Kolonya kredi kartını temizler mi?

Olağanüstü günlerdeyiz. Mümkün olduğunca evden çıkılmayan bir yaşam kurmaya çalışıyoruz. Günlük ihtiyaçlarımızı sık sık eve sipariş ediyoruz. Market elemanı, kurye, her kimse istediklerimizi kapımıza getiriyor. İşte öyle bir gün. Kapımızın zili çalıyor. Açıyorum. Karşımda maskeli, eldivenli bir adam.  Alışveriş arabasından poşetleri indiriyor. Kartı uzatıyorum. Pos cihazından geçiriyor. Bana veriyor. Arkasından bir küçük kolonya şişesi uzatıyor. Kredi kartına fısfısla kolonya serpiyor. Bu şekilde kartı “mikroplardan, virüslerden” temizliyor.  

Adam gittikten sonra kartıma bakıyorum. Temizlendiğinden emin olamıyorum. Girişteki komodinin üzerine bırakıyorum. Onunla neler aldım? Günlük hayatta kullandığımız şeyler. Hepsi ülkemizin çeşitli yerlerinde üretilmiş. Fakat kartın bir köşesinde “Visa” yazıyor. Bu nedir? Merkezi Amerika New Jersey’de olan bir şirket. Dünya’da 11. sırada. Para transferi konusunda dünyadaki bir iki dev şirketten birisi. Türkiye ekonomisinin yarısı büyüklüğünde. İyi de ben bakkaldan, marketten birkaç ürün almışım. “Bununla ilgisi ne?” derseniz “ekonomiden” anlamıyorsunuz demektir. Ülkemizden dünyaya doğru öyle bir para transfer ağı kurulmuş ki elin oğlu geliyor, senin alacağın makarnaya, bulgura, soğana, patatese ortak oluyor.

Sonucu söyleyeyim; ABD dünyanın en büyük ekonomisi. Fert başına düşen gelir Amerika’da 65 Bin Dolar. Bizde 8 Bin civarında. Biz yine de iyiler arasındayız. Çok çok daha kötüleri var. En zengin ülkelerdeki % 20’lik kesim dünyadaki servetin % 84’üne sahip. En yoksul % 20 ise dünyadaki servetin % 1,4’ünü alıyor. Ortada kalan % 60 nüfus, dünya zenginliğinin % 14,6’sı ile idare ediyor. Dünyada en zengin 200 kişinin sahip olduğu mal varlığı, dünya nüfusun % 41’nin sahip olduğu mal varlığa eşit. Dünya nüfusunun 6 milyar civarında olduğunu düşünürsek, 2,5 Milyar insan, 200 kişi ile aynı servete sahip durumda.

Devam edelim; sadece Amerika’da kozmetik ürünlerine yılda 8 milyar dolar harcanıyor. ABD ve Avrupalı ev hayvanlarına yılda 17 milyar dolar, sigaraya 50 milyar dolar, alkollü içeceklere 105 milyar dolar harcıyor. Öte yandan tüm dünyada sağlık hizmetleri ve beslenme için yılda gereken para sadece 13 milyar dolar. Temel eğitim için gereken destek, 6 milyar dolar.

Marketten yaptığımız bir alışverişle bunların ne ilgisi var? Çok ilgisi var. Bir dünya sisteminden söz ediyoruz. İşte kullandığımız kartın üzerine damgasını vurmuşlar. Yukarıdaki rakamlar, dünyayı yöneten finans ve ticaret sisteminin sonucudur.

Gelelim ikinci ortakçımıza; kartı veren banka. Onun başka çaresi yok, uluslararası devlerden birine sırtını dayayacak. Bunu yapıyor. Sonra karşımıza çıkıyor. Cüzdanınızda paradan çok kullandığınız banka kartları var. “Artık bütün insanların alışkanlığı” demeyelim de hayatının bir parçası hâline gelmiş. İster istemez faiz sarmalının içindesiniz. Peki nasıl çalışıyor? Yıllık kart aidatını saymıyorum. En ufak bir şey bile alacak olsanız bankadan kredi kullanmış oluyorsunuz. Adından belli; kredi. Zamanında ödediğiniz takdirde faiz işlemiyor. Ama bundan da banka kazanıyor.

Şimdi sistemi anlatmak bize düşmez. Sık sık gecikmeler oluyor. O zaman zaten yüksek faiz oranıyla kredi almış oluyorsunuz. Ödeme gücünüz yetiyorsa farkında bile olmuyorsunuz. Bunun zorluğunu, dar gelirli insanlara sormak lazım. Haciz memurlarına sormak lazım. Tabi sistem böyle çalışıyor. Burada güven veya vicdan işlemiyor. Üretici ya da satıcıyla alıcı arasına bir “güvence” olarak banka sistemi giriyor. Sistem karşılığını alıyor. Kasabaların, şehirlerin en zengin caddelerinde en gösterişli şubeler, binalar, gökdelenler neden bankalara ait oluyor sanıyorsunuz?

Kapımıza gelen market için ödeme yaptığımız kartın serüveni henüz bitmedi. Bir de ürünlerin hangi süreçlerden geçerek markete, oradan size ulaştığını düşünün. Sondan başlarsak bu, nasıl bir markettir? Yerli midir, yabancı mı? Yabancı ise hangi ülkeye aittir? O ülke, o market zinciriyle hangi ülkelere girmektedir? Oralarda ekonomik ve sosyal hayata etkileri nelerdir? Pazara neleri hangi yöntemlerle arz etmektedir? Üreticinin, çalışanların haklarını vermekte midir? Ürünlerini hangi yollardan elde etmektedir?

Dünyadaki insan hakları, çevre ve sağlık sorunlarına duyarlı mıdır? Ülkemizdeki alım satım politikası nasıldır? Yerli ve ithal ürünlere karşı tutumu nedir? Bu tutum, tarım ve sanayi ürünlerimizi nasıl etkilemektedir? Et başta olmak üzere yiyecek ve içeceklerde ülkemiz insanlarının hassasiyetleri konusunda uygulaması nasıldır? Sorular birbiri ardınca geliyor. Çünkü sizin için önemli görünmeyen bir tercih yaparak uluslararası büyük bir sisteme dahil oluyorsunuz.

Buraya kadar büyük kartellerden bahsetmiş olduk. Bütün AVM’lerde, paranın dolaştığı yerlerde pıtrak gibi ortaya çıkan uluslararası markalar var. Üretimden size kadar gelen zincirin halkaları var. Üreticinin alın teri, tarlalarda, fabrikalarda çalışan işçilerin, nakliyesini yapanların hakları, hukukları. Toprak sahipleri, sermayedarlar, aracılar, komisyoncular, vesaire. İşte aldığınız her ürünün üzerinde bütün o haklar birikiyor, birikiyor, insana tatmin duygusu vermeyen o kekre tadı bırakıyor.

Biz, ürünün parasal karşılığını görüyoruz. Oysa arkasında ne emekler, ne umutlar, ne terler, ne göz yaşları var. Aradaki insanlar kadar fiyat artıyor. Ama buradaki fiyatın karşılığı sadece para değildir. Biraz dikkat etseniz hepsini yediğiniz lokmalarda hissedeceksiniz. Direk üreticiden aldığınız veya evde yapılan ürünlerdeki huzur veren o lezzet farkı işte buralardan geliyor.    

Daha ürünü kapınıza getiren kurye sisteminden bahsetmedik. Aldıklarınıza ne kadar ihtiyacınız olduğundan. Onca ihtiyaç sahibi varken ne kadarının birkaç gün içinde çöpe gideceğinden. Paketlenmiş ürünlerin atıklarından. Her gün dolup dolup boşalan çöp bidonlarından. Şehirlerin çevrelerinde yükselen çöp dağlarından.  Evet, kredi kartını uzatıp bir şeyler satın aldınız. Şimdi sormak istiyorum. Kolonya, kredi kartını temizleyebilir mi?

      

           

   

YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26