Kur’an ayıdır Ramazan

Oruç daha önceki ilâhî dinlerde de vardı.    

Oruç ibadeti zor görünse de imanlı gönüllerde büyük bir aşkla ve şevkle yerine getirilir. İslam ahlâkıyla ahlâklananlar ramazanın gelişini dört gözle beklerler. Bu mübarek günlerin gelişi onlarda herhangi bir rahatsızlık uyandırmaz. Aksine huzur iklimine girerler. İbadet ederek Allah’a dost ve yakın olmanın keyfini çıkarırlar.

Oruç ibadeti İslamiyetle beraber, bozulmuş diğer hak dinlerde de vardı(r). Hatta bazı batıl dinlerde de buna benzer ibadetler mevcuttur. Demek ki oruç semavi dinlerde ortaktır. Bununla ilgili olarak Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler, sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç, size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız.”(Bakara 2/183)

Hristiyanlık ve muselikteki oruç, ilahî amaçlarından uzaklaşmışsa da bugün hâlâ fert bazında yaşatılmaktadır. Fakat Museviler ilahî yönü yozlaşmış, daha çok millî bir gelenek haline gelmiş bu ibadetlerine Hristiyanlardan daha sadıktırlar.

 

Hristiyanlarda oruçlu iken alkol kullanmak ve cinsî münasebette bulunmak yasaktır. Oruçlu iken günlük işler en aza indirilir. Oruç, genelde, tövbe ve bolluk içinde yaşamak için tutulur. Katolikler ve Ortodokslar kırk günlük Büyük Perhiz ile Noel’den önceki Advent dönemlerinde oruç tutarlar. Protestan kiliseleri oruç tutmayı üyelerinin vicdanlarına bırakırlar. Bu konuda herhangi bir yaptırımları yoktur. Demek ki oruç diğer dinlerde farklılık gösteriyor.

Yahudilikte de oruç ibadeti vardır. Museviler yılda birkaç kez oruç tutarlar. Özellikle Yom Kippur’da (Kefaret Günü) oruç tutulması önerilir. Oruçlu iken yenilmez, içilmez. Deri elbise giyilmez. Yağ ve krem sürülmez. Cinsî münasebette bulunulmaz. Genelde oruç günlük işlerden uzaklaşmak için bir araçtır. Musevilikte altı çeşit oruç söz konusudur.

 

Oruç, Müslüman, akıllı ve ergenlik çağına gelmiş olan herkese farzdır.

Bilindiği gibi Müslümanlıkta oruç, niyet ederek tan yerinin ağarmaya başlamasından, güneşin batmasına kadar yemekten, içmekten ve cinsî ilişkiden uzak durmak suretiyle yerine getirilen farz bir ibadettir. Bu tarifte görüldüğü gibi oruç tutan kişinin yapmaması gereken bazı şeyler vardır. Bunlar genel olarak yemek, içmek ve cinsel ilişkidir. Allah’tan korkan ve ona yakın olmak isteyen müminler belirtilen zaman dilimleri içerisinde bu eylemlerden uzak dururlar. Fakat bizim orucumuz Yahudi ve Hristiyanlarınkinden pek çok bakımdan ayrılır. Bir kere bizim oruç ibadetimiz on dört asır evvel nasılsa öylece devam etmektedir. Orucun gayesinde ve kaidelerinde hiçbir sapma ve bozulma yoktur. Ötekiler hiç de öyle değildir.

Oruç, Müslüman, akıllı ve ergenlik çağına gelmiş olan herkese farzdır. Bu özellikleri taşıyan herkesin mutlaka oruç tutması gerekir. Fakat kişi bu özellikleri taşıdığı halde bazı mahsurlu durumlar nedeniyle oruç tut(a)mayabilir. Bunlar hastalık ve yolculuktur. Yolcular memleketlerine dönünce, hastalar da iyileşince tutamadıkları oruçlarını kaza ederler. İyileşmeleri mümkün olmayan hastalar ise, tutamadıkları ramazan oruçlarının her günü için bir fidye, yani, bir kişinin bir günlük yiyeceğini veya o yiyeceğin karşılığı olan parayı fakirlere verir. Bu ruhsatlar İslam’ın kolaylık dini olduğunu açıkça göstermektedir.

Ramazan ayı manevî kıymetleri çok olan bir aydır. Bu ayda yapılan ibadetler diğer aylara nazaran çok daha bereketlidir. Çünkü bu aydaki ibadetlerin sevapları katlanarak verilir. Allah için oruç tutanların günahları bağışlanır. Onların gönülleri bambaşka bir manevî huzurla dolar. Nitekim Resulullah Efendimiz de bir hadislerinde: “Kim Ramazan orucunun farz olduğuna inanarak ve karşılığını da yalnız Allah’tan umarak oruç tutarsa, onun bütün geçmiş günahları bağışlanır” buyurarak orucun günahlardan bağışlanma vesilesi olduğuna parmak basmışlardır. Bu fırsatı ganimet bilip cümle günahlardan arınmalıyız.

Ramazan’da insanlar güler yüzlü ve munis olurlar. Dostluk ve kardeşlik kemal noktasına erişir. Kimse kimsenin bamteline dokunmaz. Aslında olması gereken de budur. Oruç içimizdeki kötülükleri siler, kalbimiz nurla dolar. Bu ayın güzelliği yüzlerden yansır. Bolluk ve bereketle dolup taşar sofralarımız… Herkes elindekini konu komşuyla paylaşır. Her şey yolunda gidince iç huzurumuz artar. Dünya sanki cennete dönüşür.

Ramazan’da ruhumuz kirlerinden arınıyor.

Gönül ufuklarımızın güneşi olan ramazan içimizi aydınlatıyor. Ruhumuzun kirleri günbegün arınıyor. Yıl boyunca çoraklaşan ve çölleşen gönül bahçelerimiz ramazan ikliminde yeşeriyor. Gönüllerimiz insan sevgisiyle büyüdükçe büyüyor, adeta kâinatı kuşatıyor. İçimizde sürüp giden yangınlar, duaların sağanağında sönüyor. İçimizdeki isler Kur’an’ın cilasıyla kayboluyor. Ramazan, rahmet semalarından müjdeler getiriyor bizlere. Resulullah’ın gül kokan selamını ‘baş üstüne’ deyip şeref sayıp alıyoruz. Gönüller bayram yerine dönüyor.

Müslümanların dinî duygularının canlandığı, diriliş emarelerinin görüldüğü bu ayda Kur’an, müminlerin gündemine oturur. Aslında hiçbir zaman elimizden düşürmememiz gereken Kur’an, bu ayda diğer zamanlara nazaran daha çok yanımızda ve yakınımızda olur. Bu mübarek zaman diliminde Kur’an’a daha bir yoğunlaşırız. Fakat mühim olan bu güzel davranışı diğer aylarda da sürdürebilmektir. Zira bu yüce kitap bütün çağları kapsamaktadır.  İnsanlığın hayat kaynağı olan Kur’an-ı Kerim ramazana özel önem atfederek ondan genişçe bahsediyor. Yüce kitabımız Kur’an, Ramazan ve oruçla ilgili şunlara genişçe yer veriyor:

“(Oruç), sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara, 184)

“Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur’an onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya şahit olursa artık onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun). Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah’ı büyük tanımanız içindir. Umulur ki şükredersiniz.” (Bakara, 185)”

Ramazan, Kur’an’ın yeryüzünü aydınlattığı aydır.

Yüce Rabbimiz: “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sakınıp korunasınız diye, size de farz kılındı.”( Bakara, 183) buyurarak ramazanın ve onun meyvesi olan orucun diğer dinlerde de var olduğunu bizlere hatırlatıyor. Fakat günümüzde bozulmamış, geçerli tek din İslamiyet olduğu için bizler bozulmuş dinlerin ahkâmını itibara almayacağız. Zira Müslüman’ın dini İslam, kitabı Kur’an, peygamberi Hz. Muhammed(sav)’dir. Bizi sadece bu dinin, bu kitabın, bu Peygamberin söz ve fiilleri bağlar.

Ramazan Kur’an’ın yeryüzünü aydınlattığı aydır. Kur’an-ı Kerim’in indirildiği ay olan ramazan, Müslümanlar arasında Kur’an ayı olarak da bilinir. Peygamber Efendimiz bu ayda Kur’an’ı daha çok okurdu. Allah Resulü her ramazan, Cebrail’le Kur’an’ı karşılıklı okurlar, azamî dikkatle gözden geçirirlerdi. Bizler de onun ümmetinden kullar olarak bu ayda en azından Kur’an’ı bir kez hatmetmeliyiz. Mümkünse mukabelelere iştirak etmeliyiz. Kur’an okumanın yanında, okunanı dinlemek de çok sevaplıdır. Kur’an’ı koşturarak değil, tecvidine uyarak, tabir caizse sindirerek okumakta fayda vardır. Keşke okurken anlamına da vakıf olabilsek… “Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce kalk ve ağır ağır Kur’an oku.” (Müzzemmil 1-4) ayeti Kur’an okumada nasıl davranacağımızı öğütlüyor. Marifet birkaç hatim indirmek değil, hakkını vererek, içine sindirerek okumaktır.

Ramazanla birlikte camilerimizde Kur’an sesi diğer zamanlara nazaran daha bir yüksek çıkıyor. Genellikle sabah namazından sonra ve ikindi namazından önce yapılan mukabelelerde Kur’an sevdalıları yüce kitabımızı büyük bir iştiyakla okuyor veya okuyanları takip ediyor. Fakat ne yazık ki anlamına vakıf olamıyorlar. Keşke Kur’an’ı asgari düzeyde de olsa anlayabilsek. Hiç olmazsa her rekâtta okuduğumuz Fatiha’nın anlamını öğrenmeye, kısa süreleri kavramaya kafa yorsak!... Bunlar hiç de zor olmayan mühim meselelerdir. Gelin bu ramazanda Kur’an’ı sadece Arapçasından değil, Türkçesinden de okuyalım. Okuduğumuzu anlayalım ki tefekkür edebilelim. Bu durum inancımızı daha da pekiştirip zenginleştirecektir.

Ramazan tefekkür, murakabe ve mukabele ayıdır.

İçinde Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başlandığı çok mübarek bir aya girmiş bulunmaktayız. “Ramazan ayı, kendisinde Kuran’ın indirildiği aydır.” (Bakara 185) ayeti bunu açıkça ifade etmektedir. Bu yüzdendir ki ramazana “Kur’an Ayı” da demekteyiz. Onun içindir ki bu ayda Kur’an’ımız diğer aylara nazaran çok daha fazla okunur. Yıllarca raflarda, evin en yüksek yerlerinde duran mübarek kitabımız bu ayda ele alınarak okunmaya başlanır.

Ramazan bir anlamda mukabele ayıdır. Ramazan ayında büyük küçük hemen her camide sabah, öğle ve ikindi namazı öncesi ve sonrasında mukabele okunur. Fakat mukabele okuyan ve dinleyenlere baktığımızda yaş itibariyle “ihtiyar” diye tabir ettiğimiz kişilerden oluştuklarını görürüz. Sanki Kur’an’la buluşmak ve yüzleşmek için belli bir yaşın üstünde olmak gerekiyor.  İnsanlar ibadette yoğunlaşmak için yaşlanmayı bekliyor. Oysa en güzel ve en makbul ibadet gençlikte yapılandır. Allah gençlerin ibadetine daha çok değer verir.

Kur’an okumanın Allah katındaki ehemmiyeti tartışılamaz. Ramazan; Kur’an’a dönüş, onunla yüzleşmek ve iç muhasebe yapmak için büyük bir manevî fırsattır. Onun içindir ki özellikle Kur’an’ın yeryüzüne inmeye başladığı ay olan ramazanda daha çok Kur’an okuruz. Fakat okumalarımız genellikle Arapça metin üzerinde gerçekleşir. Bu haliyle onu okuyup anlayanların sayısı çok azdır. Ekseriyetimiz bu kitabı okuduğu halde onun içeriğinden bir şey çıkaramaz. Bu da yavan bir okumadır bence. En iyisi önce Kur’an’ın her bir sayfasını yüzünden okumalı, ardından birebir mealini okumalı, son olarak da güvenilen bir tefsir kitabından ayetlerin derinliğine inilmelidir. İnsanın aklını tatmin eden okuma gayreti budur.

Yüce kitabımız Kur’an’ı ezberden okumak çok daha makbuldür şüphesiz... Onun içindir ki hafızlık müessesesine çok değer verilmiştir. Fakat yakın ve uzak çevremizde nice hafızlar tanırız ki Kur’an’ı hafızalarına nakşetmişlerdir ama ne yazık ki onun muhayyilemizi kuşatan derin manasına vakıf olamamışlardır. Hafızlık bu haliyle de Allah katında büyük bir değerdir ama keşke hafızlarımız, hafızalarında taşıdıkları Kur’an’ın anlamına da vakıf olsalar. Bu mana vukufiyeti onların okumalarına da yansıyarak mübarek kelamı daha derin ve içten okumalarına zemin hazırlayacaktır. Böylelikle onun anlamını da taşımış olacaklardır.

Rabbimiz diyor ki: “Düşünmüyor musunuz, akıl erdirmiyor musunuz?”

Yüce Allah mübarek kitabında defalarca insanları düşünmeye davet ediyor. “Düşünmüyor musunuz, akıl erdirmiyor musunuz?” sualiyle başlayan ve biten yüzlerce ayet vardır yüce Kur’an’da... Yaratılışı, kâinatı, Kur’an’ı, kıyameti, ölümü, hulasa insanı tefekküre götüren her şeyi düşünmek… Anlamanın birinci basamağıdır düşünmek… Öyleyse Kur’an okumalarımızda da evvela düşünme eylemini harekete geçirmeliyiz. Okuduğumuz ayetlerin günümüz Türkçesindeki karşılıklarını zihnimizden geçirerek verilmek istenen mesajı doğru almalıyız. Bu eylem şüphesiz ki daha donanımlı ve kâmil Müslüman olmamızı sağlayacaktır.

Her yıl, her ay hatim indirenler bir de Kur’an’ın anlamını düşünmeyi niçin akıl etmezler? Niçin ayetlerin her bir harfine verilecek bilmem ne kadar sevabı hesap ederler de onun dayandığı temel düşünce eksenini anlama gayreti içerisinde olmazlar? Bu bir eksiklik değil mi? Bırakın Kur’an’ı bütün olarak düşünmeyi, her namazda okunan Fatiha suresinin ne anlattığını bile bilmeyen kendince âlimlerimiz de vardır. Bunlar öze inememiş kaba softalardır. Bunların anlattığı İslam korkuya dayalı, cehennem ateşini merkez alan İslam’dır. Oysa Cehennemden evvel Cennet anlatılmalı insanlara. Allah’ın ‘Rahman’ ve ‘Rahim’ sıfatlarının tecellisi, ‘Kahhar’ ve ‘Celal’ sıfatlarından daha öndedir. Niçin insanları korkutuyoruz ki?... “Rahmetim gazabımı geçmiştir” diyen merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbimize niçin kulak vermeyiz? Peygamberimiz sevgi eksenli bir tebliğ gayreti içinde oldu hep… Niçin Peygamberimizin tebliğ esaslarını kendimize ölçü edinmeyiz?

Kur’an-ı Kerim’i tozlu raflardan indirmek için ramazan ayını beklemek ne kadar sakat bir mantık ve yanlış davranıştır. Kur’an her zaman hayatın içinde olmalıdır. Onun ahkâmı hayatımızı çepeçevre kuşatmalıdır. Ne olur Kur’an’ı bayram günü tozlu raflara kaldırmayın.

Sözlerimi daha önce kaleme aldığım "Hayat Ramazanlaşırken" adlı bir şiirimle neticelendirmek istiyorum:

          Dökülür cümle günahlar

          Hayat Ramazanlaşırken...

          Tebessüm eyler sabahlar

          Hayat Ramazanlaşırken...

          Gökten rahmet iner gönül!

          Gözyaşların diner gönül!

          Seyrangâha döner gönül!

          Hayat Ramazanlaşırken...

          Gece müjdeler sabahı

          Kanatlandırır ervahı

          Kimin yerde kalır âhı?

          Hayat Ramazanlaşırken...

          Rahmet deryaları taşar

          Yolda kalan, yollar aşar

          Kör şeytan bu işe şaşar

          Hayat Ramazanlaşırken...

          Gecelere yıldız akar

          Oruçlu ağız gül kokar

          Ruhumuzu süsler vakar

          Hayat Ramazanlaşırken...

          Şeytan pes eyler, yorulur

          Mazlumun hakkı sorulur

          Cennette köşkler kurulur

          Hayat Ramazanlaşırken...

          Kur'an ruhumuzu besler

          İman kalbimizi süsler

          Camiden yükselir sesler

          Hayat Ramazanlaşırken...

          Leyle-i Kadr gelir bize

          Yokuşlar evrilir düze

          Geceler döner gündüze

          Hayat Ramazanlaşırken...

          Mevsim kışken bahar olur

          Dünya döner, nehar olur

          Yaşamak bize yâr olur

          Hayat Ramazanlaşırken...

YORUM EKLE

banner26