Kültür bizi aynı hikâyenin parçası yapar

Bir kültürün içine doğarız. Düşüncelerimizin, eylemlerimizin, davranışlarımızın arkasında içinde büyüdüğümüz kültürün varlığını hissederiz. Onu dikkate almadan asla konuşamaz, onu hesaba katmadan bir adım bile atamayız. Kültür bizi her daim çevreleyen güçlü bir referans alanı olarak kendini dayatmayı sürdürür.  

Kültür her durumda bizimle beraberdir. Hayata dahil olduğumuz andan itibaren en başta yanı başımızda bulduğumuz ailemizden başlayarak adım adım ilerleyerek tanışmaya başladığımız çevremiz de hep aynı kültürel ortamın birer parçası olarak bizim kendi masum makuliyet dünyamızı inşa ederler. Dahil olduğumuz geleneği içeriklendiren temel motivasyon kültürden beslenir. Kültürel süreklilik bizim başka zamanlara akmamıza, orada kendimiz olarak ayakta kalmamıza fırsat verir. Kültürel herc ü merc kötü bir yazgıdır ve kendi iç tutarlılığını kaybetmiş bir temsilin dünya ölçeğindeki karşılığı anomi ve kargaşadır.

Kültür bize türlü şekillerle, türlü işleyişlerle ulaşır. Davranış örüntülerimizi verili kültürümüzden yalıtarak açıklamak imkânsızdır. Düşünme faaliyetlerimiz bile sanki bizi daha önce yapılandırılmış bir gelenek içinde kültürel bağımlılığı dikkate alan bir ameliyeye mecbur kılar. Bir kültürün içinde kalma kararlılığı onu işlemeyi, mütemadiyen üretmeyi, tazelemeyi ve ihya etmeyi zorunlu kılar. Bir kültüre mensubiyet onu geçmişin tozlu raflarından bugüne getirmeye yetmez, onu yeniden inşa etmek, ona can vermek devamlılık için gereklidir. Kültür güçlü olduğu müddetçe bizi inşa etmeye devam eder, takatten düştüğünde ise ona el verecek olan biziz.

Eylemlerimizi kültür şekillendirir

Geçmişten gelen bizimkilerle eklemlenir ve kültür dediğimiz organizma sürekli bir canlılık içinde kendini korumayı başarır. Buna karşılık ölümcül kültürler de ona hakkıyla sahip çıkmayanların talihsiz kaderinden etkilenir ve kaybolup gider, tarihe karışır. Dinamik ve coşkulu bir kültür ona hemen herkesin ortak olmayı seçtiği bir canlılığa bağlı olarak hayatla irtibatını sürdürmeye devam eder.

Eylemlerimize yön veren, davranışlarımızı şekillendiren hatta beden dilimizin çözümlenmesinde bile kalkıp başvurmamız gereken yegâne kaynak odur. İmalar, işaretler, ses ve semboller ortak bir kültürel harita eşliğinde ancak çözümlenebilir. İrademiz bizimdir, kararlarınızı alırken belki de hiç kimseye başvurmak zorunda değiliz. Bunda hiçbir şüphe yoktur. Tavır koyarız, duruş belirleriz, kendimize bir vasat yakalar, muhataplarımıza oradan ses veririz. Görünürde bunda ters bir şey de yok gibidir. Oysa en basit sayılabilecek tercihlerimizde bile etrafımızdakiler tarafından yadırganmak bizi rahatsız eder. Mahcubiyet acıtır, utanmaya zorlanma bizi mahveder, yalnız bırakılma üzer, kenarda tutulma kinlendirir. Bütün bu hâllere düşmenin açıklanabilir birkaç nedeni arasında kültürel bakiyeyi hesap dışı saymak ve devamlılığa karşı direnmek, onun üzerimizdeki örtük baskısını hiçe saymak en başta dikkate alınması gereken hususlardan sayılır. Kültür ses vermeden, yüksek düzeyde bir anonsa ihtiyaç duymadan, güçlü bir retoriğe tevessül etmeden ağırlığını bütün kuşatıcılığıyla üzerimizde hissettirir. Varlığı yer yer ince ve detaylıdır yer yer de kaba ve ağırdır.

Kültürel düzlemde onaylanmışlık beratına erişmeden tercihlerimizle belki sıra dışı olmayı başarabiliriz ancak toplumla aynı hikâyenin parçası olmaktan sarfı nazar ettikçe kendimizi her daim dışarıda görür, bundan da tarifsiz acılar çekeriz. Toplumla aramızdaki ortak paydayı, üzerinde şekillendiğimiz kültürel zemini ihmal ederek tasarlamak bizi güçsüz bırakır. Böyle ne tarihe yaslanabiliriz ne de geleceğe kendimizden emin bir kararlılıkla bakmayı deneyebiliriz.

Beklentileri karşılayan şablonlar listesi

Kimse bizi yadırgasın istemeyiz. Onaylanma duygusu hepimizde başka bir şekilde kendine bir yer bulur. Kültür bütün bu beklentileri karşılayacak çeşitlilikte bir şablonlar listesi olarak dikkat çeker. Arada ihtiyaç duyacağımız bir onayın da yer yer başvuracağımız meşruiyetin de esas mercii bizim yaşama alanımızı çevreleyen bu kültürel anlamlar stokudur. Öte yandan din de inanç da ahlak da ancak topluma mal olabildiği, onlar tarafından sahiplenildiği ölçüde kıymet, değer ve kudret kazanır. Ancak bu durumda herkes tarafından bir başvuru kaynağı olarak kabul edilir ve derin bir hürmetle selamlanır. Hiç kuşkusuz bütün bunlar zaman alır; bir davranışın bir tutumun, değer ve ilkenin kuşaktan kuşağa kültürel bir süreklilik içinde akıp varlık bulması onun tutarlılığını perçinler ve sonuçta kültürün kuru bir metinler kataloğu olarak değerlendirilmesine de set çeker. Kültürleşme hem gerçeklik düzeyinde ürettiği doğallığıyla hem de kendini açıklanmaya muhtaç görmeyen sahiciliğiyle hayatın merkezine yerleşir.

Nihayet kültür dediğimiz şey ona ait olmayanlar nezdinde kapalı bir kutu, gizli bir şifre sandığı belki de sırlı bir zarf gibidir. Bütün bu kutuların, sandık ve zarfların bazılarımıza gizemli gelmesinin esas nedeni ona aşina olacak bir yakınlıkta olmamamızdan kaynaklanır. Kültürün içinde yer almak tarihi, hafızayı, sosyolojiyi, iradeyi, sanat ve yeterliliği bir başka dünyanın içinde yeniden kurmayı, inşa ve sebatı gerekli kılar. Yanı sıra bir kültürün içinde olmak, onun akışına tabi olmak, geliştirilmesine katkıda bulunmak, geleneği elden geçirilmesi zorunlu bir miras olarak bilmek ve onu hiç de ucube olmayan bir doğallık içinde yeniden üretmeye cesaret etmek demektir. Kültürün asaleti de ayrıksılığı da değeri de onu günün gerçekliğiyle buluşturacak bir devri daim karşısındaki dayanıklılığıyla ancak tescillenmiş olacaktır.

Bir kültüre mensup olmak onunla eşzamanlı bir şekilde varlık bulan bir aidiyete, bir mensubiyete dahası bir kimliğe sahip olmak demektir. Kimliğin bileşenleri arasında kültür en derin ve yoğun içeriklerle öne çıkmayı başarır. Kültürsüzlük diye bir şey varsa bile bu sadece kültürün ağırlığını ifade etmek için vardır. İnsanı insan kılan kültürel aidiyet çizgisidir.

Kültürü anlamlı kılan kim ne derse desin, bir topluma bir millete ait olan ve bize nasıl görünürse görünsün onlara doğal gelen bir yaşantı biçimidir. Düşünme biçiminden eyleme, davranış kodlarından çevreyle kurulan yakınlık ve mesafeye, hayat tasavvurundan yol tutuşlarına kadar hemen her şey kültürel bir form olarak anlam kazanır. Kültürel devamlılıklar geleneği üretirken geleneksel varoluşlar da kadim insanlık tasavvurunun hayatiyetini sürdürmesine imkan verir.