Menteşe Beyi'nin Muğla'sı yaşayan bir Osmanlı’dır

Şehir ve gezi kitaplarının ayrı bir güzelliği vardır. O şehri tanısanız da tanımasanız da bir yazarın gözüyle anlatılanlar size farklı bir bakış açısı kazandırır. Her şehir yaşayan bir bünyedir. Çarşılarıyla, hanlarıyla, hamamlarıyla, camileriyle ve sokaklarıyla şehri bir insana benzetebiliriz. Bizim tarihi şehirlerimizde çarşı/bedesten ve ulu camiler şehrin kalbidir. Tüm şehir buradan başlayarak gelişir. Bu sebeple de bir şehri tanımak için kalbinden yani merkezinden başlamak evladır. Bu alanda yazılmış en güzel çalışmalardan biri Tanpınar’ın “Beş Şehir” isimli eseridir.  Yakup Kadri’nin “Ankara”, Safiyüddin Erhan’ın “Bir Zamanlar Bursaydı”, Semavi Eyice’nin “İstanbul'un Yaşayan Efsanesi”, Ahmet Yüksel Özemre’nin “Üsküdar’da Bir Attar Dükkânı” bu alandaki diğer güzel çalışmalardan bazılarıdır. Hele ki yazar şehirle manevi bir ünsiyet kurmuşsa ortaya çok güzel eserler çıkar. İşte şehir kitaplarını güzel kılan da çoğunlukla bu samimi dilidir.

Uzun bir tarih

Çoğumuz Muğla’yı turistik bir bölge olmasından dolayı sıklıkla duyarız. Nitekim Muğla ülkemizin en uzun sahil şeridi olan şehrimizdir. Her biri turistik ilçeler olan Dalaman, Köyceğiz, Fethiye, Marmaris, Milas, Datça ve Bodrum gibi tatil yöreleri Muğla’ya bağlıdır. Ancak Muğla şehir merkezi sahilden yaklaşık 50 km içeride denizden 670 m yükseklikte, üstü düz bir kaya kütlesi şekliyle ilginç bir görünüme sahip olan Asar Dağı'nın eteklerinde kurulmuştur. Geçmişi antik dönemlere kadar uzanan Muğla’nın Osmanlı döneminde de dışarıya fazla açık olmayan şirin bir Anadolu şehri olduğu belirtiliyor.

Yazar ve şair Mehmet Ali Köseoğlu görevi sebebiyle 2016 yılında geldiği Muğla’da yaklaşık dört yıl boyunca gözlemleyerek, yaşayarak edindiği bilgileri “Menteşe’deki Muğla” isimli eserinde kaleme almış. Şehre geldiği günden yaklaşık dört yıl sonra ayrıldığı güne kadar edindiği izlenimler bizlere önemli ipuçları sunuyor. Köseoğlu’nun kitapta anlattığı bazı bilgileri burada da paylaşmak istiyorum. “Muğla’nın Türkler’in eline geçmesi Selçuklu uç beylerinden Menteşe Bey tarafından 1284’te gerçekleşir. Yöreye fatihinin ismi olan Menteşe ismi verilir. Sonraki dönemlerde Muğla’yı etkileyen nüfus göçleri Konya göçleridir. Bugün Muğla merkezin yerleşik nüfusunu oluşturan eski ailelerden bazıları ‘Konyalılar’ olarak bilinir. Konyalılar Medresesi, Konyalılar mezarlığı, Konyalı Hocalar lakabı Muğla ve bağlı beldelerin ünlenmiş ailelerini anımsatır.” Köseoğlu kitabında oldukça akıcı ve samimi bir dil kullanmış. Bu durum kitabı bir solukta okumanızı sağlıyor. “Bülbülün sesini duyuyorsanız günahsız bir şehirde yaşıyorsunuz demektir. Muğla, henüz bu günahı işlememiş şehirlerdendir” diyen Köseoğlu aslında Muğla’yı tek cümle ile özetlemiş.

Muğla’nın değerleri

Kitaptan öğrendiğimize göre Muğla’nın ismi noktasında bazı yanlış anlaşılmalar var. Muğlalılara göre şehir merkezinin adı Muğla, ilçeleriyle birlikte tüm bölge ise Menteşe olarak anılmalıdır. Dolayısıyla Büyükşehir olduktan sonra isim Menteşe olarak adlandırılmalıymış. Muğla isminin kökenine dair de pek çok farklı görüş ileri sürülüyor. Bu tartışmaların hâlen devam ettiğini belirtmemiz gerekiyor. Köseoğlu çalışmasında Muğla’ya dair ilginç tespitlerde bulunuyor. Mesela Muğla’da trafik ışıklarında bekleyen hiçbir aracın korna çaldığına şahit olamazsınız. Şehir oldukça sessiz, insanlar birbirine saygılı, caddeler ve sokaklar oldukça temiz ve şehir bir bütün olarak doğaldır. Muğla; Mevlevileri, şehre has kuzulu kapıları, hâlen faal olan arastası, tarhanası, yayık ayranı, zeybeği, köftesi, yörük obaları, simidi, meşhur lakapları, Perşembe pazarı, ne zaman yağacağı belli olmayan yağmurları, yine şehre özgü bacaları, tarihi sarnıçları, ormanları, hayır kuyuları, evliyaları, tarihi sokakları ve şadırvanlarıyla adeta yaşayan Osmanlı’dır. Muğla 4350 taşınmaz kültür varlığı sayısıyla İstanbul ve İzmir’den sonra üçüncü şehirdir. Yine tüm ağaç varlığıyla Muğla, içinde orman olan değil, orman içinde olan bir şehirdir. Türkiye’nin zeytin ağacı varlığının yüzde 14’ü Muğla ilindedir. Ülkemize ilk kez çay bitkisini getirerek Rize’de deneme ekimlerini gerçekleştiren Zihni Derin’in ve Sultan Abdulhamid zamanının dünya çapında meşhur olmuş silah kaçakçısı Rum kökenli Zaharoff’un da Muğlalı olduğunu öğreniyoruz. Türkiye’nin tek çıkılan değil inilen yaylasının Muğla’da olduğu (Karabağlar Yaylası) bilgisi de kitapta yer alıyor.

Mehmet Ali Köseoğlu’nun kaleme aldığı çalışma sayesinde bu tarihi şehrimizin az bilinen yönlerini iki kapak arasında bulabiliyorsunuz. Yazarın bu kitabının Türkiye Yazarlar Birliği tarafından şehir kitapları kategorisinde “Yılın Kitabı” seçildiğini de belirtelim. İyi okumalar.

Dipnot:

Diriliş Postası gazetesinden alıntılanmıştır.

YORUM EKLE

banner26