M. Ragıp Karcı'dan türküler geçidi

Mehmet Ragıp Karcı ile ilk karşılaşmamız Balıkesir’in Dursunbey ilçesinde yapılan Suçıktı Şiir Akşamları’nda olmuştu. Elindeki bağlama ile bir türkünün yüreğini incitmeden türküyü okşarken gördüm onu. O kadar hassas, o kadar yürektendi bağı türkü ile. Daha sonra bir şair abimizin isteğini kırmayarak bir türküden başka türküye geçince ortam tam anlamıyla demini almaya başlamıştı.

Şair, yazar ve türkülere yürekten bağlı bir ağabeydir Mehmet Ragıp Karcı. Siverek doğumlu. Türkülere aşina toprakların bereketi onun her sözünde kendini ele veriyor. Türkülere olan muhabbetini şimdi bir kitapla taçlandırdı. Hece Yayınları arasından çıkan Türkü Dinleme Temrinleri, onun türküleri ne kadar ciddiye aldığının bir göstergesi. Kitabı okuyunca; “Türkü deyip geçmemek gerek, ne ummanlar varmış türkülerini içinde.” sözünün sık sık tekrarlanacağı muhakkak.

Neden “Türkü Dinleme Temrinleri?”

Kitabın girişinde uzun uzun türkülerin öneminden bahsediyor Karcı ve “Neden türkü dinlemeliyiz?” sorusunun cevabını daha ilk cümlelerinde veriyor. “Niyetim türkülerin taşıdığı melâl sofrasındaki ehl-i dille sohbet etmektir.” Böyle bir giriş yapıyor aslında temrinlere Karcı. Bizim olan türkülere bizim sesimizle hemhal olmaktan başka bir şey değil bu temrinler. Burada dikkat çekilen nokta; “bizim.”

“Bu kitabın bir işi de biraz sonra değineceğimiz ihtişam ve şöhret karşısında insanoğlunun adına sanat dediğimiz vâkıânın karşısında duyduğu hayret duygusu ile görünen resmin arkasında görmezden gelinen hayatlara dikkat çekmektir.” “Derdimiz türküleri, içindeki bütün yaşayan, yaşamaya çalışan bütün varlıklarla dinleyicisinin kulağı yoluyla kalbine ve kalbi yoluyla irfanına hissettirmektir. Dinleyen söyleyenden ârif olmak gerektir.”

Türkülerin arkasında yaşayan dünyanın kapısını aralamak istiyor Karcı. Türkü dolu yolculuğunun asıl sebebi olarak da bunu gösteriyor.

Şairler, yazarlar neden türkü dinlesin?

Ragıp Karcı’nın şair ve yazarlara türkülerle ilgili tavsiyesi de yer alıyor kitapta. Kendi değerleriyle beslenme, kendi toprağının sesi olma olarak özetlenebilecek bir duyarlılık bu. “Ben türkü meselesini önce şairlere, hikâye ve roman yazan arkadaşlara tavsiye ettim… yüz yıldır bir zihnî ve aklî kasırga ile bizi kendi köklerimizden koparamasa da sürekli olarak kılcal damarlarımıza asit damlatarak kurutmaya çalışıyorlar. Bu zehre hepimiz beyin ve kalp ağzımızı uzatmış bekliyoruz. Oysa hemen yanımızda kendi toprağımızın pınarından akan tertemiz bir su var. Oradan içersek hiç olmazsa kendi hayatimizi ifade eden şeyler söylemeye başlarız.”

Karcı, türkülerle şiiri birçok zeminde birleştiriyor. İkisinin de aynı damardan beslendiğine dikkat çekiyor. Birçok yazı var bu konu ile ilgili. “Türkülerin biçim olarak şiir olmalarına rağmen şiir olarak ortaya atıldıklarında ilgi çekmeyebilirler. Halk şiiri antolojileri yayımlandığında revaç da bulmazlar. Çünkü yakılmışlardır ve ifade ve ihtar ettikleri ruh hali hüzünden beslenmez. Aslına yakan hüznün de arkasından dolanarak bilgi üstü bir durumu ima eder: Melâli.”

Hadi türkü dinleyelim

Ragıp Karcı o kadar içten anlatıyor ki türküleri, hemen bir türkünün akışına bırakmak isteyecek okuyucu kendini. Bir türkünün sadece sözden ve ezgiden ibaret olmadığını görüyoruz. Bir hikâyenin yürekten damlayışına da şahit oluyoruz her türkü ile.

Ragıp Karcı’nın türkülere sevdalı gönlüne konuk oldukça bir ezgi takılıyor içimize. Bir bağlamanın sesi bizi bizden alıp bir dağın gölgesine bırakıyor.

Emirdağı geçme inen yol olmaz

Altın yere düşme ilen pul olmaz

Fadime’yi bir kerecik öpmeynen

Adı çıkar ama kendi dul olmaz

Ya da yalnızlığımıza başka bir türkü yarenlik eder.

Yüce dağ başında üç ağaç elma

Elmanın dibinde eğlenip kalma

Sevgilim yok diye fikire dalma

Uzak yollar olsun sana sevgili

Yerli ve milli bir ses olarak türkülerin yanında duruyor Karcı. Hatta müzik aletlerinin bile yerlisinden yana. “Müzik Aletini Yerlileştirmek” yazısında bu hassasiyete dikkat çekiyor. “Adı üzerinde halk müziği. Yani toplumun mâşeri vicdan, idrak ve irfanından beslenen bir melâl.” Yani sadece müzik değil. Sözün özünü şu şekilde izah ediyor Karcı; “Yerli olmak demek; kendi toprağının nimetleriyle beslenen insanın o toprağın hassasiyetini ifade eden irfan demektir.”

Bir şairin türkülerle beslenen nefesini sunuyor bize bu kitap. Okumak, dinlemek, toprağına karışmak, gönlünü yoldaş etmek, bir türküyle yollara düşmek ve Anadolu gibi tertemiz bakmak dünyaya ancak türkülerle mümkün. Ragıp Karcı bizi böyle bir yolculuğa davet ediyor.