24 Kasım için öğretmen yazarlar aranıyor!

Şair ve yazarlarımızın eğitime katacakları çok şey olacağı bir gerçek. Hiçbir şey kazandırmasalar şiirle düşünmeyi, öykü ile tahayyül etmeyi, deneme ile usturup kazanmayı, romanla kurgu ve tasarım dünyasına açılmayı öğretebilirler. Hüseyin Akın, Dünyabizim için yazdı.

24 Kasım için öğretmen yazarlar aranıyor!

Geçtiğimiz yıllarda İstanbul’un ilçe belediyelerinden birinin kültür yetkilisi bir arkadaş telefondan aradı. Kendini tanıttıktan sonra bir ricası olacağını, şayet yardımcı olursam çok memnun kalacağını ifade etti. “Ne demek efendim!” dedim. Kültür yetkilisi arkadaş 24 Kasım Öğretmenler Günü için bir şiir programı yapmak istediğini söyledikten sonra asıl meseleye geldi: “Bize öğretmen şairler konusunda yardımcı olur musunuz?” Bir müddet duraksadıktan sonra “Üzgünüm, inanın bir tane bile öğretmen şair tanıdığım yok” deyince telefonun ucundaki arkadaş bu cevabımı inandırıcı bulmamış olmalı ki “huzur hakkı da olacak” diye ekleyiverdi. Belli ki ne demek istediğimi hâlâ anlayamamıştı. Cevabımdaki inceliği bir soruyla görünür kılmaya niyetlenerek: “Azizim siz öğretmen şairleri mi soruyorsunuz yoksa şair öğretmenleri mi? Şayet şair öğretmenleri soruyorsanız tanıdığım çok var elbette” diye son bir kez daha üzerine gittimse de aradaki farkı teşrih etmek yine bana düştü.

Bazı meslekler vardır ki, onları yerine getirenlerin üzerine başka bir hırka giymelerine izin vermez. Din adamları, eğiticimler, emniyet mensupları ve devlet yönetmeye talip olanlar böyledir. Bu tür kişilerin çok istisnası dışarı çıkarken üzerlerine bir şeyler alma cesareti gösterebilirler. Kimlikleri icra ettikleri mesleki durumla özdeşleşmiştir. Mütekait olduktan sonra bile “hocam”, “hoca efendi”, “hoca”, “öğretmenim”, “öğretmen bey”, “amirim”, “Sayın vekilim”, “Başkanım”, “Valim” vb. unvanlarla çağrılmaya devam edilirler. Belki uğraştıkları ikinci ve üçüncü meşgaleleri de vardır, ama onlar bu baskın kimlik karşısında hiçbir zaman kendini görünür kılma imkânı bulamaz. ‘Eğitimci yazar’, ‘Öğretmen şair’, ‘Din Görevlisi hikayeci’, ‘Emniyetçi öykü yazarı’, ‘Parlamenter Denemeci’…gibi ekler alan bir edebiyatçı artık ait olduğu mesleki unvanın hakimiyet alanı içerisine girmiş demektir. Böyle bir kişinin edebi iddiası ortadan kalkmış yerini mesleki iddiaya bırakmıştır. Yukarıda bahsini ettiğim kültür birimi yetkilisine anlatmak isteyip de anlatamadığım şey tam da buydu. Yani ‘Öğretmen şair’ ifadesi öğretmenliği şairliğinin önünde seyreden, şairliği öğretmenliğine kenar süsü yapan demektir. ‘Şair öğretmen’ denildiğinde iş değişir. Şairliği öğretmenliğinin önünde giden, öğretmenliğini şairliği ile besleyen kişiden bahsetmiş olursunuz. Bu anlamıyla bir şairin ya da yazarın öğretmen olması görev yaptığı okul ve dersine girdiği öğrenciler için tarihi bir imkân ve gülümseyen bir talihtir.

“Ben de öğretmenim” itirafı her şeyi değiştirdi

Bundan bir müddet evvel İstanbul’un Anadolu liselerinin birine edebiyat üzerine söyleşi için davet edilmiştim. Okulun salonu hıncahınç genç insanlarla doluydu. Anlattıklarımın havada kalmadığını bakışlarından, dikkatlerinden ve verdikleri olumlu tepkilerden anlıyordum. Gözlerinde bir yazarla tanışıyor olmanın sevincini rahatlıkla okuyabiliyordum. 1 saatlik programın son on beş dakikasına kadar bu böyle sürdü. Ne zaman ki bir paragraf açıp kendimin de bir öğretmen olduğunu söyleyinceye kadar. Maksadım öğrencilerin gözünde öğretmen imgesini daha bir yukarlara çıkarıp çağrışımı zengin bir kelimeye dönüştürmekti. Lakin heyhat! O andan itibaren çözülme başladı. Gözlerdeki sevinç neredeyse sönmüş, yerini aldatılmışlık ve hayal kırıklığına bırakmıştı. Öndeki öğrencilerin feri sönen bakışlarından şunu okuyordum: “İyi de birader madem yazarsın ne diye öğretmenlik yapıyorsun? Ya kitabını yaz ya da yazılılarını oku!” Yazar kimliğiyle sonuna kadar götürdüğüm konferansın sonu “ben de öğretmenim” itirafından sonra bambaşka şekilde bitmişti.

Öğretmen ve de yazarsanız bu dünyada size rahat yoktur. Görev yaptığınız okulda dengeyi bozan insan olursunuz. Amirler sizi kitaplarınızın kapağını açarak değil, yazar olduğunuzu bir yerlerden duydukları için dışarıdan gelen hatırı sayılır misafirlerin huzurunda taltif ederler. Edebiyatçılığın bilim adamlığı ya da konunun uzmanı olmak gibi bir otoritesi yoktur. Matematik ve fen alanlarının gözde meslekleri kazanma yolu haline getirilip yıldızı parlatılarak sosyal alanların gözden düşürülmesi edebiyat ve edebiyata dair her şeyi etkisizleştirip itibarsızlaştırmıştır. “Bir okulda okuyan öğrenciler niçin okumuyor?” ironisinin içinden çıkamadığı soru budur. Okumanın asli metinleri sosyal alanlar, özellikle edebiyattır. Sayısal alanlara yönlendirilen öğrencinin otorite olarak göreceği saha da burasıdır.

Öğretmenlik yapan yazar ve şairler

Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri yetişen birçok şair ve yazarın bugünün köklü okullarında öğretmenlik yaptıklarını biliyoruz. Ahmet Hamdi Tanpınar Erzurum Lisesi’nde, Behçet Necatigil, Ömer Seyfettin, Zeki Ömer Defne, Faruk Nafiz Çamlıbel, Memduh Şevket Esendal, Reşat Nuri Güntekin, Fuat Köprülü,  Ali Canip Yöntem, Hüseyin Nihal Atsız, Oktay Tuncer, Nihat Sami Banarlı Kabataş Erkek Lisesi’nde, Sabahattin Ali Yozgat Cumhuriyet Mektebi’nde, Mustafa Kutlu Tunceli Lisesi ve Vefa Lisesinde, Peyami Safa Boğaziçi İttihat Mektebinde, Ahmet Kutsi Tecer Sivas Lisesinde, Ahmet Telli Ankara Atatürk Lisesinde, Rıfat Ilgaz Karagümrük Ortaokulu ve Nişantaşı Lisesi’nde öğretmenlik yapmışlardır. Bu Listeye Beşir Ayvazoğlu, Tahir Alangu, Mahmut Makal gibi daha birçok yazarı da ilave edebiliriz. Bugün hâlâ öğretmenlik yapan şair ve yazarlarımızın sayısı da az değildir. Ne yazık ki dün okullarının adı ile özdeşleşen yazar öğretmenler bugün ders yükü, nöbet ve kırtasiye işleri arasında iki satır yazabilmek için imkân avcısı durumundadırlar.

Bugün öğretmenlik yapan yazar ve şairlerimizin bazıları: Şeref Bilsel, İsmail Karakurt, Ali Ayçil, Mustafa Fırat, Cengizhan Orakçı, Hasibe Çerko, Yasemin Karahüseyin, Celal Fedai, Adem Turan, Adem Kandemir, Adem Yazıcı, Süleyman Unutmaz, Osman Koca, Fatih Güldal, Hüseyin Atlansoy, Özgür Aras Tüfek, Sedat Yılmaz, Mustafa Uçurum, Ali Bal, Selçuk Küpçük, Hüseyin Kaya, Asım Gültekin, Zeynep Arkan, Eyüp Azlal, Bünyamin K, Sıddık Ertaş, Betül Dünder, Bülent Parlak, Ayşe Sevim, Gülhan Tuba Çelik, Yunus Emre Altuntaş, Yunus Emre Özsaray, Mehmet Solak, Mustafa Köneçoğlu, Duran Boz, Ercan Yılmaz  Ahmet Edip Başaran… Bu listeyi üç beş katına çıkarmak mümkün elbette. Hafızamın beni çekip sürüklediği yerlerden edindiğim isimler bunlar. Her bir isim maarifimiz için bir şeyler söylüyor. Değerler eğitimine ‘yanı başımızdaki edebi değerlerimiz’le başlasak daha iyi olmaz mı?

Yazar ve şairler eğitime ne katabilir?

Şair ve yazarlarımızın eğitime katacakları çok şey olacağı bir gerçek. Hiçbir şey kazandırmasalar şiirle düşünmeyi, öykü ile tahayyül etmeyi, deneme ile usturup kazanmayı, romanla kurgu ve tasarım dünyasına açılmayı öğretebilirler. Hepsi bir yana öğrencilerin çoktandır unuttukları cümle kurmayı onlara yeniden kazandırabilirler. Öğrencileri fuar mevsimlerinde otobüslere doluşturup fuarla taşıyarak stant stant gezdirip “Aha bu yazar!” diye başka bir dünyadan gelmiş bir varlığı gösterir gibi sunmak yerine hayatlarının içerisindeki yazarlarla daha sıkı vakit geçirmelerini sağlamak çok daha faydalı olacaktır.

24 Kasım gibi günler öğretmene kuru iltifat günleri olmaktan çıkarılmalıdır. Öğretmenler için hiçbir şey yapılmasına da gerek yok, mevcut değerleri korunsun yeter! Öğretmenlik bir meslek olmanın çok ötesinde entelektüel bir uğraş alanı olmalıdır. Şiiri sevmeyen edebiyat öğretmeni, sayılara küsmüş matematikçi, coşkusuz bir din kültürü hocası, sesi kısık müzikçi, hantal beden eğitimi öğretmeni, resme seyirci kalan resim öğretmeni, sadece geleceğine odaklanmış bir tarih öğretmeni, yaşadığı semtten ötesini gezip dolaşmamış bir coğrafya hocası, düşünme ve idrak yolları kapalı bir felsefeci ile olsa olsa okullardan diploma alınabilir ancak.

Bir zamanlar hani bir kampanya vardı kız çocuklarını okuma yazmaya teşvik için, “Haydi kızlar okula!” diye. Bu çağrıya başka şeyleri ve kişileri de dahil etmeden olmaz:

“Haydi, eleştirel düşünme okula!”, “Haydi şairler, öykücüler, denemeciler, romancılar, düşünce insanları okula!”, “Haydi el yordamı, dil yordamı, gönül yordamı okula!”

Haydi, içimizde gürül gürül akan hayat okula!

Hüseyin Akın

Güncelleme Tarihi: 04 Aralık 2018, 11:37
YORUM EKLE
YORUMLAR
B. Ö.
B. Ö. - 6 ay Önce

Efradını cami ağyarını mani, dertli olmakla beraber okunması keyifli bir yazı olmuş. Okurken tebessüme mani olamadım. Elinize sağlık.

banner19

banner13