mecnun'dan duyup da rivayet etme” deniyor ya hani, işte öyle… Bu zamanın insanları olarak sadece zihnî meselelerimizi değil, kalbî meselelerimizi de hak ettiği derinlikle kavramak noktasında eksiğiz maalesef. Bu gerçeği ben kırk yılda kavradım, bunu da ahir ömrümün kârı sayıyorum. Hâlbuki bu topraklar “aşk”ın anavatanı tabiri caizse… Mevlânâ bu topraklarda yaşadı, Fuzulî bu topraklarda yaşadı. Dahası Leyla ile Mecnun bu toprakların her karışında asırlar boyu kulaktan kulağa yayıldı, gönülden gönüle söylendi. Testimizi hangi çeşmeden doldursak yeriydi, ama gel gör ki kırkımız çıkmadan beceremedik bu işi…

Aşk olsun bize! Demek bir yanlışımız var bir yerde… Aşkı dilimize tekerleme etmeden kalbimize bir sorabilseydik, ayağımız suya daha erken erecekti belki de. Aşkı aşkınlıkta aramak gerektiğini daha erken bilecektik o vakit. İyi ama bir delikanlı bir genç kıza âşık olmaz mı peki? Ona duygularını tercüme edecek şiirler okumaz mı? Olur da, okur da elbet! Ben de hatırlıyorum kendimle ilgili buna benzer bir şeyler… Kara kışın ortasında bir kalp dolusu baharla dolanır ya insan, işte öyle bir şey… Ve fakat o zaman bilmediğim bir şeyi biliyorum şimdi; etrafını neyle süslerseniz süsleyin, göğüs kafesinizin içindeki o anlatılmaz fevkaladelik, aslında kalbinizle sizin aranızdadır. 

Ebubekir KurbanAşkın kendisi değildir de, kalbin aşkı keşfidir o! O hal, insanın kendinden dahi geçerek geldiği bir aşklanma halidir ki, işte aramamız gereken hal tam olarak o “mecnûniyet” halidir! Sonra Leyla olsa ne, olmasa ne! Kalpte var ise bir zerre miktarı aşk, sonra dünya olsa ne olmasa ne! Fethi ağabey merhum, “Sen hiç âşık oldun mu” derken, muhtemel ki kalp dilinde “Sen hiç Mecnun oldun mu?” demektedir, vesselam! 

Ebubekir Kurban (Bir Türk büyüğü):

Şirâzi der ki: Aşka uçma, kanatların yanar. Mevlana der ki: Aşkı bulmadıktan sonra kanat neye yarar? Yûnus der ki: Aşkı bulduktan sonra kanatı kim arar? 

Ben de oyumu bizim Yûnus'a veriyorum. 

 

 

 

Esra Türkân aşkla soruşturdu 

Güncelleme Tarihi: 02 Mayıs 2010, 20:04
YORUM EKLE
YORUMLAR
taner sabancı
taner sabancı - 9 yıl Önce

ebuberkir kurban ne güzel bir cevap vermiş öyle.

mühim değil
mühim değil - 9 yıl Önce

Sevgide vuslatın hiç gelmeyişidir aşk. Zaten varsa vuslat kapına onun adı aşk olmaz. Çalınan davulda, kemanın acı tınısında, yatışında kalkışında hatırlarsın. Sonra büyür Yusuf'un Zülayha'ya armağanı olur. Anlarsın ki O'na giden yolu aralayanmış o... Evet geçmez. Unutamazsın. Hele de unutulmaya layık olmadığını düşünüyorsan siner rüyalarına. Ansızın sesi gelir kulaklarına. O sanarsın milleti. O sanmasa da... Olsun... Vuslat gelmesin... Biz, böyle severiz sevdiğimizi...

Mehmet Emir
Mehmet Emir - 9 yıl Önce

recep tayyip erdoğana sorulan aşk nedir sorusu şibli tarafından halaca da sorulmuştu.
belki de gelmiş geçmiş en somut en ayan en ulu bir aşk cevabı;
hallaç onbinlerce taş yemiş vücudunda,
boynu darağacında,
az sonra altındaki sandalye çekilecek ve ölecek.
soru o esnada gelir;
ey hallaç söyle! aşk nedir?
en aşağısı şu gördüğün ahvaldir!
en ulusu?
senin oraya gidecek yolun yoktur.

Yasin ŞİMŞEK
Yasin ŞİMŞEK - 9 yıl Önce

Güzel haberlere hasret kaldığınız demlerde, karşınıza çıkan bir soruşturma kalbinize dokunup gönlünüzü ferahlatıyorsa, emeği geçenin yüreğine rikkat, kalemine kuvvet dilemek boynunuzun borcudur.

mustafa türkmen
mustafa türkmen - 9 yıl Önce

ben ve ismet özel sevdiğimizi alamadık oğlum.

Hatice Algın
Hatice Algın - 9 yıl Önce

biz de aşkla okuduk:) "aşk mübarek bir şey"...

abdullah
abdullah - 9 yıl Önce

dunyabizimin haberlerine aşık oldum...
aşkla soruşturmak istiyorum ben de...

Mehmet Emre Ayhan
Mehmet Emre Ayhan - 9 yıl Önce

Ben de Gökhan Özcan'ın verdiği cevaba âşık oldum, işte buradan da ilan ediyorum!:-) "Kara kışın ortasında bir kalp dolusu baharla gezer ya insan, işte öyle bir şey (aşk)..." Nasıl bir ifadedir Yarabbim "Bir kalp dolusu bahar"; hani hep yaşıyordum da bir türlü kelimelere dökemiyordum halimi; işte al bana motto, slogan, arz-ı hal..!:-) Arz-ı hal demişken aklıma geldi; "arz-ı hal etmeye cânâ seni tenha bulamam/ seni tenha bulsam kendimi hiç bulamam" demiş şairin biri de... Neyse, işte öyle b


banner8

banner19

banner20