Mehmet Dilbaz: 50 yıl sonra elimizde tarihi fotoğraflardan başka bir şey kalmayacak

Ne zamandan bu yana kaybolan tarihin peşindesiniz? Ne zaman ve nasıl başladı bu yolculuk?

Yaklaşık olarak 37 yıldır tarihle ilgileniyorum. 5 yaşında ilkokula başladım, 7 yaşında okuma delisi olmuştum, elime ne geçerse okuyordum, bir gün ansiklopedilerdeki deryayı keşfettim ve ansiklopedi okumaya başladım. Bir gün elime ciltlenmiş Hayat Tarih dergileri geçti, tarihe öyle bir daldım ki 37 yıldır çıkamıyorum.

Tarihe olan ilginiz için neler söylemek istersiniz?

Tarih, tadını alabilenler için harika bir dal. Yeter ki barındırdığı güzelliklerden faydalanmayı bilelim. Aslında içinde hayata dair çok şey barındıran, insan hikayeleri, sanat, kültürel değerler, mizah, müzik ve politika dair pek çok alt koldan beslenen ve bu alt kolları besleyen harika bir uğraş. Ama çok okuma yapmak zorundasınız ve bu yüzden hak ettiği ilgili görmüyor. Ne yazık ki okumayı seven bir toplum değiliz, hazıra konmayı seviyoruz, birileri bizim adımıza okusun ve bize anlatsın istiyoruz. Bu da ne yazık ki toplumu özellikle tarihi alanda yanlış yönlendirmelere açık bir pozisyona sokuyor.

Kaybolan Tarihin Peşinde kitabınızı hazırlarken nasıl çalıştınız? Nasıl bir yöntem izlediniz?

Kitap için İstanbul’da yok olmuş 300 tarihi eser hakkında dosyalar hazırladım. Daha sonra bunlar arasında günümüzde izi bile kalmamış 30 tanesini seçtim ve elimdeki görsel arşivinden faydalanarak dosyaları tamamladım. Dosyaların içeriğinde tarih kitabı havası verecek cümleler kullanmadım. Daha çok anekdotlar ve insan hikayeleri üzerine dosyaları kurguladım.

Kitapta işlediğiniz konularla ilgili geniş bir fotoğraf malzemesi var. Eski yapılara, yıkılmış tarihi eserlere ait çok önemli fotoğraflar var. Öyle sanıyorum ki iyi de bir fotoğraf arşiviniz var. Nasıl oluştu bu arşiv?

Elimde yaklaşık olarak 85 bin civarında fotoğraf var. Nerdeyse tamamı tasnif edilmiş durumda. Bunların bir kısmı orijinal baskı iken dijital fotoğraf çağının başlaması ile birlikte arşivin büyük kısmı dijital fotoğraflardan oluştu. Bunun için dünyanın her tarafındaki dijital fotoğraf arşivlerini tarayarak, fotoğraflar uğruna pek çok kez yurtdışına giderek, üniversite kütüphanelerinde çalışarak bu arşivi topladım.

Bir kaç kez söyleşilerinize katılıp anlattıklarınızı dikkatle dinledim. Sadece geçmişte yıkılıp tahrip edilen tarihi eserler yok gündeminizde. Günümüzde de bu tahribatın süregeldiğini üzülerek dile getirdiğinize şahidiz. Bunları bir bir gündemimize alıyorsunuz. Nasıl ulaşıyorsunuz bu bilgilere? Nasıl çalışıyorsunuz?

Genelde sosyal medya üzerinden çalışıyorum. 100 bine yakın bir sayıya ulaşan takipçi kitlem var. Sosyal medyada tarih polisi olarak tanınıyorum ve insanlar çevrelerinde gördükleri tarihi eser tahribatlarını bana ihbar ediyorlar. Ben de bu ihbarları değerlendiriyor ve sosyal medya üzerinden gündeme getiriyorum. Bazen 4-5 milyonu bulan etkileşim ve tıklamalar karşısında kurumlar da kayıtsız kalamıyor ve gereğini yapıyorlar. Bu süreçte CNN, NTV gibi haber kanalları ile bahsi geçen noktalarda haber çekimleri yapıyoruz. Bunun da problemin gündemde kalmasına büyük katkısı oluyor.

Tarih bilicimizi yenilemek konusunda neler söylemek istersiniz?

Bu bir mecburiyet aslında. Tarih bilincimiz yoklar seviyesinde ve komple bir yenilenme, tazelenmeye ihtiyacımız var. İlkokul seviyesinden itibaren öğrencilere bunu her gün aşılamamız lazım. Yaşadığımız tarihi şehirleri yeniden kurma gibi bir şansımız yok. Sahip olduğumuz kültürel birikim de gitgide yok oluyor. Buna bir dur demek lazım, eğer bunu yapamazsan 50 yıl sonra elimizde tarihi fotoğraflardan başka bir şey kalmayacak.

Sanıyorum bu çalışmanın devamını hazırlıyorsunuz. Ne kadar sürecek bu çalışma?

Kaybolan Tarihin Peşinde 6 kitaplık bir süreç ile devam edecek. Sırada imparatorluk coğrafyasının başka şehirleri ve farklı kültürel birikimlerin anlatımı var. Arada kent kültürünü anlatan, bizi biz yapan değerlerin işleneceği farklı kitaplar da yazacağım.

Unutmayalım söz uçar yazı kalır.

YORUM EKLE