1 milyon insanla birlikte yoldaydım

Necef-Kerbela yolunda 80 kilometre yürüdüm, yadıma bu sözler düştü.

1 milyon insanla birlikte yoldaydım

 

Birinci Günün Yürüyüş Notları (11 Ocak 2012)

 

  1. 07:07. Bismillahirrahmanirrahim. Allah’ım yardım et, bu uzun ve meşakkatli yürüyüşü tamamlamayı nasip et.
  2. Hakikati yaşamak isteği, bu zor yürüyüşü yapmayı zorunlu kılıyor.
  3. Samimiyetin sabırla imtihanı…
  4. Gayb ülkesinin kanlı yüzündeyim. Arayıp bulur musun beni Hüseyin?
  5. Adam protez bacağını çıkarıp yanına koymuş, dinleniyor. 80 km yolu protez bacakla yürüyecek.
  6. Yüksek arzuların uçurumunda yürüyorum.
  7. Yorgunluk iliklerime doğru gitmeye başlıyor, daha yolun başında.
  8. Pekmez gibi çaylarına da alışmaya başlıyorum.
  9. En güzel şiirimi yazıyorum Kerbela yolunda: Rabbimle konuşuyorum sessizce.

10.  İhsan, ikram bol ama temizliğe pek dikkat edilmiyor maalesef.

11.  İslam’a selam göndermişti Hüseyin. Alıyorum selamını Hüseyin.

12.  Yolun solunda numaralandırılmış direkler var. Her direk arası ellişer metre… Yürünmesi gereken 1450 direk var.  50 çarpı 1450, eşittir, 72 bin 500, direklerle yürünmesi gereken yol. Ayrıca, direksiz yol da, dokuz-on km varmış. Eder, seksen.

13.  Dünya görüş alanından çıkıyor, Hüseyin’in gövdesinden ayrılmış başını görüyorum sadece.

14.  Bugünün hakkını vermem için 547 direk yürümem gerekir.

15.  Gönlüm Fırat akar usul usul. Bir mücrim gibi, boynu bükük…Kerbela Yürüyüşü 2012

16.  Bir deve görüyorum. Sanıyorum eski zamanlar bu yola taşınmış, geçit yapılıyor.

17.  Bu kahraman yurdunda alelade bir hizmetkâr olabilirsem, ne ala.

18.  Kerküklü bir Türkmen terlik satın alıp ihsan ediyor bana. Yürürken tanıştık. İlgi gösterdiler, sağ olsunlar.

19.  Benimki açlık-susuzluk terazisinde bir tanıklık sadece… Açlık, Mekke, Medine, baba yurdu, dede yadigârı... Susuzluk, Küfe, Kerbela, hasret, şahadet…

20.  Hallac-ı Mansur’un hareketiyle, Muhtar’ın Tevvabin hareketi arasında benzerlikler vardır elbet.

21.  Hayatım boyunca ilk defa böyle bir yürüyüş yapıyorum. İlk başlarda bırakmayı dahi düşündüm, araca binip kafileyi Kerbela’da bekleyebilirim, dedim, kendime yakıştıramadım.

22.  Adımlarım hatıralara temas ettiğinde irkiliyorum, kendimden geçiyorum.

23.  Bırakmak düşüncesi hala beynimde var. Uçağa atlasam, memlekete dönsem… Yapamam, üç dünyama yaptığım yolculuk gereği bu yolu sonuna kadar yürümeliyim, kafileden ayrılmamalıyım.

24.  Kaderime yürüdüğümü biliyorum bu yolda. Eski Kıta’nın demir kafesinden Kerb û bela’ya.

25.  Aşk için düştüm yollara, zehrini kanıksadım sonra, zehrine yatmış bir akrep gibi kıvrandım kuytuluğumda, ruhum boğuluyor insicamında.

26.  Bu yolculuğun mesajını anlıyorum, alıyorum şimdi. Hakiki aşk nasıl olması gerekirmiş. “Beni böyle sev, böyle ara, bana böyle aşık ol” diyorsun Allah’ım. Bu gerçeği görmem için çıkardın beni bu yolculuğa bu insanlarla, böyle bir yere getirttin.

27.  İnsan yorgunluktan ölebilir mi? Mutluluk düşü kurabilir miyim, sonu kanlı olsa da?

28.  Bu yolun sonunda cehalete ulaşsam, cahil kalsam yeniden, hepten. Kanlı kâbuslar görmesem yeter ki.

29.  Rabbimle aramızdaki perdelerin kalktığını hissediyorum, ölümün soğuk nefesini ensemde hissederken.

30.  Bir çocuk yanıma geliyor, konuşuyoruz ama anlaşamıyoruz. İsmini soruyorum, anlamıyor. Çocuğa Ahmet ismini veriyorum.

31.  Yazmayı bıraksam, hep böyle yürüsem, kimse dokunmasa sineme, bilmese.

32.  Kaçmak diyorum böyle, bütün bir geçmişten. Öğrendiğim hayatı öğrenebileceğim kadar, yaşadım hayatı yaşayabileceğim kadar ve yazdım hakikati yazabildiğim kadar. Gelip durdum bu yola, girdim menzile. Daha ötesine gidemiyorum.

33.  Dün gece Ali’nin türbesindeydim, başucunda bekledim, kuyusunun etrafında dolandım durdum. Birkaç gün içinde de oğlunun yanında olacağım. Sonra? Yalnızlık, sadece yalnızlık, hep yalnızlık, kabir kabir, dupduru...

34.  Daha hafif elbiseler giyiniyorum, rahat yürümek için.

35.  Değirmen taşı kırılmış gecemin, bu şehrin içinden hiç çıkamayacağımı biliyorum. Nereye baksam, çöl fırtınası... Hızını almış işaret fişeğidir, ahir ömrüm. Gidemiyorum ki, yolumu bulamıyorum ki. Hep gecedir yüzümü ağartan, yeryüzüne bakan, ayaklarıma dolanan gökyüzünden sarkan kutsal kasem. Kanım benim, diyetim. Geceye kaldıkça yaşayabiliyorum, yani yürüyebiliyorum, gidebiliyorum. Oysa kırılmıştır değirmen taşı. Gayrı, ötesi malum… Ali’nin suskunluğu, çığlık çığlığa kalması, olacaklarının ağırlığı altında ıstıraptan kırılması, inlemesi…Kerbela Yürüyüşü

36.  Kadın sopayla kızının sırtına vuruyor. İçim sızlıyor. Annemi özlediğimi hatırlıyorum.

37.  Başladığım bütün noktaları bir araya getiriyorum, kendimi burada buluyorum. Gam ve bela yurdu, hüzün ve keder... Mahzundum, başıma belalar aldığımda. Mahzun ve yalnız, kanlı burgaç…

38.  Tek eylem: Yürümek… Salt yürüyüş kesilmek tepeden tırnağa…

39.  Yolculuğum getirdi beni buraya. İç dünyamın haritasını çıkaramıyorum nedense. Anlıyorum ki, hayat başlı başına bir yolculukmuş hep, kendine yetmediğin yerde başlasa da yanıtı ahirete sarkmış sorular. Böyleymiş bu, bu yola düşünce anladım.

40.  Ruhumun kirden, günahlardan arındığını hissediyorum yürüdükçe.

41.  Yaşamın oyununa gelmemek için düştüm yollara ve burada buldum kendimi birden. Ölümü bir yerde, dört duvar arasında beklemekten evla. Bir fark var: Ölümü beklemek ya da ölüme gitmek. Yola düşerek ölümü kabullendiğimi kabul ettim, burada olmam ölüme gitmenin kanlı, meşakkatli bir kilometre taşı.

42.  Attığım adımlar hala kirletiyor mu toprağı?

43.  Her şeyi ilk günkü gibi hatırlamak için çıktım yola, dedim, ben geldim Kerbela. Geldim ve kanlı günüme hazırla. Geçip gitsin içimden hançer, daralsın yaşama alanım.

44.  Okuduğum kitaplarla yürüyorum, Sâlik Yola Düşünce ve Gençliğim Eyvah. Ne diyordu Yılmaz Yılmaz, Sâlik Yola Düşünce’de: “Belki de, terk etmeliyim buraları. Gitmeliyim. Adım da Sâlik olmalı… Tam kırk gün. Sessiz, tenha, karanlık bir taş odada O’nu bulmaya, O’nunla dolmaya…” Beni ve bu yolculuğu anlatan satırlar.

45.  Hayret etmiyorum, hayreti bizatihi yaşıyorum, değişmez mekânda, hep aynı hakikatin gölgesinde.

46.  Aynı yolda milyonları buluyoruz, bir bir yanıyor, pişiyoruz, sinelerimizi dağlaya dağlaya.

47.  Çölde olsaydık, bu fırtına başımıza patlardı.

48.  Bu zahmeti yaşamadıkça Hüseynî aşkın olgunlaşamayacağını biliyorum. Ağacın meyve vermesi için, toprağın derinliklerine kök salarak toprağa acı çektirmesi gerekirmiş. Ne kadar çok acı, o kadar müstesna ve leziz meyveler, eserler. Allah’ın şaheseri olan insan, yolunu yürümedikçe sonuna kadar, kendi şaheserini yaratamaz. Yani aşk yoluna girip fevkalade müthiş acılar çekmek, nev’i şahsına münhasır, olmazsa olmaz. Nedir acı? Yalnız kalmak, aramak, anlaşılmamak… Hakiki arayışla yalnız kalanlar, anlaşılamazlar. Bir yerden sonra da, anlaşılmak için hiçbir çaba sarf etmezler. O noktayı, yeri geçtiğim için kendimi bu yolda buldum. Bahtiyarım, fıtratıma tâbi olup, hakikatime yürüdüğüm için.

49.  Mandalinayı kaptım.

50.  Ruhumun suyunu çıkarıyor yürümek. Suya bakıyorum, kirli ve savruk. Ömrümün yansıması işte…

51.  Kalbime oturuyor organizmamın sağaltıcı uyumu. Düşüp bayılabilir miyim? Kefenimi başıma çekebilir miyim hepten?

52.  Bana şimdi baktığını ve benden memnun olduğunu hissediyorum, Allah’ım. Bu bana yeter, şükürler olsun.

53.  İtimat veren nefsimmiş meğer

54.  Bilerek çıktım bu yolculuğa ya da bilmeyerek, fark etmez burada olduktan sonra. Aşk, dedim; hakikat, dedim; teslimiyet, dedim.

55.  Herkes kefenini yan yatırmış gibi. Giriftlik ve berraklık... Herkes neden burada olduğunu biliyor.

56.  Kaydı düşürülür artık bir başka düşün, düşüşün.

57.  Kanatlarım karıncalanıyor. Uçmak vakti geliyor. Kader ağlarını kollarımda hissediyorum.

58.  Çocuklar, çöplerin içinden işe yarar olanları seçip alıyorlar.

59.  Dua, hep dua…

60.  Samimiyet ve dürüstlüğümle buralara kadar gelebildim. Rabbimi sevdim, nefesim yetmese de.

61.  Neydi Vadius-Selam’dan yitirdiğim sırrım ya da karşılaştığım hakikat. Havf tutulması. Birisi, senin ruhun da burada toplanacak, demişti. Sanki âlem-i ervah memuruymuş gibiydi mübarek. Sordum, neden. Ali’ye bağladı. Hiç şaşırmadım.

62.  Ali’nin yalnızlığını yaşadım Küfe’de. Hanesinde ruhuma ilk temas eden de bu oldu. Hep yalnızlık ve Allah bize şahdamarımızdan daha yakın olduğunda, pek yakınında tuttuğu görevlilerini gönderecektir bize.Kerbela Yürüyüşü 2012

63.  Yazıcı meleklerden ricamdır. Yazdıklarınızın bir kopyasını bana verin, ölmeden evvel. Unuttuğum mühim yerleri alırım, tabii mühim yerler varsa.

64.  Milyonların yürüyüşü, Hüseyin’e… Tek yürek halinde…

65.  Ali’nin balmumu gibi erimiş ruhunu ellerimde tutuyorum, yeni bir suret almak istiyorum kendi ömrümden. Yalnızlık beliriyor karşımda.

66.  Ali’nin evinde dolaşıyorum, sırlarını dinliyorum eski gecelerden. Avluda dolanıyorum, gözyaşlarına basıyorum, utanıyorum.

67.  Çocuğa gıpta ediyorum, annesini tekerlekli sandalyede götürüyor.

68.  Aradığım ilahi aşktır.

69.  Servi ağaçlarının kokusunu duyuyorum. Yakınlarda mezarlık var mı?

70.  Yolum Kerbela’ya düşünce, ahiret âlemindeki ayağıma ağırlığımı daha çok verdiğimi görüyorum. Dünya, öteki ayağımın ucunda bir toz zerresi, uçup duruyor her rüzgârla, en ufak esintide.

71.  Sanırım kanatsız uçmak vakti geldi kendi göğümde, kaybolmak hepten, gayb olmak birden.

72.  Sabah kuşlarımı özledim. Yuvalarında yumulmuş, iklimlerini kuşanmış, bir çöl fırtınasının ihtimaliyle huzuru kaçmış, sabah kuşlarım.

73.  O kadar yorgun olmama rağmen, içim içime sığmıyor, ruhumun kanatlarında fırtınalar bir başka kopuyor, kıyametler bir başka çatılıyor.

74.  Dışarıda beklemek istemediğim için, içeride yol almaya başladım. İçerisinin en kanlı durağındayım. Kerbela. Tut beni Allah’ım, azat et kendimden, çıkar canımı ten kafesinden.

75.  Kendimi mahlûk kudretiyle yeniden yaratmak için terk ettim sahip olduğum her şeyi. Ölsem de yorgunluktan, tamamlayacağım bu yolu, ulaşacağım Kerbela’ya, evvel Allah.

76.  Günlük yaşamın tantanasından çıkıp, ebedi âlemin Hayy-Hû’yuna geçmek…

77.  Yol kenarındaki bir çadırda dinleniyorum, bir genç masaj yapıyor ayaklarıma.

78.  Ayaklarımın altındaki ölü kırlangıcı kaldırıyorum. Daha sıcaktır külleri, çocukluğumdan kalma. Toprağa hapsettiğim düşlerim. Oysa yer altı tünelinin iki ucunu kapatmıştım çocuk aklımla.

79.  Kağıt mendil getirdi verdi bana biri.

80.  Vefasız şarkılara hiç kulak verip de gönül indirmedim. O zaman nedir bu ayrılık telaşı.

81.  Kendimi bizim kafiledeki çiftin yanında buluyorum nedense. Sohbet ederek, dertleşerek yürüyorlar, el ele kol kola.

82.  Yegâne ümit ışığım, var oluş sebebim, Allah’ım. Hitamımda Sen karşıla beni yalnızca. Kulluğumu hür ve mütevazı kıl.

83.  Taşla toprakla ömrümü ekip biçiyorum, ölçüp tartıyorum, yıkıp inşa ediyorum. Biliyorum, ötelerde bir yerlerde, aşkın haram kılındığı bu gökler altında, Sen bekliyorsun Allah’ım. Ben yerdeyim hala, Kerbela yolunda, firakın en yakın durduğu noktada, fenalık kasıp kavuruyor, yokluk uğuldayıp duruyor, hiçlik yankılanıyor. Pervasızım. Biliyorum, hep var olacak olan Sensin Allah’ım, Hüve’l Baki.

84.  Mersiye okuyup dilencilik yapan dedeyle torunun üstü başı, kalın bir toz tabakasıyla kaplanmış.

85.  İçimdeki kıyametler çoğaldı bağcığı kopmuş, yarenlik olmuş şafaklarda. Gün başa döndü, yalana yaslandı sırtını insan, uhrevi rüyaları dünyevi düşlerle takas etti.

86.  Eziyet mi, nedamet mi?

87.  Her şeyin rengi değişti. Saçlarım daha beyaz, gözlerim daha kor, ayaklarım daha yalın, ellerim kangren. Ve onlar gittiler hepten, beni terk ettiler. Yalnızlığımla karşılaştığım yerdeyim. Körpe kuzularım koyun doğuracak sonra, bıçak bilenecek, taş düşecek tetikle bir, kar yağacak, fırtına kopacak tufanla. Ben ilk yalnızlığımla kalakalacağım. Hakikat.

88.  Hacca da böyle yürüyerek gitmek isterdim.

89.  Ayrılığın bela kapısındayım, gam kederle: Kerb û bela. Rabbim, merhametinle yargıla beni, o güne bırakma.

90.  Bir zamanlar bu ayaklarla mı koşardım, uzun menzilli kırlarda?

91.  Her adımla fena âleminde, başıboş bir gezegen misali feveran eden işsiz güçsüz ve huzursuz bir ruhu kaldırıyorum yattığı yerden. Her ruhun kanat çırpmasıyla gözlerimdeki ölü toprağı kalkıyor, ben özüme dönüyorum.Kerbela Yürüyüşü 2012

92.  Çocuk masaj yaptı, iyi geldi.

93.  Deri değiştiriyor yalnızlığım. Bembeyaz bir renge bürünüyor, çöl ortasında muhasara altına alınan Ehli Beyt tilavetinde, hep Hüseynî makamında. Ağırlık renk, siyah; iklim, matem… Bir çocuklar uçsuz bucaksız, mavi. Şam harabelerinde Rukiye, maviye çalıyor imgesiyle. Mahzun mavi.

94.  Hüseyince dua: Allah'ım kerb (gam) ve beladan sana sığınıyorum.

95.  Ey Ebuzer’in azatlı kölesi Cevn, nerdesin? Bir yol var mıdır Rebeze’den Kerbela’ya?

96.  Hüseyin’in atı Zülcenah’ı görür gibi oluyorum. Hüseyin’in kanıyla boyadığı yelesi, yüzüme değiyor adeta. Bütün temsillerde bu imge…

97.  İki yüzüncü direk, mola, yemek, namaz…

98.  Telefonumu şarj etmem iyi oldu. Annemlerle irtibat kopmaz.

99.  Geçmişimle, yorgunluk ve acıyla aynı yerde karşılaşıyorum, Kerbela yolunda. Bütün bir geçmişimi gözden geçiriyorum, hüsran ve nedamet, ne çok günah ve kayıp. İliklerimde hissettiğim yorgunluk, bedenimin, canımın emanet olduğunu hatırlatıyor yana yakıla. Ve acı, hakikate erişemeyeceğimi biliyorum, en azından halis kılarım niyetimi olabildiğince, gücüm yettiğince.

100. Molada bir sahne aklıma geliyor. Sağ yanımdaki, “Sofraya ayakla basmasalar, daha iyi olmaz mı?” Sol yanımdaki, “Türk insanın farkı bu işte!” Sağımdaki, “Dönmek nasip olursa, toprağı öpeceğim.” Geçen yıllarda bu duyguyu sık sık yaşıyordum, sonra alışıyor insan

101. Bir başka sahne… Biri, “Ayağım felçliydi, Meşhet’te İmam Rıza’yı ziyaret etmeye niyetlenmiştim daha, ayağım iyileşmişti gitmeden” demişti.

102. Yol kenarında maket bir gemi görüyorum. Bizim gruptan biri, Nuh’un Gemisi, diyor, gemiyi ve tufanı on iki imama bağlıyor. Dinlemiyorum, nedense. “Nuh’un gemisinde ne işleri var on iki imamın?” diye sormak istiyorum, vazgeçiyorum. Belki yorgunluktan ya da yanlış anlaşılmak yüzünden.

103. Yol arkadaşımla daha hiç karşılaşmadım, hayret doğrusu.

104. Bir dava adamı olmak isterdim. Bütün bir varlığını, hayatını, her şeyini davasına adamış bir adam. Hayal mi? Belki kabul görür hayalim Allah û Teâlâ katında, çatısı karılır Kerbela yolunda. Kim bilir?

105. Ne çok denizleri, dağları, yolları aştım da geldim. Şimdi uzun yol, düz bir ova, öylece uzanıp gidiyor, dağları, denizleri ayrıştırıyor, yolları birleştiriyor.

106. Milyonlarca insan yürüyor, insanlar nehir gibi akın ediyor Kerbela’ya.

107. De ki, bu Hüseynî aşk, insana sadakati, vefayı ve muhabbeti öğretir. Birbirini kıran, inciten, üzen birilerine hiç rastlamadım.

108. Allah’ım, Hüseyin’in ruhunu yoldaş kıl bana, buna layık olmasam da.

109. İki Necefli çocuk yanıma geliyor, tanışıyoruz. Solumdakinin ismi Ali, sağımdakinin ismi Muhammet...

110. Allah’ım, Sende boğulmaya geldim, kendine en yakın olduğun demde. Bilmiyorum, nasıl, ne şekilde o dem. Sende yol alıyorum yeryüzünde, Kerb û bela ile.

111. Namaz kıldım. Tespihat. Suphanallah. Elhamdülillah. Allah-u Ekber!

112. İçim kanıyor damar damar, gönlüm Sana hasret. Sana kavuşmanın hayaliyle ayakta durabiliyorum, yaşıyorum. Seni hiç göremeyeceğimi bilsem de.

113. Koşuşturma, telaş, gruptan geri kalmamak için.

114. Bana daha çok acı ver Allah’ım, kendi şaheserimi meydana getirmek için. Acıların en büyüğünü ve en güzelini bahşet, Hüseyin hatırına.

115. Dört muz alıyorum. Aç gözlülük yapıyorum. Yine de gönül rahatlığıyla yiyorum. Nasibimmiş, diyorum.

116. Ali’nin geceleri ve kuyusu yine… Allah’ın Ali’ye bahşettiği ilmin iki yankısı, simgesi… Geceye bakıp çıldıracak gibi oluyorum, kayboluyorum. Kuyuya bakıp düşecek gibi oluyorum, sallanıyorum.

117. Bizimkilerden kimse gözükmüyor. Ya çok geride kaldım ya da herkesten öndeyim.

118. Arkadaşım ile Vadi’us-Selam’ın yanından geçerken, üzerindeki Arapça yazıyı, “Haşim oğullarının ay yüzlüsü” diye çevirdiği sancağı görüyorum. Ebul Fazıl Abbas’tır, Hüseyin’in bayraktarı, Sakka.

119. Dört yüz doksan altıncı direkteyim. Saat 15: 31. 51 direk kaldı. Çok ama çok yoruldum. Ayaklarımda müthiş ağrılar var.

120. Tek kişilikli yolculuğumun Necef-Kerbela durağının birinci gün yürüyüşü 17: 05’te bitiyor. Beş yüz kırk yedinci direkten sağa sapıyorum.

 

Faik Öcal anlattı

Kerbela'nın gönlüne düşmüş birkaç mısra, bir mersiyye dinlemek için tıklayınız.

Güncelleme Tarihi: 23 Şubat 2012, 23:00
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Umut Onaran
Umut Onaran - 7 yıl Önce

Kutlu yolculuğun mübarek olsun aziz kardeşim. O yol Muhammedi yoldur, o yol kur'ani yoldur. Ayırmasın o yoldan. Gıpta ettiğimi de söylemeliyim bu arada. Selam olsun önder ve ehl-i beytine, selam mümin-i muvahhidlere.

banner19

banner13