banner17

4 isme Edebiyat Mevsimi Ödülü!

TYB İstanbul şubesinin Edebiyat Mevsimi Büyük Ödülleri cuma akşamı saat 18:00'de bir törenle açıklandı.

4 isme Edebiyat Mevsimi Ödülü!

TYB İstanbul Şubesi hafta başından beri ilgi odağıydı. Programlar dolu dolu geçti. Edebiyat Mevsimi haftası çok güzel şeylere vesile olduğunu defalarca gördük.

Programa Ankara'dan, Antalya'dan katılan dinleyicilerle karşılaştık. Liseli bir genç yazar Ömer Faruk Dönmez'i dinleyebilmek için Antalya'dan gelmişti.

İşte bu güzel haftanın 5. gününde Edebiyat Mevsimi Büyük Ödülleri açıklandı.

Şiir ödülü Ahmet Oktay'a,

roman ödülü Hasan Ali Toptaş'a,

deneme ödülü Ahmet Turan Alkan'a,

öykü ödülü Mustafa Kutlu'ya verildi.

Oktay'ın ödülünü Mehmet Doğan, Toptaş'ın ödülünü Ahmet Kot, Alkan'ın ödülünü Ali Ural takdim etti.

Törene katılamayacağını, böyle yerlere katılamadığını bildiren Kutlu'nun ödülü ise İrfan Çalışan'a emanet edildi.

Ödüller Ali Ural'ın yaptığı güzel bir konuşma ile açıklandı. o konuşmayı sizler için alıntılıyoruz.

A. Ali Ural, İrfan Çalışan
A. Ali Ural, İrfan Çalışan

A.Ali Ural’ın Edebiyat Mevsimi Büyük Ödülleri Konuşması 

Edebiyat Mevsimi, şehir hayatının koşuşturmasına hapsolmakla yüz yüze olan insanlara, kültürü, doğru şeklini bularak ulaştırmaya çalışıyor. Bu mekânda beş gündür süren etkinliklerin amaçlarından biri de bu. Bu amacı gerçekleştirmenin en etkili yollarından biriyse, hiç kuşkusuz, kültürümüzün bileşenleri için emek vermiş ve bu emeği ile sanat ve düşünce alanlarında özgün birer ad olmuş kişiliklere işaret eden ödüller vermektir. Onların varlığını işaret ederek göstermek, hem bir övünç hem bir naçizane takdir, hem de gelecek kuşağa alınması gereken yolu göstermektir.

Hepimizin bildiği gibi ülkemizde sanat, düşünce, edebiyat alanlarında verilen birçok ödül var. Edebiyat Mevsimi olarak, ilkini vereceğimiz bu ödülleri düşünürken, edebiyat adamlarımızın hemen hepsinin,  edebiyat hayatlarını bütünüyle gözden geçirme imkânı bulduk. Bu imkânı deneyimlerken gördük ki, çok canlı ve derinlik dolu bir edebiyat dünyasına sahibiz. Övünç duyulacak bir husustu bu. Şimdi bu övünç içinden dört ismi sizlerle paylaşmaya sıra geldi.

Şiir, roman, öykü ve deneme dallarında, bu dalların hem kendi yapılarına, hem de edebiyatımızdaki gelişim seyrine uygun ayrı ayrı kriterler eşliğinde değerlendirmeler yapıldı. Ancak asıl kriterimiz, ödül alacak kişiliğin alanında zirve olması ve bu başarısını hala sürdürmesiydi. Ödüller, böylelikle gerekçelendirilmiş oldu.    

Ahmet Oktay, Mehmet Doğan
Ahmet Oktay, Mehmet Doğan

Ahmet Oktay

Kendisiyle yapılan bir söyleşide Ahmet Oktay, edebi yönelimlerini şu sözlerle niteliyor: “Ben, dünyayla derdi olan bir şairim. Kendime özgü sorularım, kaygılarım var. Yani yanıt vermekten çok, soran bir şairim. Bir noktayı daha vurgulayayım: Başkalarının derdini de dert edinmiş biriyim. Sorularım, başkalarının da sorularıdır. Benim söylemim, son kertede bir biz söylemidir. Heidegger’ci bir şair değilim ama, Heidegger’in "aletheia" (açığa çıkarma) kavramını önemseyen biriyim. Şiirin son kertede bir açığa çıkarma sorunu olduğunu düşünüyorum. Günümüzün bireysel sorunları, son kertede tarihsel ve toplumsal sorunlardır. Bu yüzden, Fredric Jameson’un “tarihselleştirin” sözünü de önemsiyorum. Şiirimde konuşan ben, her zaman için biz’dir. Öyle olması için çaba harcadım, harcıyorum.”

Edebiyat Mevsimi, Ahmet Oktay’ı burada dile getirdiği sanat, hayat anlayışını, son derece özgün bir şiire dönüştürdüğü için Şiir Ödülü’ne layık gördü. Ahmet Oktay, Mavi Hareketi içinden İkinci Yeni’nin şiirsel imkânlarını toplumsal alanlara taşımada bir irtifa oldu, bugüne dek. 1970’li yılların şiiri ideolojik düşünce içine hapseden anlayışlarına mesafeli durduğu gibi, şiirinde ‘ben’ derken, ‘biz’ demeyi de bilebildi. Yol Üstünde Semender ile yeryüzünün tüm coğrafyalarına yayılmış insan dramlarını bir daha yaşadı, bizlere de yaşattı. Toplumsal olduğu gibi bireysel hakikatleri de açığa çıkardı. Edebiyat Mevsimi için, kendisinin yazdıklarıyla bizi onurlandırmasını, naçizane bir takdirle karşılamak borcunu, burada ödemekten mutluluk duyuyoruz. Şiir Ödülümüzün ilki, değerli şair Ahmet Oktay’a… 

9598
Hasan Ali Toptaş, Ahmet Kot

Hasan Ali Toptaş

“Edebiyat her türlü iktidarın uzağında, bir bakıma eşim, dostum ne der, arkadaşlarım ne düşünür, eleştirmenler nasıl bakar, editörler sever mi, yayıncılar olumlu yaklaşır mı, yasalara uygun mu, ahlâka aykırı mı  gibi kaygıların ötesinde bir yerde yapılan çok özel bir uğraştır ve yazar bu yüzden hep ayakta yazar.”

Evet, “yazar hep ayakta yazmalıdır...” Yazarlık duruşunun ne olduğu ya da olması gerektiğinin ilanı anlamına gelen bu sözler, Hasan Ali Toptaş’ın Harfler ve Notalar adlı deneme kitabından. 1990’ların başından bugüne edebî yolculuğunda şiirsel bir dille, Türkçe’nin imkânlarını sonuna kadar kullanan Hasan Ali Toptaş, öykü, roman ve denemeleriyle, okurunu aktif, dönüştürücü, sarsıcı, kurgusal ve bir o kadar da zevkli bir yolculuğuna davet etmiştir. Yazma eylemini “Hayatı kelime kelime çoğaltmak” olarak yorumlayan Toptaş, bu çoğaltma işinde, her metnini kentten taşraya dek uzanan dikkatli bir okura yazar. Sadece gözünü önemseyen popüler okura değil, yazma uğraşına eşlik eden okura yazar. Toptaş, böylece kendi yazarlığını buharlaştırmadan, popülerliğe düşmeden, taşralı okuru da “hayatın neresinde durduğu” sorusuyla yüz yüze getirmeyi bilmiştir. Bu sayede 1987’den bu yana olan yazı yolculuğunda, sadece kendi öykü ve romanlarındaki dili, kurgu ve tekniğini geliştirmekle kalmamış okurunu da yetiştirmiştir. “Her zaman için sezmek, bilmekten daha iyidir” diyen Toptaş, sezgilerini yalın ancak şiirsel diliyle yoğurarak zıtlıklar, çatışmalarla zenginleşen sağlam kurgulu romanlarında, dili bir müzik âleti gibi kullanmış, içinden geldiği taşranın yapay olmayan dünyasını büyük bir vefa duygusuyla, doğal ve eğitimsiz seslerden yükselen bir senfoniye dönüştürerek kent insanına neleri yitirdiğinin aynasını tutmuştur. İstanbul’un kültür başkentliği için bu edebi nitelikler çok değerlidir. Roman Ödülümüzün ilki, saygıdeğer romancımız Hasan Ali Toptaş’a… 
 

Mustafa Kutlu

Hepimizin bildiği gibi Türk öykücülüğü Letaif-i Rivayet’ten bugüne çok mesafe kat etti. Önce Ömer Seyfettin, ardından Memduh Şevket ve Sait Faik, öykücülüğümüzün zirvesi oldular. Son otuz kırk yılın Türk Öykücülüğündeyse Mustafa Kutlu adı, başlı başına bir evrene işaret eder oldu. Yoksulluk İçimizde’den Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı’na uzanan Mustafa Kutlu öykücülüğü, çıktığı zirvenin her yamacını kurgu harikası öyküleriyle sundu bizlere. Bir değerler manzumesi sahip olarak hayatını anlamlı bir çizgide sürdürmeye çalışan bireyin düştüğü insani durumlar, Mustafa Kutlu’nun öykücülüğümüze kattığı özgün açılımlardan sadece biridir. Taşralı bir öykücünün İstanbul’u tanıma uğraşı, hepimizi bir parça, Şehir Mektupları’nın öykücüsü yapmamış mıdır? Mustafa Kutlu, son elli yılda yaşadığımız toplumsal dönüşümü, roman türünün sınırlarından öykünün iklimine, indirgeme zafiyetine düşmeden aktarabilmiştir. Türkçe, Kutlu’nun öykü dilinde hem sosyal hem bireysel meselelerin şiirsel dili haline gelmiştir. Öykü ödülümüzün ilki değerli öykücümüz Mustafa Kutlu’ya...      

Ahmet Turan Alkan, A. Ali Ural
Ahmet Turan Alkan, A. Ali Ural

Ahmet Turan Alkan

Deneme türü, ‘Ben şairim insana ait hiç bir şey bana yabancı değildir” diyen şaire düzyazının bir cevabı olsa gerektir. Montaignei babası, Fransızca öğrenmeden önce Latince öğrenebilsin, diye daha iki yaşından başlayarak Latince’yle yüz yüze getirmişti. Hatta bu uğurda hizmetçilerde dâhil tüm ev halkı Fransızca’yı ev içinde terk etmişti. Montaigne’in insan hallerine büyük nüfuz gücü böyle başladı. Ve büyük yazar, insana yabancı olmayanın yazara da yabancı olmadığı böylelikle dile getirdi belki de. Belki böyle şekillenmemiştir ama her deneme yazarının iç dünyası, bize göre, toplumsal benliğin de toplumsal belleğinde havzasıdır. Ahmet Turan Alkan’ın da Cemil Meriç gibi bir dehadan toplumsal hayatımıza uzanan yazarlık serüveni, bugün bizleri her zamanki gibi cezbetmektedir. Altıncı Şehir’li olarak biz İstanbulluların arasındaki yeri, bir yerin yerlisi olmayı öğretti bize. Türkçe yazı dili onun ironik edasından bir çeşit yeni sentaks edindi, desek yeridir. Cemil Meriç’in Türkçe mirası onunla devam ediyor. Belki kendisi, o meşhur humouruyla bu dediklerimize de gülümsemeyle karşılayacak, ama Edebiyat Mevsimi, onun bir denemeci olarak yerini naçizane takdirden geri duramazdı. Deneme ödülümüzün ilki kıymetli deneme yazarımız Ahmet Turan Alkan’a… 

Ali Ural

Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şube Başkanı

Ali Ural'a konuşma metnini ilk olarak dunyabizim'e verdiği için teşekkür ederiz.

Asım Gültekin haber verdi

Güncelleme Tarihi: 16 Aralık 2009, 08:48
YORUM EKLE
YORUMLAR
m. fatih kutan
m. fatih kutan - 9 yıl Önce

ödül alan dört ismin de yazdıkları şahittir zaten ödüllerine. isabetli seçimler. hayırlı olsun, şaire ve yazarlara. uykuların doğusu'nu okuyayım ilk elden.

enes malikoğlu
enes malikoğlu - 9 yıl Önce

ödül seçimi beni oldukça şaşırttı açıkçası. Belki ağır gelecek ama diğer cenahtan adam seçerek tarafsız olduğumuzu sanıyoruz;ama onlar bizi hala adam yerine koymuyor. Hadi Toptaş'ı anladım roman anlamında Türk romanının lokomotiflerinden ama şiir dalında Ahmet Oktay'ı seçmek...! gerçekten anlam veremiyorum. O kadar şair arasından sadece yaşlı diye mi seçildi acaba?!

NOT: Yorum tamamen iyi niyetle yazılmıştır. Yukarıdaki nota binaen...

Cevat Akkanat
Cevat Akkanat - 9 yıl Önce

Ahmet Oktay'a şiir ödülü verilmiş. Bir şiirinde Eyyüp sabrı yerine Süleyman sabrı diyor... Vaktiyle Can Siirt gündeme getirmişti... Bu kadar olur...

İsmail Hakkı
İsmail Hakkı - 9 yıl Önce

İstanbul'un böyle bir etkinliğe ihtiyacı vardı. Şehrimizin kültürel bakımdan dolu dolu olması inkar edilemez. Sık sık şiir dinletileri, sergiler, paneller, kitap fuarları oluyor ama bunların hiçbiri bir haftaya sığdırılıp şehir insanına sunulmamıştı. Sabahtan akşama kadar, ustaları dinlemeye, söyleşmeye fırsatımız oldu. Edebiyat camiamız malesef çok bölündü, çok parçalandı. Birbiriden uzak kutuplar oluştu. Festival, bu parçalanmaya yara bandı görevi üstlendi. Ödüller, ustaların eline yakışmış.

banner8

banner19

banner20