Kurban takva ile kalben Allah’a yakın olmak için vazgeçmenin adıdır

Allah emredince, gerekirse oğlundan bile vazgeçmenin adıdır kurban. 

Minik Meryem'i mabede adamının adıdır kurban.

En sevdiğimiz şeyi bile Allah için feda edebilmenin adıdır kurban.

 Allah Hz. İbrahim'den asırlık hasretini, biricik oğlunu kurban etmesi istendiğinde, o tereddüt etmedi. Hz. İsmail’i ona yüz yaşından sonra veren Allah'ın vardı bir bildiği. Acaba veren, geri almak istediğinde, bir itiraz, bir isyan olacak mıydı? İtiraz etse engel olabilecek miydi? Allah bir şey emrediyorsa, kula düşen teslimiyetti.  Allah teslim olup kendisine güvenenleri mahcup etmezdi.

Hz. İbrahim'in tereddütsüz teslimiyeti, hem bir kurbanla, hem de İsmail ile ödüllendirilmişti. O yapmaya niyet etti. Allah onun niyetini yeterli bulup kabul etti. Allah için, niyet önemliydi. Ameller niyetlere göre idi. İbrahim imtihanı geçmiş, kalben Allah’a daha çok yaklaşmıştı. Kurban, Allah'a yaklaşmak demekti.

“Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele.” Hac/37

İbrahim hanifti,  muvahhitti,  put kırıcıydı. Babası Azer’in yaptığı putları kırmıştı. Şimdi içindeki putu da kırmıştı. Evlat sevgisi dâhil hiçbir şey, Allah sevgisinin önüne geçemezdi. Allah ile aramıza giren şeyleri; engelleri kaldırdıkça Allah'a daha yakın oluyorduk. Bakalım en değerli şeylerimizden vazgeçebilecek miydik?

Sahi bizim en değerli şeyimiz neydi? Ev, araba, makam, kariyer, saygınlık, gelecek… Memleketimizi, evimizi, ailemizi, dostlarımızı, geride bırakıp geldiğimiz gibi, bağımlılıklarımızı, yanlış alışkanlıklarımızı, aslında bizden çok şeytana ait olan ve ona yakışan huylarımızı burada, arkamızda bırakıp gidebilecek miydik?

Ey tembelliğim!

Ey korkaklığım!

Ey gevşekliğim!

Ey kıskançlığım!

Ey cimriliğim!

Ey bencilliğim!

Ey sabırsızlığım!

Ey riyam!

Ey kibrim! … 

Siz bana ait değilsiniz. Bana yakışmıyorsunuz. Daha çok şeytana yakışıyorsunuz. Siz yıllarca üzerimde yüktünüz. Boşuna taşıdım durdum sizi sırtımda. Belimi büktünüz. Ait olduğunuz yere atıyorum. Taş yerine sizi atıyorum. Taşlarıma sizi yükleyip atıyorum. Bağlarımdan, bağımlılıklarımdan, vesveselerimden kurtulmak istiyorum. Özgürleşmek istiyorum. Gürleşmek istiyorum. Belki bunları üzerimden atmak kolay değildi. Ama ben Arafat'ta bilgiyi, Müzdelife'de takvayı, Meş’aril Haram’da şuuru, Mina'da sabrı ve disiplini kuşanarak geliyorum. Yapabilirim. İsmail'den vazgeçmekten daha zor değil. Onun geçtiği sınavdan ben de geçebilirim.

Şeytan yerine taşlanacak nefislerimiz

Taş atarken hissedilen duyguları anlatmak çok zordu. Sanki karşımızda gerçek bir düşman, gerçek bir harp, elimizde gerçek bir kurşun ve meydanda gerçek bir mücahit vardı. Etrafıma bakıyorum, Müslümanlar hücumlarını ciddiye alarak yapıyorlar. Tekbirlerle taşlarını atıp bitirenler, bir muzaffer edasıyla oradan uzaklaşıyorlardı. Şeytanın yenildiğini, ezildiğini hissediyoruz. Büyük şeytan taşlandı! Büyük şeytan vuruldu!

Kim bu büyük şeytan? İçimizdeki mi, dışımızdaki mi? Yakınımızdaki mi, uzağımızdaki mi?

Yedi tane taş atmak yeterliydi. Yedi sonsuzluk anlamına geliyordu. Tavafta dönüş sayısı yedi, sayda gidiş sayısı yedi, şeytanın her birine atılan taş sayısı yedi.

“Yerin ve mevzin uygun” dedim, kendime. Hadi at artık. Şimdiye kadar atmak isteyip de atamadığım ne varsa at artık. Sana yakışmayan, sana ait olmayan, bir ömür boyu taşımak istemediğin, bütün şeytani duygularını, düşüncelerini, fiillerini, planlarını, bağımlılıklarını at artık!

At ve kurtul!

At ve hafifle!

At ve özgürleş!

At ve yürü!

Arkana bakmadan yürü.

Durursan, dönersen esir olursun. Ezilirsin.

Şeytan taşlamadan sonra dedem sözü alıp etrafındakilere ayetlerden yola çıkarak taş ile ilgili hepimizi şaşırtan ilginç yorumlar ve tespitlerde bulundu:

“Taş” deyip geçmeyin. Biz her türlüsünü genelleyip “taş” deriz. Ama Kur’an'a bir bakın. Taşlar ve kullanıldığı yerler çeşit çeşittir. 

Taş vardır, cehennemin yakıtı olarak kullanılır. (Bakara/24)

Taş vardır, Musa'nın asası dokununca içinden su fışkırır. (Bakara/60)

Taş vardır, dikilir put yapılır. Sonra ona kurbanlar kesilir. (Maide/3)

Taş vardır, dikilir şeytanın işi olur. İçki, kumar gibi pislik saçar. (Maide/90)

Taş vardır, gökten azap olarak yağar. (Enfal/32)

Taş vardır, bazen kasırga ile gelir. Azap olur. (İsra/68)

Taş vardır, Ebabil kuşları getirir, atar. Kâbe’yi yıkmak isteyen fil ordusunu darmadağın eder. (Fil/3-5)

Taş vardır, kurşun gibidir. Şeytan taşlamak için kullanılır. Az önce bizim yaptığımız gibi.

Taş vardır, Filistinli çocukların ellerinde ve sapanlarında bomba gibidir. İsrail askerlerine atılır.

Taş vardır, aslında o kalptir. Ama katılaşmıştır. Kaskatı olmuştur.

“Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı. Taş gibi, hatta daha katı... Ama öyle taşlar da var ki, onlardan ırmaklar fışkırır. Öyleleri vardır ki yarılır, ondan sular çıkar. Öyleleri vardır ki, Allah korkusuyla yuvarlanırlar. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (Bakara/74)

Dedem biraz durup düşündü. Sonra taşla ilgili güzel bir şiir okudu:

Taş Gazeli

Taş taş değil bağrındır taş senin

Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin

Bir katılıktır dinamit söker mi yürekleri

Başın bir kez bu kalbe çarpmasın ey taş senin

Kazmayı kayalara değil kalplere vur ey

Ferhat niçindir kırdığın bunca taş senin

(Osman Sarı)

Dedem şiiri bitirince babam, “Tekbir” diye bağırdı. Biz toplu halde “Allahu ekber” diye karşılık verdik. Üç defa tekbir getirdik.

Şiirle coşan babam, dedeme sıkıca sarılıp:

-Baba sen ne yaptın bize ya! Ayetler, şiirler, bizi bizden aldın.

-Ne yapayım oğlum. Taşı gediğine koydum.

-Hadi bakalım! Şimdi de taş ile ilgili sözler mi? Baba maşallah sen yorulmamışsın galiba.

-Taş attık da kolumuz mu yoruldu?

-Taş attın az önce.

-Taş çatlasın yedi tane attım. Yorulmadım. Taşı sıksam suyunu çıkarırım daha ben. Sana bile taş çıkartırım. Ne oldu oğlum? Gözün fal taşı gibi açıldı kaldı. Sustun kaldın. Taş mı kesildin?

-Evet. Gerçekten taş kesildim. Ne diyeceğimi bilemedim. Hadi biraz daha devam et.

-Yok oğlum. Taş yerinde ağırdır. Haddimizi bilmezsek başımıza taş yağar. Çok konuşursak baltayı taşa vururuz. Ondan sonra ayıkla pirincin taşını. Bu kadar yeter. Hem dinlendik hem konuştuk. Bir taşla iki kuş vurduk ve eteğimizdeki taşları da döktük. Babam öncekinden daha gür bir sesle:

- “Tekbir” diye bağırdı.

-Bu defa yakınımızda bulunan İranlı ve Malezyalı hacılar da bize katıldı. “Allah-u Ekber” diye bağırdık.

Dedem oturduğu taşın üzerinden kalktı. Konuşurken elinde tuttuğu taşları da yere attı. Asım Hoca bu fırsatı kaçırmadı:

-Buranın taşı toprağı altın. Atma o taşları Nazmi Abi.

Bu kez dedem kendi başına bağırdı:

-Allah-u Ekber.

Kâbe’de bayram

Bu güzel muhabbet bizi dinlendirmişti. Kâbe’ye doğru yürümeye devam ettik. Arafat'ta, Müzdelife'de, Meş’aril Haram’da, Mina'da ve Kâbe’de başka ülkelerden gelen Müslümanları da kardeş bilmiştik. Asıl bayram burada yaşanıyordu. Allah'ın evinde...

Mescid-i Haram’da Türk hacılarla “bayramın mübarek olsun” diyerek başka ülkelerin hacıları ile ise “mebruk” diyerek bayramlaştık. Arapça bilmeyenler bile “mebruk” kelimesinin mübarek olsun anlamına geldiğini biliyorlardı.

Bir ara Kâbe’nin üzerinde bir gökkuşağı oluştu. Manzara müthişti. Aslında Kâbe’nin etrafındaki Müslümanlar da bir gökkuşağından farksızdı. Ülkeleri, dilleri, kültürleri, renkleri, birbirinden farklı olan Müslümanlar, Allah aşkı ile Kâbe’nin etrafında durmadan tavaf ediyorlardı. Müslümanca yaşamayı bilenler için haccın sonu bayram, hayatın sonu cennetti. Efendimiz “Hac meşakkattir” buyurmuş. Hayat da öyle. Meşakkati çekmeden ödül yoktu, bayram yoktu, cennet yoktu. Babam Kâbe’nin etrafında gökkuşağını andıran bu renk cümbüşünü gösterip:

“Burada gördüğümüz kardeşlik havası, yıllar önce Afrika kökenli olup Amerika’da yaşayan Malcolm X’in hayatını değiştirmişti. Kendisi siyahi bir Müslüman olan Malcolm X; Amerikalı sömürgecilerin, atalarına yaptıkları zulümlerden dolayı, beyaz insanlardan nefret ediyordu. Müslüman da olsalar onlara ısınamıyordu. Ama hacca gelip de burada renk renk Müslümanların, kardeşçe tavaf edip omuz omuza namaz kıldıklarını görünce, hayatını ve düşüncesini değiştirdi. Rabbimiz haccımızı kulluk yolunda değişimimizin vesilesi kılsın”