Kur’an-ı Kerim’i Mahmud Sami Efendi gibi dinlemek…

-38 yıl önce (12 Şubat 1984) Rabbimiz’e kavuşmak için Medine-i Münevvere’de dünya ve içindekileri terk eden Sami Efendimiz’e rahmet duası ve şefaat dileklerimle-

İbadetlerin bir şekli, bir de mânâ cephesi vardır. İbadetten maksat, mânâ olmakla birlikte dinimiz şekle de önem verir. Mesela, tadil-i erkân öncelikle şekil ile ilgili hususları ihtiva eder. Kıyam, rükû, rükudan secdeye iniş, secde, iki secde arası, kâdenin nasıl yapılacağı, bu esnada vücud dilinin alacağı şekil kayda bağlanmıştır. Namazdaki huzû ve huşû bu erkana bağlı değilse de Efendimiz aleyhisselam namaz kılarken bu hususlara dikkat ettiği ve “Beni nasıl namaz kılıyor görüyorsanız siz de öyle kılınız” dediği için biz, mü’minler tadil-i erkana uyarız. Bazı mezhep imamlarına göre tadil-i erkan farzdır.

Kur’an okumak da böyledir, onun da şekle dair bazı kaideleri vardır. Abdestli olmak, kıbleye yönelmek, ağzı misvaklamak, tecvid kurallarına dikkat etmek, tertil ile okumak bu kaideler cümlesindendir. Tefekkür, tezekkür, ders ve ibret almak, Rabbimiz’in Celal oluşunu hissetmek, cehennem ayetleri gelince ateşten Allah’a sığınmak, cennet ve müjde ayetleri gelince mü’minler olarak sevinmek, hamdetmek Kur’an dinlemeyi ibadet haline getirir.

Kur’an-ı Kerim dinlemenin bu gibi birçok manevi kazançları vardır. Misâle namazdan devam edelim.

Biz Müslümanlar namazın içinden ve dışından olan şartlarını öğrenerek başlarız namaza. Kur’an-ı Kerim okumayı da tecvidli, sesi güzelleştirerek, abdestli, yüksekçe bir yerde okumak olarak öğrendik.

Öğrenmek istediğim namaz; kitaplarda, şahitliklerle nakledilen âlimlerin, ariflerin, Allah dostlarının kıldıkları namazdır. Acaba diyorum öyle iki rek’at namaz kılmak bize de nasip olacak mı? Namaz kılmayı öğrenmek kadar Kur’an-ı Kerim’i Sami Efendimiz gibi dinlemeyi de istiyorum. Ve O’nun gibi bir Kur’an dinlemeden ölmek istemiyorum.

İsmail Karaçam’dan Hatıralar

Sami Efendimiz Kur’an-ı Kerim’i nasıl mı dinlermiş?

Bunu Sami Efendimiz’e Kur’an okuyan Marmara İlahiyat Fakültesi’nin emekli profesörlerinden muhterem İsmail Karaçam Hatıraları’nda şöyle anlatıyor:

Hayatımda hayran olduğum insanlardan birisi ve hatta birincisi mer­hum mürşid-i kâmil Mahmud Sami Ramazanoğlu (k.s.) hazretleridir. Bu muhterem zât ile tanışmamız Yüksek İslâm'da öğrenci olduğumuz zamana (1959-1963) rastlar. Gerçi bu ismi duyuyor ve hakkında söyle­nen sitâyişkâr sözler dolayısıyla onunla tanışmayı çok arzu ediyordum.

Bir vesile bularak ona ulaşmak isteğim, her geçen gün artıyordu. Fakat ilk devrelerde manevî bakımdan Zahid Kotku Hazretleri'ne bağlı olduğum için de bu zât ile ileri anlamda beraber olmaktan korkuyordum. Bu içimde beliren problemin bir gün halledileceğine -Allah'ın izniyle- inanıyordum. Derken birbirini takip eden üç tane rüya gördüm. Bu rüyaların birincisinde, Hacı Sami Efendi'nin damadı Ömer Kirazoğlu Ağabey merhum yanımızda bulunuyordu. Benim parmağımda bir yüzük vardı. Efendi Hazretleri, Ömer Ağabey’e emrederek benim parmağımdaki yüzüğü çıkartıp daha iyisi ile değiştirmesini söylüyordu. Ve o anda bu oldu. İkinci rüyamda yine Efendi Hazretleri beni cemaati arasında görmek istiyordu. Üçüncü rüyada ise ben bir camideyken Efendi Hazretleri benim tarafın karşısındaki kapıdan içeriye girdi. Ben de yanımdaki kapıdan dışarı kaçmak istedim. Durumumu fark eden Efendi Hazretleri bana sert bir sesle bağırdı ve "Artık kaçmak yok, orada dur, şimdi ben senin için dua edeceğim, sen de âmin diyeceksin, böylece bu işi bitireceğim” dedi. Ve hakikaten minbere çıkıp dua etti ve ben de "âmin" dedim rüya da böylece bitti.

Aradan bir müddet geçti, rahmetli Ömer Ağabey'le muhabbetimiz arttı. Ben de kendisine bu rüyalarımı söyledim. Ömer Ağabey, “Bu kadar açık zuhurattan sonra sonuca varmaman büyük bir hata" dedi.

Beni Efendi Hazretleri'ne götürdü, o mübarek insanla böylece müşerref olduk. Durumu kendisine arz ettikten sonra, "Bunun istihârelik tarafı kalmamış, defterimize hayırlısıyla kaydedelim" dedi ve inşallah kaydolduk.

Efendi Hazretleri Kur'ân ehline çok itibar ederdi. Gerçekten Kur'ân tilavetini dinlerken o mübarek gözlerinden akan yaşları, şu anda bile görür gibiyim. Her ne zaman huzuruna çıkmış isem Kur'ân okumadan bıraktığını bilmem. Hazret-i Kur'ân sayesinde beni sevdiklerini, göstermiş oldukları ilgi sebebiyle biliyorum diyebilirim.

Nihayet 1971'de İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü'ne tayin olduktan sonra, muhitlerimizin de yakınlığı sebebiyle Efendi Hazretleri ile görüşmemiz daha sıklaştı. Bir gün bana bir teklif geldi Musa Topbaş Ağabey'den. Haftanın Çarşamba günleri ikindi namazında Erenköy Zihni Paşa Camii'nde ikindi namazını kılıp oradan Musa Topbaş Ağabey, Mehmet Öztürk Ağabey ve ben, Efendi Hazretleri'nin devlethanesine gideceğiz ve onun huzurunda ben Kur'ân okuyacağım. Bu teklifi şeref duyarak kabul ettim ve söylediğim plân dahilinde bu işe 6-7 sene devam ettik, Allah'a şükürler olsun. Öyle mübarek bir zâtın huzurunda ben Kur'ân okumanın ayrı bir manevî hazza vesile olduğunu söylemeliyim. Çok zayıf, nahîf bir bünyeye sahip olmasına rağmen Kur'ân tilâvetini dinlerken o mübarek gözlerinden bağrını ıslatırcasına yaşlar döküldüğünü çok görmüşümdür.

Naçizane kanaatim şudur ki: Eğer bugün okuduğum tilâvetlerde bir hazz-ı manevî mevcut ise bunu böyle mübarek zâtların huzurların­da okuyup onların hayır dualarına nâiliyete borçluyum.

Sami Efendi Hazretleri'nin amansız bir rahatsızlığa yakalanıp Medine-i Münevvere'ye Sultanlar Sultanı'nın yanına hicret etmesine kadar -pek sık olmasa da-beraber bulunma saadetine nail olduk elhamdülillah.” (İsmail Karaçam, Hatıralar, s. 387-389, Çamlıca Yayınları)

Yazar diyor ki : “O iyi insanlar o güzel atlara binip gittiler.”

Veya Yunus Emremizin dili ile söylersek:

“Göçtü kervan, kaldık dağlar başında.”

Sami Efendimiz’in görklü nazarına uğrasaydık belki namaz kılmayı, Kur’an okumayı, Kur’an dinlemeyi öğrenebilirdik.

Duamız odur ki Allah dostları gibi hâl ehli olalım ve onlar gibi kulluk edelim. Belki o zaman ibadetleri hakkıyla eda etmek mümkün olur.

 

YORUM EKLE

banner19

banner26