Merakla beklenen üç film; Karınca, Dilsiz ve Kapan’a dair

7. Boğaziçi Film Festivali 18-25 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirildi. Festivalde merakla beklenen üç filmin Türkiye prömiyeri gerçekleşti. Nazif Tunç’un yönetmenliğini yaptığı Karınca, Murat Pay’ın Dilsiz ve Seyid Çolak’ın Kapan filmleri… 

Karınca: Mesel geleneğinin izini süren Nazif Tunç; Karınca’da Sadi Şirazi’nin Bostan’ındaki bir menkıbeden ilham alarak filmin hikâyesini oluşturuyor. Fakat filmin merkezinde karınca imgesi olsa da karınca kararınca etliye sütlüye dokunmayan bir film değil izlediğimiz. Daha iddialı, daha keskin bir söylem tercih ediyor filmde Nazif Tunç.

Oldukça iyi çekilmiş bir plan sekansla başlayan filmin ilk çeyreğinde bu biçimsel tavır kısmen devam ediyor. Ne var ki filmin ikinci yarısında biçim ortadan kalkıp hikâye filmi sürüklemeye başlıyor. Hikâyenin bu denli öne çıkması filmi başka bir türe, polisiyeye yaklaştırıyor.

Türkiye'nin 80 sonrası yakın tarihine aşina olanlara çok fazla şey söyleyecek bir film Karınca. Evet, film göstermek yerine birçok şeyi söyleme yöntemini tercih ediyor. Bu tercihle de yönetmenin bilinçli olarak yöneldiği tavır öne çıkıyor. İçinden geldiği gelenek ve yakın dönem Türkiye tarihi içinde bedel ödemiş birinin bu denli net ve radikal bir anlatıyı tercih etmesi de anlaşılır bir yerden sonra. Yönetmenin iddiası ve yöntemi ile barışıklığı bize çok fazla söz söylemeye imkânı da vermiyor işin aslı.

Dilsiz: Arnold Hauser, Sanatın Toplumsal Tarihi adlı eserinde Proust’un ; “Klasik sanat yapıtlarını yalnızca romantikler okuyabilirler, çünkü onlar bu yapıtları yazdıkları gibi, romantik olarak okurlar” ifadelerini aktarır. Romantizm, geçmişe özlemle şimdiye ağıt yakan bir sanat tarzını ifade eder bu anlamıyla. Akımın ortaya çıktığı 19. yüzyıl dönem koşulları açısından böyle bir bakışı gerekli kılsa da günümüz için romantizm, konusunu pasifize eden ve o pasiflik içinde konuyu ortaya koyana bir tür konfor alanı oluşturan bir eğilime denk geliyor daha çok. Geleneğin böylesi bir romantizm içinden konu edilmesi, bir yan etki olarak sanatçısını amacından uzaklaştırıyor. Murat Pay’ın yönetmenliğini yaptığı Dilsiz böylesi bir romantik bakışın tuzağına düşmekten konuyu değil karakteri ön plana çıkarması ile kurtuluyor. Bizzat filmin romantizm tuzağını bertaraf etmesi kadar yönetmenin filmine yönelik şerhleri de önemli. Yönetmenin geleneği yorumlayarak oluşturduğu konfor alanına talip olup olmaması filmin algılanışını şekillendirebilir. Zira yönetmenin bakışı filme dâhildir.

Dilsiz, Derviş Zaim'in geleneği formel açıdan ele alan yaklaşımını aşarak formun ötesindekini işaret etmesi anlamında da kıymetli bir yapım.  Fakat geleneğin dilsizlik içinden dile gelmesi ancak hali öne çıkarmakla mümkün. Dilsiz’de ‘hâl’in mi yoksa ‘kâl’in mi ön planda olduğu konusunda gelenekle hemhâl olanlar en doğru kararı verecektir.

Biçimsel olarak panların, tiltlerin ötesinde bir arayış, daha radikal bir biçim denemesi hiç fena olmazdı.  Filmin müzik kullanımında da filmin duygusunun önüne geçen dokunuşlar mevcut. Filmin kendi müziğini duyuracağı sahnelerde -Sami’nin Selma’nın eşyaları ile baş başa kaldığı sahne- dahi müziğe yer verilmesi filmin kendi organik duygusuna zarar veriyor. Sedat Anar’ın santur dokunuşları filmin müzik ihtiyacını tek başına karşılayabilirdi oysa.

Kapan: Seyid Çolak’ın ilk uzun metraj filmi Kapan, tuhaf bir etkiye sahip. Hiç olmamış ya da çok iyi olmuş ikileminde bırakıyor izleyiciyi. Kapan ismini bir makro imge olarak alıp seyirciye kapana kıstırılmış hissi verilmek için yola çıkıldıysa bu başarılmış filmde.  

Kapan, filmini duygu açısından tuhaf yapan öğrenilmiş ve kanıksanmış görme biçimlerimiz. Seyirci bir filmin ilk sahnesinden itibaren seyir deneyimi anlamında iki durum yaşar: Birincisi olayın ne olduğunu en kısa sürede algılamaktır. İkincisi ise inanıp özdeşleşeceği bir karakter bulmak... Klasik anlatının bizlerin seyir deneyimini şekillendiren bu görme biçimi, Kapan gibi filmlerle temas kurmanın önünü tıkıyor. Kapan, seyirciye alışık olduğu seyir deneyimini yaşatmayan buna izin vermeyen bir film. Bu yönüyle anlaşılmaz, sıkıcı fakat öte yandan çoklu okumalara müsait. Anlatıda böylesi bir yapıyı tercih eden bir film, deneyselleşerek birçok riski de almış olur.  Fakat yenilikçiliğin bir yönetmen açısından kalıcı olup olmadığını anlamak için yönetmenin ikinci filmini beklemek gerekir. Seyid Çolak’ın da Kapan’da neyi başardığını görebilmek ve yenilikçi bir yönetmen olarak nasıl bir yol yürüyeceğine karar vermek için ikinci filmini beklemek gerekecek.

YORUM EKLE