Matematik, edebiyat ve hayata dair…

“Matematik olmaksızın, felsefenin derinliklerine nüfuz edemeyiz.

Felsefe olmaksızın, matematiğin derinliklerine nüfuz edemeyiz.

İkisi olmaksızın hiçbir şeye nüfuz edemeyiz.”

Gottfried Wilhelm Leibniz

Zaman açık bir şekilde göstermiştir ki teknolojik gelişimin etkisiyle yaşananların ve de yaşanacakların ilham kaynağı hendese-mühendislik, yani matematiktir. Matematiğin özü ise geometridir. Çünkü geometri sadece şekil bilgisi değil aynı zamanda bir anlaşma dilidir de. Yani aritmetik ve geometri insanlık yürüyüşünün temel dinamiklerinden biridir.

O nedenle geçmiş dönemlerde bilim-ilim insanlarının, filozofların ortak paydası; -her ne kadar ilimin-bilimin bir alanında ismi öne çıkmış olsalar da- neredeyse uzman düzeyinde bütün ilmi disiplinlerle ilgilenmiş olmalarıdır. Özellikle de mantıkta, felsefede, edebiyatta öne çıkan isimlerin matematiğe ilgisiz kalmadıklarını görüyoruz. Tersi de doğrudur… Örneğin; Cabiri, Harezmi, İmam-ı Gazali, İbn Haldun, İbn Sina… ilk etapta akla gelen birkaç isim.

İşin doğrusu bu durum 19. yüzyılın sonlarına kadar da böyle devam etmekle birlikte, 20. yüzyıl ile beraber ilmi disiplinlerin yavaş yavaş birbirinden ayrışmaya başladığını ve her birinin tamamen bağımsız bir alan haline geldiğini görüyoruz. Mesela günümüzde felsefe bilmeden matematiğin öğrenilemeyeceğini, matematiksiz bir felsefenin de mümkün olmadığını savunduğunuzda abesle iştigal etmiş muamelesi görürsünüz. Aynı şekilde matematiğin edebiyatın esin kaynağı olduğu görüşü de benzer muameleye tabi tutulacaktır. Oysa ki İbn Haldun; ‘Geometri bilen akıl pek yanılmaz.’ derken bu hakikati dillendirmek istemiştir. Evet, hakikat tam da budur aslında.

Bütün bunlar modern düşünce sistematiğinin beraberinde getirdiği yaralardır, handikaplardır.

Alman matematikçi Gottfried Wilhelm Leibniz (1646-1716) bu durumu daha açık bir şekilde ifade eder yüzyıllar önce: “Matematik olmaksızın, felsefenin derinliklerine nüfuz edemeyiz. Felsefe olmaksızın, matematiğin derinliklerine nüfuz edemeyiz. İkisi olmaksızın hiçbir şeye nüfuz edemeyiz.”

Aynı şekilde Platon’un (MÖ 429-347) ünlü akademisinin kapısına; “Geometri bilmeyen giremez.” yazıldığı rivayet edilir. Bunun bir sebebi olmalı, değil mi?

Modern matematiksel mantığın ve analitik felsefenin kurucusu sayılan Alman matematikçi, mantıkçı ve filozof Friedrich Ludwig Gottlob Frege (1848-1925) ise; “Geometri ile ilgisi olmayan bir filozof ancak yarım bir filozoftur; felsefe ile ilgisi bulunmayan bir matematikçi, ancak yarım bir matematikçidir.” der.

Bilimlerin kraliçesi

Benzer şekilde; “Matematiğin bilimlerin kraliçesi” olduğunu söyleyenlerden tutun da “İnsanoğluna bahşedilen biricik bilim olduğuna”, dair birçok görüşler de ileri sürülmüştür.

Ülkemizde matematik-mühendisliğin geldiği yer hususunda günümüze en güzel örnek ise Prof. Dr. Zekai Şen’in (1947-…); “Çeşitli meslek grupları arasında, uygulamada sayısal veriler ve matematiksel ilklerin yanısıra diğer düşünsel pratiklerden en fazla yararlananlardan birisi mühendisliktir. Ne var ki bu mesleğin sanat yönü nerdeyse unutulmuş, onu besleyen entelektüel ilgilere yüz verilmez olmuştur. Sanki mühendislik hep hazır formüller, algoritma ve birtakım yöntemlerden ibaretmiş gibi, felsefe, mantık ve mesleğin bilimsel temelleri göz ardı edilmiştir. Bunun doğal sonucu olarak da ülkemizde, mühendislik alanında dinamik ve üretken fikirler, görüşler, eserler ortaya konulamamakta; dolayısı ile nesilden nesile aktarılan bilimsel bilginin ve birikimin giderek bir gelenek haline geldiği bir eğitim düzeni hayata geçememektedir.”** yerinde tespitleridir.

Hatta daha da ileri giderek diyebiliriz ki; bugün toplumda mühendis denince hesap-kitapla, rakamlarla uğraşan kişi akla gelir. Öyle ki mühendislerin kendisi de öğrendikleri bu sayısal, formül, denklem ve algoritmalara o kadar kendilerini hapsetmişler ki sanki bütün bunların eleştirilemez olduklarına adeta ‘iman etmiş’ durumdadırlar. Böyle bir zihinden yeni şeyler neşet etmez. Bu eğitim mantalitesinin mutlaka değişmesi gerekir.

Benzer durum edebiyat için de geçerlidir. İmmanuel Kant (1724 -1804); “Matematik katıksız bir şiirdir.” derken TÜBİTAK Bilim Kolu eski başkanı ve aynı zamanda matematikçi ve bilim adamı Ord. Prof. Dr. Cahit Arf (1910-1997) “Matematiğin Şiiri” adlı makalesinde söz konusu durumu daha teknik kelime ve bilimsel verilerle dile getirir; “Matematikte olsun, diğer güzel sanatlarda olsun bize -bu bahsettiğim- hudutsuzluk illüzyonunu veren şey nedir? Zannımca bu şey, intellektin otomatik olarak işleyen abstraksiyon mekanizması ile bilhassa indüksiyon mekanizmasıdır.”

Yirmi birinci yüzyıla geldiğimizde ise söz konusu bilimlerin ayrışmasının resmi müfredat programlarına bile yerleştirildiğini ve bu durumun geçmiş bağlarının bile unut-(tur)-ulduğunu görüyoruz.

Mesela, Decartes’ın (1596-1650) ünlü ‘Metot Üzerine’ adlı eserinin geometri içerdiğini bugün konu ile ilgili olan birçok uzman bile bilmez. Oysa ki; Decartes’in bugün ‘Metot Üzerine’ ismiyle basılan eserinin orijinal adı bile; ‘Metot Diyoptrik, Meteorlar Ve Geometri Üzerine Konuşmalar’dır.

Ne hazin değil mi?

Analitik düşünce

Velhasıl matematik bütün ilim/bilim dallarının temelidir adeta. Çünkü matematik sayesinde aklı daha sistematik ve verimli kullanabiliriz. Bir bakıma analitik bir düşünce dili vardır matematiğin. Öyle ki; matematik sayesinde akıl yürütmeyle doğru sonuçlar elde etmek mümkündür. Yani bugün zihinlerde yer ettiği gibi matematiğin sadece sayılardan ibaret olmadığını görüyoruz. Matematik; miktarlardan ve rakamlardan öte bir anlam ifade eder. Tabi diğer ilim-bilim dallarıyla birlikte….

Bu yönüyle matematik insanoğlunun en önemli kazanımlarından biridir. Sadece teknik alanda değil tabii ki… Edebiyat, felsefe, müzik, sanat… vs birçok alanda matematiğin görünür/görünmez damgası vardır.

Bakmayın siz bugün insanların zihninde matematiğin mühendislik/teknik/teknoloji ile özdeşleştiğine. Bu bakış tamamen ezberci eğitim mantalitesinin neticesidir. Daha doğrusu Aristocu eğitim modelinin sonucudur.

Matematik her şeyden önce zihni geliştirir ve bireyin hata yapmasının önüne geçer. Bu nedenledir ki her şeye rağmen bugün artık matematik bilmenin bariz üstünlüğü inkâr edilemez hale gelmiştir.

Geniş bir kapsama alanı olduğundandır ki bugün bile matematiğin ne olduğu ile ilgili sorular tam olarak cevabını bulabilmiş değildir. Öyle ki matematikçiler bile bu soruyu layıkıyla cevaplayamamışlardır:

‘Bir fizikçiye ‘Fizik nedir?’ veya bir tarihçiye ‘Tarih nedir?’ diye sorduğunuzda yanıt vermekte hiç zorlanmaz. Çünkü gerçekten de ikisi de ne aradığını bilmeksizin kendi işini yapamaz. Ancak bir matematikçiye ‘Matematik nedir?’ diye sorduğunuzda, haklı olarak yanıtı bilmediğini söyleyebilir ve bu onun matematikçi olmaktan alıkoymaz.’ ***

Benzer şekilde felsefe, mantık ve edebiyattan yoksun matematik/mühendislik de pek bir anlam ifade etmez.

Yorumlanamayan, eleştirilemeyen, soru sorulamayan bir matematik/mühendislik dogma bilginin ötesine geçmez. Var olan formül, teorem ve algoritmaları yeni ihtiyaç ve koşullara bakmaksızın sadece ezbere kullanır. Bu durum da bilgiyi donuklaştırır. Matematik/mühendislikteki bu donuk, dogma statik hal ancak felsefe, mantık, edebiyat sayesinde aktif hale getirilebilir.

Netice:

Kısacası anlaşılıyor ki; matematiği sayı, miktar, sembol… ile özdeşleştirmek yanlıştır. Bilakis bütün matematik, bu niceliksel yönü ile birlikte kültür-sanat-edebiyat-felsefe-tarih… ötesinde bir bilim olmanın yanı sıra bir nitelikli düşünüş biçimidir de. Bu yönüyle matematik kimi zaman şiir, kimi zaman roman-hikâye, tarih, felsefe, kimi zaman yaşananlar karşısında akıl yürütme, kimi zaman ise ilham kaynağı olagelmiştir. Ama bugün en çok teknoloji ile özdeş hale gelmiş ve çağa damgasını vurmuştur.

Kaynaklar

*Mühendislikte Felsefe, Mantık, Bilim Ve Etik, S:8, Zekai Şen, Tübitak Yayınları.

**Matematik Felsefesi, Derleyen: Bekir S. Gür, S: 29, Fol Yayıncılık.

YORUM EKLE