Mehmet Akif İnan’a selam olsun, rahmet olsun

Şiirler vardır derin anlamlar yüklü imgelerle yürek ülkenizi tarumar eder. Şiirler vardır okuduğunuzda coşkun ırmaklar gibi yüreğinize akan her mısra kederler kuşanmış dertlerinize merhem olur. Şiirler vardır tükeniş duraklarında, özlemleri kuşandığınızda, yetim coğrafyanın kirli yüzlü cennet çocukları aklınıza düştüğünde yüreğinizdeki türküyü derinden terennüm eder. Gözleriniz nemlenir, yüreğiniz öylece Şairin dizelerinden, ayetlerin dirilten, insanı eşref-i mahlûkat eğeleyen anlarına, arınma anlarından sonra direniş ve yeniden diriliş duraklarına taşır.

Şair gönderir mısralarını yüreğinin en derin, en cesur, en kuytu köşesinden. Şair gönderir mısralarını tıpkı anlatıldığı Kitap’ta olduğu gibi. Söylendiği gibi öylece gönderir mısralarını coğrafyaların, kuşatılmış toprakların, uçan kuşların, insanlığını unutmuş halkların ve tüm kutsal bildiklerinin üzerine. “Görmez misin onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını söyleyegeldiklerini” diye soran Rabbim’in ayetlerine karşılık; şairler vardır: “Ama inanan, dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan, Allah’ı sıkça anan, haksızlığa uğradıktan sonra kendilerini savunan ve haksızlık yapanların, hangi devrimle devrilecekleri konusunda Allah’ın vaadine güvenen şairler…” Şuara Suresi’nde adeta manifesto gibi Allah taraftarı, O’nun vahyinin sesi olmuş direnişle Hakk’ı haykırarak Resul’ün yanındaki onun davasına yardım eden şairleri anlatır Rabbimiz. Şairler vardır ezelden ebede Rabb’in davasını yüceltmeye and içmiş, sözünü Rabbi’nden aldığı ilhamla söylemiş ve Şuara Suresi’nin son ayetini dava bilmiş, kader bilmiş, yol bilmiş. Bu yolda şiirler terennüm ederken yolcu olduğunun, kul olduğunun, söz işçisi olduğunun farkında olarak yollar açmış, çığlığı asırlar öncesinden asırlar sonrasına yankılanırken zamanı eritmiştir adeta…

Rahman’ın ayetlerini rota bilen, O’nun yolunda yürürken dimdik sarsılmadan, kavi ve direniş yüklü imanını azık eyleyen bir mütevazı şairdir Mehmet Akif İnan… Her mısrayı siperden yazmış, Üstad Nuri Pakdil’in deyimiyle; “Kalem benim kalemdir” cümlesi onun yazı ve şiir bilincini bileylerken bu müthiş cümledeki kaleden zerre miktar kaymadan diriliş mısraları dökmüştür çürüyen, kayıp giden, eriyen garip coğrafyamızın üzerine… “Kim demiş her şeyin bitişi ölüm, Destanlar yayılır mezarımızdan” seslenişi; bugünün oportünist, söz kalabalığı ile entelektüel kaygıların odağında ve kabızlığında ne diyeceğini bilemeyen zamane şairlerine ne çok şey anlatır. Şair, öyle lafı dolandırmadan, öyle derinden, öyle kuşatarak, öyle haykırarak söyler ki tıpkı adaşı Mehmet Akif Ersoy gibi, izini sürdüğü Necip Fazıl gibi, aynı zaman diliminde nefes alıp verdiği dava arkadaşı Sezai Karakoç gibi bu toprakların yüreklerine şiiri asırlardır merhem eylemiş insanına seslenir. Bu sesleniş kimi zaman Kudüs’tür: “Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde / Götür Müslümana selam diyordu / Dayanamıyorum bu ayrılığa / Kucaklasın beni İslâm diyordu” diyerek yaralı coğrafyanın üzerine ağıtlar yakar mısralarıyla. Sesimize ses, yüreğimize ilham olur.

Şair anlatır ölümü, ölümün türküsü onun dudaklarında muştu gibi akar dualarımıza... “Gel anla ve yaşa doğrusal hüznü / Acılar güvence ölümsüzlüğe / Senden her kaçtıkça sana yaklaştım/Göç nasibim özlem kanımdır benim.” Sıradan yaşantılardan sıyrılmanın hüzünlü yankısı, acılar ikliminin tesellisi vardır her mısrada.  Sonra Yürek Gazeli, o en Sevgili’nin yıkayan, arıtan, cennetlere salandan duamız odur ki şefaatine ram olmuş bir bilincin yankısına dönüşür mısralarında şiir: “Senin hatıranla beni her akşam / Dünyanın kirinden yuyar yüreğim / Düş kazılarımın bulgularını / Umut sergisine koyar yüreğim.”

Şair yazar ve çıkar meydanlara. Öyle fildişi kuleden değil yaşanmışlıklardan, acılardan, derin hüzünlerden, meydanların yankısından kotarır şiir sofrasının azığını. Çıkar meydanlara, arkasında inanmışlar ordusu. Dava diyerek döker mısralarını gecenin, ağaran şafağın, doğan güneşin, hilalin ve tüm yıldızların üzerine. Seslenir, gür bir nida olur; şiir yüreğinin yükünü bırakırken, arınırken, akarken cennete, mısraları yürür meydanlara... Sonra Umut Gazeli akar umutsuzluğun, yılgınlığın üzerine sessiz kurtuluş çığlıklarıyla: “Soyundum çileye / Bilendim ışıktan gözyaşlarıyla / Acılar umudu buldurur bize / Bir zırha büründüm bu çağa karşı.”

Yedi güzellerden bir güzel yürek. Maraş’ın mümbit edebiyat ikliminden çıkıp gelen direniş şairi. Senin şiirlerin bizim kurtuluş marşlarımız olduğunda, senin şiirlerin kanadı kırık güvercinlere yüklendiğinde, Kudüs’e, Bağdat’a, Şam’a, Endülüs’e ve dahi İstanbul’a selam gönderdiğinde… Bizler seni hiç unutmayacağız. Rabbim genç şairlere senin şiirlerini, senin derin sızılara tercüman olan direniş yüklü yüreğini ilham eylesin…

YORUM EKLE

banner19

banner26