Kompozisyonları ders kitabı yapan öğretmen

Ders kitabı, öğretmenden sonra eğitim sistemimizin en önemli unsurudur. Gelenekte bu iki değer terazinin ayrı kefelerinde yer alır ve de ağdırmaz. Kimden okudun ile ne okudun soruları aynı ağırlığa sahiptir. Bir bilgi kaynağının ders kitabı hüviyeti kazanmasının önemi çok öncelerden fark edilmiştir. Zamana göre değişen, genişleyen, yenilenen bilginin, geleceğimizi tayin edecek fertlere bir karakter, bir dünya tasavvuru, bir medeniyet anlayışı, bir devlet yönetimi ve bir millet refleksi kazandıracağı düşüncesi, ders kitaplarına olan önemi ve önceliği artırmıştır. Bundan dolayı Meşrutiyet'ten sonra ders kitabı sahasında oldukça zengin yayınlara rastlanır. Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında devlet, Talim ve Terbiye Dairesi marifetiyle ders kitapları hazırladığı gibi, kendi hazırladığı notların ders kitabı olması için Talim ve Terbiye'ye sunanlar da olmuştur. Bazı kalem sahipleri de müracaat kaynağı olur anlayışı ile bu türde serbest neşriyatta bulunmuştur. Bu zenginliğe ve çeşitliğe rağmen yine de ihtiyacın bütünüyle karşılandığı söylenemez.

Hocaların teksir notları

Sonraları ders kitabı hüviyeti kazanacak bazı çalışmaların öğretmenler tarafından yazıldığını görüyoruz. Öğretmenlerin bu konudaki örnekleri de fakülte hocalarının teksir notlarıdır. Çünkü talebeler, ders notlarının zamanla genişlediğini, yeniden düzenlenip ders kitabı hüviyeti kazandığını görmüşlerdir.

1936-63 yıllarında Ankara Atatürk Lisesinde Edebiyat Öğretmeni olarak görev yapan Fevziye Abdullah Tansel de kendi hazırladığı ders notlarını ders kitabı haline getiren hocalar geleneğini izlemiştir.

Kompozisyon I-II (İyi ve Doğru Yazma Usûlleri, 1949) adlı kitap böyle bir özellik taşıyor. "İyi ve Doğru Yazma Usûlleri – Örneklerle Beraber-" adlı kitap MEB tarafından yardımcı ders kitabı olarak kabul ve tavsiye edilmiştir. Adı geçen yıllar "Tahrir" olan ders isminin Kompozisyon olarak değiştiği yıllardır. (İsmet Özel'in Tahrir Vazifeleri adlı eseri bu ders isminden mülhemdir.)

Yazar Abdullah F. Tansel, dersin içeriğini yansıtacak bir tanımlama getiriyor: İyi ve Doğru Yazma Usûlleri.

Bir edebiyat öğretmeni olarak kompozisyon nev'ilerine ait bilgileri ulaşabildiği birincil kaynaklardan seçip yeniden düzenleyen Tansel, kendinden önce başka bir yazarın yapmadığı (ondan sonra aynı usulü izleyen de yok bildiğim kadarıyla) bir örnekleme yolunu tercih ediyor: Kompozisyon türlerinin örneklerini talebelerin yazılı kağıtlarından seçiyor.

İki cilt halinde yayınlanan bu eserin, zaman içinde "olgunlaştığı" açık. Ancak yazar daha sonraki basımlarda bu örneklemeleri değiştirmiyor fakat bir şeye çok dikkat ediyor. Öğretmen Tansel, talebelerin onurlarını rencide etmemeye azami özen gösteriyor ve zayıf alan, türünün özelliklerini yansıtmayan, bütünlükten yoksun, imla ve noktalama olarak yetersiz ve o günkü lise talebesinin beklenen seviyesinden aşağı bulduğu kompozisyon örneklerine imza koymuyor, "Fena ve Çok Fena" notların imzasını (X) işareti ile gösteriyor. Kitapta imzaları bulunan kişilerin bir zaman sonra bürokrat, akademisyen, ticaret erbabı, memur, siyasetçi, kısacası memleketin idaresinde yetkin kişiler olacağı belli olduğu için yazarın bu hassasiyetini ayakta alkışlıyoruz.

'Çok iyiler' imzalı

Buna karşılık "İyi ve Çok iyi" olan metinlerin imzalarına yer veriyor.

Bu neşriyatın üzerinden yetmiş iki (72) yıl geçti. Ders kitabındaki güzel kompozisyon örneği ile tarihe geçen kişileri internette aradığımızda (bazı isim benzerlikleri olabilir) hemen hepsinin isim yapmış önemli kişiler olduklarını görüyoruz.

Adam olacak çocuk

Acaba içinden yazar, şair çıkan olmuş mu, kamuoyunun yakından tanıdığı kimler var sorusunu sizin gibi ben de sordum. Gördüm ki adam olacak çocuk kompozisyonundan da belli oluyormuş.

Altan Öymen, Turgut Özakman, Attila Sav, Ergun Özbudun, sinema oyuncusu Güner Sümer, Öztin Akgüç, Yavuz Renda, Metin Hepgüler ve diğerleri.

Bu imzaların neler yazdıklarını, dönemin dil özelliklerini, söz varlığının zenginliğini, ifade gücünü görmek isteyenler, adı geçen kitaba bakabilirler. Şu kadarını söyleyelim ki o dönemde lise iki, lise üç seviyesinde kâğıda dökülen metinleri bugün üniversiteden mezun birçok kişi yazamaz. Gittikçe irtifa kaybetmişiz vesselam.

Ders kitaplarından, döneme ait eğitim sistemi hakkında da bilgi sahibi oluyoruz. O dönemde olan "Devlet-Olgunluk Sınavları" bugün yok. O dönemde talebeler, notları ne olursa olsun bütün derslerden yıl sonu imtihanlarına giriyor, burada gösterdikleri başarıya göre mezun oluyorlar veya olamıyorlar. Bu sistem bir çeşit Bakalorya sistemi idi.

Cevapları zikretmek yazıyı uzatır. Fakat 1943-44 yılında lise talebelerinin seviyesine ve memleketin gündemine dair bir fikir vereceğinden dolayı Devlet Olgunluk Kompozisyon sorularından birkaç örnek vermek istiyorum:

"Cumhuriyet inkılabı olmasaydı ve inkılapçı kalmasaydı, Türk milleti kapalı birçok vasıflarını bu kadar az zamanda gösteremezdi."

Milli Şefimiz Reisicumhurumuz İsmet İnönü'nün 19 Mayıs 1944'te Spor ve Gençlik Bayramı münasebetiyle Türk gençliğine söyledikleri nutuktan alınmış olan bu söz üzerine düşündüklerinizi yazınız. Cumhuriyet devrinde başarılan inkılapların en önemlileri üzerinde durarak bu sözün doğruluğunu belirtiniz."

Olgunluk sınavında talebelere bu soruyu soran öğretmen 25 Aralık 1973 tarihinde Günlük'üne şöyle yazmıştır:

"İnönü'nün ölümü: Salı 16.10'da. "Üzkürû mevtâkümbi'lhayr" (Ölülerinizi hayırla yad ediniz.) demeye bile dilim varmıyor. Aynı gün saat 18'de Türk Kadınlar Kültür Derneği'nde Mehmed Âkif hakkında konferans verdim." (Ay Dolanır Günler Geçer s. 66)

Ne demek mi istiyorum?

Şunları:

Bir edebiyat öğretmeni olarak Fevziye Abdullah Tansel mesleği ile şahsi görüşünü birbirine karıştırmamış ve imtihanda dönemin en önemli konusunu soru olarak sormuştur.

Konuyu güncelleyelim. Bugün bir edebiyat öğretmeni, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bir sözünü öğrencilere yazılı sorusu olarak sorabilir mi? Sorarsa basın, muhalefet ve başka odaklar buna nasıl tepki verir?

İrtifayı sadece kompozisyon, doğru ve iyi yazma kurallarının uygulanmasında değil; tahammülde de kaybettik ki asıl irtifa kaybı budur.

Konu:

"Bir kısım iyi niyetli gençlerin, memleketi fikren kalkındırma kararıyla yurt içinde birtakım seyahatler tertip ettiklerini gazeteler yazıyor. Bu gençler gittikleri yerlerdeki yurttaşlara neler öğretebilirler ve onlardan neler öğrenebilirler. Bu konu üzerinde şahsi fikirlerinizi belirtiniz.( 1948-49)"

Günümüz gençlerine bu soru metnini versek, sonra da 1948-49 lise gençliğinin niyetleri ve teşebbüsleri ile bugünün gençlerinin memleket hakkındaki ideallerini karşılaştırmalarını istesek acaba neler yazarlar?

Geçiyorum.

Makalemin sonunda aklıma geleni yazmadan geçmek istemiyorum. Fevziye Abdullah Tansel, Ankara Atatürk Lisesi'nde tam 27 yıl öğretmenlik yaptı. (1936-63). (Bendeniz de iki öğretim yılı çalıştım (2003-2005). Tansel'in talebesi olmuş ve halen aramızda yaşayan talebeleri o dönemin eğitim şekli, seviyesi ve dahi öğretmenleri Fevziye Abdullah Tansel hakkında neler söylerler? Bu konuda kim bir hatıra derleme çalışması yapar acaba?

Kitaplarını vakfa bıraktı

Fevziye Abdullah Tansel, hatıralarını yazmadı. Vasiyeti de dahil hayatının önemli sahnelerini günlük türünde kaleme aldı. Günlüğü "Ay Dolanır Günler Geçer" adını taşıyor. Bu neşriyattan öğreniyoruz ki kitaplarını, Türk Petrol Vakfı'na bırakmış. Acaba devrettiği kitaplarla beraber diğer evrakına ne oldu? Yarım kalmış çalışmaları dahil, yayınlanacak yeni eserleri var mı? Bunları bilmiyoruz.

Günlüklerde, ağırlıklı olarak, kalça kemiği kırıldığı için hastanede yatan hocası Fuad Köprülü'nün bakımını anlatan, o günlerde yayın sürecine giren "Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar" kitabı ile ilgilenen Tansel, benim okuma dünyama Hususi Mektuplarına Göre Namık Kemal ve Abdülhak Hamid, Ömer Seyfettin'in Şiirleri, Çocuklar İçin Dinî Şiirler, Mehmed Âkif eserleriyle girdi.

Şair, "Unutulacak diyorum iyice unutulsun" diyor ya.

Benim gönlüm Fevziye Abdullah Tansel'in unutulmasına razı değil.

Onun için ve eserleri hakkında kim ne yapar bilmiyorum. Bu makale sadece kompozisyon kitabı için değil; biraz da onu gündeme getirmek için yazıldı.

Son sözüm şudur: Dinî değerlerle barışık olduğunu gösterenlerin cezalandırıldığı, dışlandığı bir dönemde itikadi durumunu ve dini hayatını gizlemeyen Fevziye Abdullah Tansel'e Allah'tan rahmet diliyorum.

Kaynak: Star Gazetesi/Açıkgörüş

YORUM EKLE
YORUMLAR
hatice ünal
hatice ünal - 4 ay Önce

fevziye abdullah tansel hanımefendi'ye rahmet olsun. kamil bey'e bu güzel hatırlatmadan dolayı teşekkür ederiz.

banner19

banner26