Kültür emperyalizmi gölgesinde vefa gösterilmesi gereken değerlerimiz

Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’nı mağlup bitirmiş, güneyde büyük bir saha kaybetmiş, en yakın Osmanlı kuvveti Medine’den 1300 kilometre uzakta kalmıştı. Mondros Ateşkes Antlaşması hükümleri Medine'ye iletildi ve Fahreddin Paşa'ya ordusuyla birlikte İngilizler’e teslim olması emredildi. Ancak Paşa bu emri yerine getirmedi. Tekrar tekrar teslim olması emri verilmesine rağmen antlaşmadan sonraki üç ay boyunca direndi. Nihayetinde teslim olduğunda Haşimi Ordusu'na geçen erzak yalnızca kurutulmuş çekirge ve hurmadan ibaretti.

Bizim bir direnişe ihtiyacımız var. Biraz da “Tenere ağacı” gibi… Sahra Çölü’nün ortasında yeşil yaprakları ve sarı çiçekleriyle on yıllar boyunca yalnız başına dikilen bu akasya ağacına en yakın diğer ağaç 150 kilometre uzaklıktaydı. Tenere ağacı, yok olan bir ormanın hayatta kalmayı başaran tek ferdiydi. Onu 1973’te sarhoş bir kamyon sürücüsü devirdi.

Bugün yerine metal bir ağaç heykeli dikerek yanlış bir iş yapmışlar. Aslında orayı ağaçsız bırakmasalar, birkaç ağaç dikseler daha iyi olurmuş.

Bir öğle vakti Cahit Bey’le Akdeniz sahilinde zakkum ağaçları altında birbirine komşu iki masada oturuyorduk. İkimiz de çay makinesinden aldığımız çayları içiyorduk. Sonra masadan masaya konuşmaya başladık. Necip Fazıl’dan, Arif Nihat’tan, MTTB’den bahis açıyoruz. “Bizim kuşak çile çekti, bu yüzden daha şuurluyduk” diyor.

1948 doğumlu Cahit Hacıhaliloğlu büyüğümüz emekli bir hâkim. Rahmetli Ufuk Şehri’nin arkadaşı olduğunu öğreniyorum. Küçük bir çocukken Ufuk amcanın nişan yüzüklerini tepside taşıdığımı hatırlıyorum. Telefonla haber verdiğim 34 doğumlu Erol Ağa da bize katılınca masaları birleştiriyor, çayları tazeliyoruz.

Hediye ettiği 1970 tarihli “Kültür Emperyalizmi” çalışmasını akşam okumaya başlıyorum. Kültür emperyalizmini "milli kültürü yok edip, onun yerine yabancı kültürleri yayıp yerleştirme hareketi" olarak tarif ediyor. Cemiyetimizdeki fikir anarşisinin nedenini "sosyal yapımıza uymayan sistemlerin zorla tatbik edilmesi" olarak görüyor ve “Kendi milli kültürünü unutan fertler sonunda kendi milletine ihanet etme noktasına geliyor” diyor.

Kitabı bundan elli yıl önce yazmış. O zamanlarda bir direniş var kültür konusunda. Bugün o direniş kalmadı doğrusu. Bir hukukçu neden kültürle bu kadar alakadar olmuş diye düşünüyorum. Ormancıların baktıkları zaman ağacın toprak altındaki köklerini görmesi gibi dava şuuru olan kimseler de işin kültürüne bakıyorlar.

Her şeyden önce kültürün bir hücum alanı olduğunu, hemen bütün politika alanlarıyla ilgili olduğunu görmemiz gerek. Kültür çoğu kez dar alana sahip bir sabit; bir savunma nesnesi gibi görülüyor. Korunması gerekenlerin mevzuatı olarak takdim ediliyor.

Ancak bizim kavramımız “kulturkampf - kültür savaşı” değil kültür ihracı olabilir. Bir kültür davası güdülebilmesi için kültür ihracı iddiasına sahip olunması lazım. Nedeni, bu kavramın içinde bir konsensüsün var olması. Kültür ihraç etmek, kültürünüzü başkalarının kalitesini onaylayacağı bir halde üretmek demektir. Buna da statükoya karşı duran bir kadro sahip çıkabilir. Kültür şuuru yüksek bir nesli bunlar yetiştirebilir. Kendi çocuklarının kültürü senden almaları da senin ihracın ve onların ithaline dair... Zorla değil yani... Kaliteli üretim olmazsa ihraç edemezsin.

Şimdi mesela seçtiğimiz belediye başkanının dimağında ne var? Vizyonu nedir, hayalleri nelerdir? Bu iyi şehir sıralamalarında yükseklere çıkmak gibi bir hedefi var mıdır?

Geçenlerde bir mezatta Arif Nihat’ın kartvizitini gördüm. Üzerinde ev adresi yazıyor. Kavaklıdere, Bülten Sokak 23/3 imiş. İnternetten doğruluğunu araştırdığımda Osman Oktay’ın bir yazısına denk geldim. Üniversite talebesiyken Arif Nihat Asya’nın Bülten Sokak’taki evine gittiğini yazmış. Bu apartmanda da butik müzelerden biri açılabilir. Belediye en azından apartmanın cephesine: “Arif Nihat Asya şu tarihler arasında burada yaşamıştır” levhası asabilir.

Bu minvalde Yavuz Bülent Bakiler’e yaşarken kıymet vermemiz gerek. Bir müze açılmalı adına… Belki bir sivil toplum kuruluşumuz, adına edebiyat ödülü verilmeyen Arif Nihat ve Yavuz Bülent adına ödüller ihdas edebilir.

YORUM EKLE

banner26