Âlicenap bir kalemden: “Kalbin Leylak Saati”

Niye okur bir insan ya da hadi soruyu daha da daraltalım niye yazar? Herkesin kendince cevapları vardır. Herkes farklı yönlerden bakıp cevap verebilir her iki soruya da. Ben okuma değil de yazma kısmıyla ilgili soruya vereceğim cevaba takılmış durumdayım. Yakın bir arkadaşımla bir siteye arada yazı göndermeye başladığımda konuşmuştuk ve ‘Yazmazsan ne eksik olacak?’ demişti. Yani ‘insan anlamlı bir boşluk dolduruyorsa, kendi yazmazsa bir boşluk oluyorsa ya da tersinden söyleyecek olursak yazmazsa bir boşluk olmuyorsa yazması çok anlamlı değil’ demişti. Bu ölçü ağır ve zor bir yerden bakıyor yazı işine. Ben niye yazıyorum, niye yazmalıyım sorusu böyle ufak tefek her yazma denemelerimde zihnime gelip oturuyor. Bu gerginlikten kurtulmalıyım.

Ferhat Özbadem cevaplamaya çalışmış kitaplar hakkında niye yazıldığını. Ondan aldığım ilhamla en azından bu yazıyı niye yazmak ihtiyacı hissettiğimi ifade etmeye çalışayım. Bu yazıyı yazıyorum çünkü yazıya konu edeceğim kitabı çok beğendim ve yazarına teşekkür etmek istedim. Bu yazıyı yazıyorum çünkü kendi hikayeme bu kitapla bu yazıyla daha kalıcı bir izi bırakmak istiyorum. “Kitapların da bir kalbinin olduğuna inandığın için yazarsın. Kötü giden bir şeylerin düzelebileceğine inandığın için yazarsın. Birilerinin işine yarayacağına inandığın için yazarsın. Sıfırın eksi birden daha iyi olduğuna inandığın için yazarsın.”

Kalbin Leylak Saati Raşit Keskin’in kaleme aldığı bir kitap. Alt başlık ‘Edebiyatçının Kelime Defteri’. Raşit Hoca kelimeleri sevdiğini, kelimeleri ne kadar çok önemsediğini, kendine kitaplardan kelimelerden bir dünya kurduğunu o kadar güzel ifade etmiş ki hayran kalmamak elde değil.

Kitap eski bir tür olan kelime defteri şeklinde yazılmış, yazar önce ele aldığı kelimelerin anlamlarını, değişimlerini veriyor. Her başlığın yani kelimenin altında vurucu kısa bir tanım yapılmış. Mesela ‘merhamet’, ‘insan olma duygusu’ olarak, ‘gönül’, ‘bazen dağ, bazen ateş, bazen kuş’ olarak tanımlanmış. Bu tanımlar yazarın rikkati hakkında bir fikir veriyor. Bir iki örnek daha verecek olursak ‘bilmek’, ‘hatır gönül bilmeyen, ne bilse cahildir’; ‘kâğıt’, ‘mürekkep tarlası’; ‘çocuk’, ‘can kuşu’; ‘ah’, ‘gönül avazı’ olarak tanımlanmış.

Bu vurucu tanımlardan sonra kelimelerin bazen etimolojisi, bazen çeşitli dillerde nasıl söylendiği yazılmış. Kalbin Leylak Saati’nden içeriye girenler kelimelerin zengin anlamlarına, kelimelerin zihinle, hayatla, başka eşyalarla irtibatına da yol buluyor kolaylıkla.

Ele alınan her kelime ile ilgili bu girizgahtan sonra artık Raşit Hocam’ın okuduğu kitaplar, dinlediği türküler; şiirler, izlediği filmlerden devşirdiği fragmanlar eşlik ediyor sayfalara. Her alıntının altında mutlaka kaynak verilmiş ki bu kadirşinaslık kıymetli, alıntıların yanında bazen yazarın duydukları, duyurmak istedikleri, müellifin incelikleri de var. Bunlar çok iyi bir ölçüyle verilmiş bence.

Kitabın sevdiğim yanlarından biri de Raşit Keskin’in ilgi alanının genişliği, kitabı okurken aklıma sık sık Raşit Hocam’ın öğrencilerinin ne kadar şanslı olduğu geldi; bu kadar kitabı okumuş, hazmetmiş, sevmiş ve bunu başkalarıyla paylaşmaktan haz duyan bir öğretmenleri var diye çok talihliler.

Kitap tek tek kelimelerin dünyasına çağırıyor okuyucusunu ama tüm başlıklarda yazarın ihsas ettiği, tüm okuyucuları çağırdığı yer de önemli bence. Benim kitaptan anladığım; kitaplardan, filmlerden, şarkılardan, şiirlerden güzel bir dünya kurulabilir. Bu dünya da öyle insandan, toplumdan, vatandan, milletten uzak bir yer değil. Yazar inançlı bir duruşla, kitaplara, merhamete, insanı ve varlığı sevmeye kararlı; merhameti, ilgiyi şefkati hayatın merkezine koymayı teklif ediyor.

Raşit Hocam’ı sosyal medyadan da takip ediyorum onun itidalli tavrı, fotoğrafa olan düşkünlüğü, takipçilerini özellikle Cumartesi günleri bir fotoğraf ekseninde kısa öyküler yazmaya teşvik etmesi kitaplardan devşirilen güzel bir kalemle karşı karşıya olduğumuzu işaret ediyor bence.

Her başlık, her kelime nasıl ele alınmış biraz bahsettim, her maddenin sonunda “kalbin leylak notları” diye yine yazarın kısa değerlendirmesi var. Alıntıların, şiirlerin, şarkıların, filmlerin bize bırakacağı güzellikler bir iki cümleyle özetlenmiş, kitaplar yazara bir şey söylemiş, yazar da onlarla konuşmuş.

Kısaca kitabın kaynakçasının yani ilgisinin genişliğinden bahsettim ama bunu biraz açmak lazım, erinmeden saydım beş yüze yakın kitaptan yirmiye yakın filmden bahsediyor yazar. Hayran kalmamak elde değil. Bu kadar kitap okunmuş ve hepsi ciddiye alınmış, tabiri caizse bu kitaplar damıtılmış; konusu kitap sevgisi, doğa sevgisi, insana ve varlığa merhamet temelli okumaya ve yazmaya teşvik eden Kalbin Leylak Saati diye bir kitap çıkmış ortaya.

Ben bir iki gün içerisinde başlayıp bitirdim ama bu kitap sindire sindire az az, sayfalar atlayarak, geri dönerek okunacak bir kitap. Bu yazıyı okuyanlar kitaba karşı çok olumlu bir dil kullandığımı düşünüyor olabilir, haklılar. Kitabı sevdim ve sevdiğim şeylere karşı dizginleyemediğim bir heyecan duyuyorum zaten öyle olmasa oturup bu yazıyı da yazmazdım.

Çizgi Yayınevi’nden çıkan Kalbin Leylak Saati, güzel bir dünyaya çağırıyor; bence siz de girmelisiniz bu kapıdan…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Selma Dalkılıç Tütüncü
Selma Dalkılıç Tütüncü - 2 hafta Önce

Kaleminize gönlünüze sağlık hocam

banner19

banner26