Marc Chagall ve Türk şiirine etkileri

Chagall, pek çok bakımdan 20. yüzyıla damgasını vurmuş bir ressamdır. Fransız olarak anılsa da şimdilerde Beyaz Rusya (Belarus) olarak anılan ülkenin Vitebesk isimli şehrinde dünyaya gelmiştir. Yidiş dilini kullanan Rusya Yahudisi bir aileye mensuptur. 1888-1985 arasında yaşayan Chagall, bu uzun ömrüne pek çok devrim, savaş, sürgün, yıkım ve yoksulluk sığdırmıştır. Chagall, âdeta 20. yüzyılın cinnetini resmeden, bunu bizzat yaşayan sıradışı bir sanatçıdır.

Chagall'ın bizim için önemi, özellikle II. yeni şairleri başta olmak üzere pek çok Türk şair ve sanatçıyı derinden etkilemiş olmasıdır. Aynı zamanda şair olan Chagall izlenimcilik(empresyonizm), sürrealizm, kübizm, dışavurumculuk(ekspresyonizm), varoluşculuk(egzistansiyalizm) gibi pek çok akıma ilham vermiştir. Kendisi kübizm karşıtı olduğunu belirtir ve natüralist(gerçekçi) sanattan nefret ettiğini sıklıkla dile getirir. "Mükemmel sanat, doğanın bittiği yerde başlar" sözü sanatçının bu yönünü vurgular. Chagall'ı sanat tarihi içerisinde kategorize etmek zordur. Kendine has bir sanatı olan Chagall için eserin ruhu önceliklidir. Özellikle 1940'lardan itibaren Chagall'ın eserleri Türk sanatçılar tarafından dikkatle takip edilmeye başlanmıştır. Cemal Süreyya, Ülkü Tamer, Sezai Karakoç, İlhan Berk, Ece Ayhan, Edip Cansever, Asım Bezirci gibi şair ve eleştirmenler Chagall için "resimleri adeta birer şiir" benzetmesini yaparlar. Bu bakımdan Chagall'ın gerçeküstücü, soyut sanat anlayışı II. yeni şairleri için de ilham kaynağı olmuştur.

Chagall'la birlikte Kandinsky, Miro, Klee, Matisse, Picasso gibi isimler soyut sanatın dünya çapında yayılmasına öncülük etmişlerdir. Resim ile başlayan bu akım başta şiir olmak üzere pek çok sanat dalında da yankı bulmuştur. Hemen hepsi aynı dönemde ve aynı çevrelerde (Paris-Almanya) yetişen bu sanatçıların, hâlen sanatta etkisi sürmektedir. Chagall, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de pek çok sanat dalından birçok ismi etkilemiştir.

Ece Ayhan, gezdiği bir Chagall sergisini, “Enfes renkler, şiirler havada uçuşuyor” diyerek anlatırken Edip Cansever daha da ileri gidip “Chagall” isminde bir şiir bile yazar: “bir bitki yürümüş gitmiş/ şinana chagall/ atlardan uzunca böcekten küçük/ şinana chagall/ burası ne dünyada bir yer/ şinana chagall” der şair. Cemal Süreya ise “Yazmam Bir Daha Aşk Şiiri”ni Chagall’in “Ben ve Köyüm” tablosundan esinlenerek yazdığını belirtir ve ekler, “Ressamlar kadar şairlerin de çok öğreneceği var ondan.”

Chagall, Beyaz Rusya'nın halk yaşamından çok fazla esinlenmiştir. Ayrıca, Yahudi temellerini yansıtan pek çok dinsel tema işlemiştir. 1960 ve 1970'lerde, Chagall; kamusal alanlarda, belediyeye ait mekânlarda ve dini binalarda yürütülen birçok geniş ölçekli projeye katıldı. Çocukluğunun da etkisiyle Chagall'ın çalışmaları, tecrübelerine ait küçük detayların toplanması olarak yorumlanabilir. Örneğin, mutluluk ve iyimserliği çok canlı renkler kullanarak ifade etmiştir. Chagall, sık sık eşiyle kendisinin de resimlerini de yapmıştır. Bu resimlerde çift, renkli bir dünyaya boyalı camlar arkasından bakan izleyiciler gibidir. Örneğin bazıları, "La Crucifixion Blanche"'ı Stalin rejimi, Naziler’in yaptıkları katliam ve Yahudiler'in çektikleri acıları gören Chagall'ın dünyaya bakışının yansıması olarak kabul eder.

Chagall’ın "Hayatım" ismiyle yazdığı otobiyografisi 1923 yılında Paris'te yayınlanmıştır. Hayatının ilk 34 yılını kapsamasına karşın kitapta Chagall'ın sanat yolculuğunu şiirsel bir üslupla okuyabilirsiniz. Ortodoks-Yahudi bir ailede dünyaya gelmesi, çocukluğuna dair hatıralar, aile içi gelenekler, annesi-babası ve kardeşleri pek çok bakımdan sanatçının dünyasının temelini oluşturur. Chagall'ın sanatında, rüyaların da yerini yadsımamak gerekiyor. Sık sık dini içerikli rüyalar gören Chagall, gördüğü bu rüyaları resimlerine aktarmıştır. Chagall'ın hayatında belirleyici olan diğer kişi ise eşi Bella'dır. 1944 yılında vefat edene kadar da Bella her anlamda sanatçının temel dayanağı olmuştur. Bella'nın ölümünden sonra uzun süre bunalım geçiren sanatçı, kendisini tamamen resme vererek bu dönemi atlatmaya çalışmıştır.

Rus sanat ruhu, örnek aldığı Avrupa sanatını kendince dönüştürür

Marc Chagall, renkleriyle, çocuksu, masalsı sanat anlayışıyla dünya sanatını etkileyen önemli bir ressam. Sanatının temellerinin oluşmaya başladığı dönemleri anlatan “Hayatım” kitabı, bu büyük ressam hakkında bütünlüklü bir Chagall imgesi oluşturuyor. Tablolarıyla uyumlu bir yaşamı, anlayışı ve ruhu olan ressamın “Chagall” olurken yaşadığı herşey var bu kitapta. Chagall'ın bu otobiyografik eseri eşi Bella tarafından Fransızca’ya çevrilmiştir. Kitap hem dönemin Rus sanatının hem de Avrupa merkezli yeni sanat ekollerinin gelişimini ortaya koymaktadır. Chagall'a göre Fransız sanatının Rus sanatına etkisi, aynadaki görüntünün kırılarak yansımasına benzer. Yani Rus sanat ruhu, örnek aldığı Avrupa sanatını kendince dönüştürür.

Kitabın diğer bir önemli yönü de Rusya'da meydana gelen 1917 Bolşevik Devrimi’nin sanata yaklaşımını açıkça ortaya koymasıdır. Devrim sırasında Rusya'da olan Chagall, memleketi Vitebesk'te Sosyalist Devrim’in kültür temsilciliği yapmış, doğrudan devrim kadroları içerisinde yer almıştır. Daha önce Çar'ın yaptığı Pogrom(Yahudi kıyımı) değişik vecheleriyle devrim kadroları tarafından da sürdürülmüş ve Chagall, Moskova'ya göçmek zorunda kalmıştır. Eşine, ailesine ait tüm değerli eşyalara Çeka(devrimin kolluk güçleri) tarafından el konulmuştur. Gördükleri ve yaşadıkları karşısında büyük hayal kırıklığı yaşayan Chagall, o tarihten itibaren tekrar Paris'e dönmenin yollarını aramıştır. Bu sürede Moskova'da çok kötü şartlarda yaşamış, ailesi ve kızı yoksulluk içerisinde kalmış, sanatıyla uğraşamamış ve sanatı devrimci kadrolar tarafından "burjuva" bulunarak aşağılanmıştır. Chagall otobiyografik kitabında bu duruma dair ayrıntıları olanca samimiyetiyle paylaşmıştır. Komünist yönetimin sanat anlayışının propagandadan öteye geçmediğini görmesi, elini kolunu bağlamıştır. Nihayet 1923 yılında Paris'e dönebilen Chagall, bu tarihten sonra sanatını devam ettirebilmiştir. Paris'e döndüğünde 1922 yılına kadarki hayatının akışını anlattığı bu kitabı, sanat çevrelerinde büyük ilgi görmüştür. Daha önce 1910-1914 arasında Paris'te yaptığı resimler, kendisinin yokluğunda sanat çevreleri tarafından yeni bir tarz olarak kabul edilmiş, yeni dışavurumculuk akımı içerisinde değerlendirilerek büyük bir şöhret kazanmıştır.

1940 yılında Naziler’in Fransa'yı işgali üzerine önce Marsilya'ya oradan da ABD'ye kaçmak zorunda kalan Chagall ve ailesi, ancak 1946'da Fransa'ya dönebilmiştir. Bella'nın ABD'de ölmesinden sonra Virginia Haggard'la evlenen sanatçının Bella'dan bir kızı ve Virginia Haggard'dan bir oğlu dünyaya gelmiştir. Sanatçı 1985 yılında 97 yaşında öldüğü güne kadar resim, vitray, taş baskı çalışmalarını sürdürmüştür. Chagall'ın 1973 yılında İsrail işgaline destek veren açıklamaları, "Siyonist rejime destek" olarak algılanmış ve eleştirilmiştir. Çünkü kendisi de hayatı boyunca zulüm gören, vatansız şekilde oradan oraya sürüklenen bir sanatçının İsrail'in yaptığı sürgün ve soykırım politikalarını desteklemesi, yazdıklarıyla/yaşadıklarıyla çelişiyor görünmektedir. Her şeye rağmen Chagall'ın sanatının Türk şiirine etkisi ve Rus devrimine getirdiği özgün eleştirileri bugün de geçerliliğini korumaktadır. 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Hatice şanlı
Hatice şanlı - 2 hafta Önce

Rusya ve sanatçılarını avrupa ve amerikalı sanatçılardan daha yakın buluyorum.ama yahudilik deyince duruyorum.

Rabia Altuntaş
Rabia Altuntaş - 2 hafta Önce

Çok güzel bir yazı olmuş

Ahmet gidan
Ahmet gidan - 2 hafta Önce

Öteki alemden hemde yahudi biri ancak Yunus kardeşimin kaleminden zevkle okudum

banner19

banner13

banner26