Lamı cimi yok, günahkârsınız!

Günahkârsınız, kesin bir günah deryasına batmışsınız.

Hasbelkader etrafınızda toplanmış gençleri adamakıllı hedeflere yöneltmek varken kalkıp onları kendi hikâyelerinizle yoruyorsunuz ya, günahkârsınız?

Şöyle ya da böyle tanınmışlığınızla yarattığınız sözümona çekim gücünüzün albenisine kendini kaptırıp yanınızda birikenleri gereksiz ve özensiz ilgilerinizle mahvediyorsunuz ya, günahkârsınız.

Adamakıllı içselleştirmediğiniz, henüz sizin olmasına bin şahit ister düşüncelerinizi güçlü birer çerçeve gibi size yaklaşanlara dayatıp onlardan da aynı çerçevelerde bir şeyler söylemelerini bekliyorsunuz ya, günahkârsınız.

Size yönelenleri hakkınızda kurdukları takdir cümlelerine göre tasnif ediyor, sonra da onlardan tartışmasız bir sadakat bekliyorsunuz ya, günahkârsınız.

Çömezlerin daha Hanya’yı Konya’yı yeterince ayırt edemeden kalkıp sizi taklit etmelerinin kaçınılmaz olduğunu bildiğiniz hâlde, sanki bütün bunlar yetmezmiş gibi daha fazla tatmin, daha fazla ego için onlara kendi kalıplarınızı dayatıp kendi lehçenizi kurucu dil diye yutturuyorsunuz ya, günahkârsınız.

Size kulak verenlerin zihinlerine ektiğiniz şeylerden onların ileride nasıl mustarip olacaklarını az çok kestirdiğiniz hâlde, hiç utanmadan sıkılmadan, o saf ve temiz beyinlere hükmetmek için her şeyi evet her şeyi fütursuzca kullanıyorsunuz ya, günahkârsınız.

Özel hayatınızın ve kişiliğinizin hiç kimseye örneklik teşkil edemeyecek kadar sefil ve darmadağınık olduğunu bir şekilde fark edenleri ne yapıp edip yanınızdan uzaklaştırmakla kalmayıp vaktinizi dünyayı onlara dar etmekle geçirmeye ayırıyorsunuz ya, günahkârsınız.

Sahteliklerle malul mistik liderlerin gariban müritlerine çektirdikleri eza ve cefayı siz de güya birer entelektüel edasıyla çektiriyorsunuz ya, günahkârsınız.

İnsanların dertlerini işitmek, beklentilerine cevap vermek, tıkandıkları noktalarda varsa yapılacak bir şey onu esirgememek pekâlâ mümkünken kalkıp onların bütün bu hâllerini kullanmak ve istismar için bir fırsata dönüştürüyorsunuz ya, günahkârsınız.

Herkes gibi siz de sınırlılıklarla malûl olduğunuzu bildiğiniz hâlde hiç de öyle birisi değilmişsiniz gibi kalkıp şu erbabının bildiği mahrem hikâyenizden envaı çeşit masallar üretip bir de millete pazarlıyorsunuz ya, günahkârsınız.

Ne gülüşünüzün sahici ne ağlamalarınızın gerçek olduğunu bilenlerin sizi mütemadiyen huzursuz eden varlıklarını alt edip kendinize daha fazla yapay, daha fazla sentetik bir dil kazandırabilmek için arada inim inim yitip tuhaf bir şekilde kayboluyorsunuz ya, günahkârsınız.

Bunun farkındayız, siz hakikaten günahkârsınız. Sizin hiç anneniz babanız yok mu? Onların hiç mi şefkatlerine tanık olmadınız. Geceleri üstünüzü örten birileri olmadı mı? Neden bizden intikam alıyor, neden habire esir listenizi çoğaltıyorsunuz. Marks dediğinizde size yaklaşanları işçi olarak,  Şeriati dediğinizde duyup gelenleri ırgat olarak, İbn Arabi dediğinizde de mürid olarak listenize katmaktan hiç mi hiç haya etmiyor, asla imtina gibi bir derdiniz olmuyor? Bu kadar tayfa bu kadar saf mürettebatla denizin dibini boylarsınız, az kaldı.

Saymakla bitmez günahlarınız, ama sanki siz yine de yırtarsınız. Adamlarınız her yerdedir, zehirlediğiniz ve artık sizden başka hiçbir yerde ne tat ne de bir huzur bulma şansı olmayan muhteşem mankurt listeniz ne kadar kabarırsa kabarsın, kendinize benzettiklerinizle birlikte hepiniz evet hepiniz lamı cimi yok günahkârsınız.

Evet öylesiniz.