Koca Sinan’ın İstanbul Boğazı’nı süsleyen küçük incisi

İstanbul’u İstanbul yapan semtler vardır. Yüzyıllardır değişmeden gelen bir mühür gibi şehre kimlik kazandıran mekanlar. Üsküdar İstanbul’dan 100 küsur yıl evvel fethedildiği için Türk ruhu daha derinlere sinmiş bir semttir. Üsküdar adeta İstanbul’un fethini hazırlayan beldedir. Muhteşem İstanbul siluetini tam karşıdan gören konumuyla bana sorarsanız belde-i salisenin en şanslı olanıdır. Selatin camileri, medreseleri, hamamları her köşe başında karşınıza çıkan dergah ve çeşmeleriyle medeni bir yer olduğunu haykıran Üsküdar’ın tüm tarihi eserleri birbirinden güzeldir.  Fakat Marmara denizinin boğazla kucaklaştığı noktada hemen deniz kenarındaki konumuyla Şemsi Ahmet Paşa Camii sadece Üsküdar için değil tüm İstanbul için önemli ve dikkate şayan bir yapıdır. Evliya çelebimiz bu güzel camiyi şu satırlarla anlatırken ne kadar haklıdır; “Şemsi Paşa Cami leb-i deryada küçük bir camidir. Amma o kadar şirin bir bina olmuştur ki geriden gören bir kasr-ı müzeyyen zanneder”.

Koca Sinan’ın küçük incisi Şemsi paşa külliyesi, Cami, medrese, Türbe, çeşme ve hazireden müteşekkildir. Sinan burada,  yerine göre yapı yapmanın ne anlama geldiğini ve mimarinin en önemli unsurunun boyut değil oran olduğunu büyük bir başarı ile gözler önüne sermiştir. Gayet mütevazi ölçülerde 8X8 m kare planlı, kesme taştan inşa edilmiş olan caminin üzeri sekizgen kasnağa oturan tek kubbe ile örtülüdür. Kuzeybatı ve güneybatı cephesini on sütunla taşınan düz çatılı bir revak çevreler.  Almaşık duvar örgüsüyle yapılmış L şeklindeki medrese avluyu güney ve batı yönünden kucaklar. Avlunun biri Üsküdar tarafına, diğeri denize açılan iki kapısı vardır. Denize açılan kapı sanki sonsuzluğa açılıyor gibidir. Türbe caminin deniz tarafındaki yüzeyine bitişmiş ve şebeke ile örtülmüş bir kemerle cami harimine açılmaktadır. Yapının banisi Şemsi Ahmet Paşa dalga sesleri eşliğinde burada son uykusunu uyuyor.

Hikayeye göre Sokollu Mehmet Paşa ile arasında rekabet olan Şemsi Paşa, Sokollu’yu yaptırdığı camilere kuşların pislediği gerekçesiyle eleştirir. Sokollu Mehmet paşa ise kuşların uçtuğu her yerde bunun kaçınılmaz bir sonuç olduğunu söyler. Bunun üzerine Şemsi Paşa Mimar Sinan’dan kuşların kirletemeyeceği bir cami yapmasını ister. Mimar Sinan kuzey ve batı rüzgarlarının kesiştiği bu yeri seçerek, rüzgara karşı uçmak istemeyen kuşları yapıdan uzak tutmayı başarır. Bu nedenle camimiz halk arasında ‘’Kuşkonmaz Camii’’ adıyla meşhur olmuştur. Lodos patladığı zaman avlu duvarını aşan dalgaların bahçeden tahliyesi için özel bir drenaj oluğu da konmuştur ki; eser bu yönüyle de nadidedir.

Boğazın küçük koyu

Deniz cephesinde eksik olmayan poyrazı sıcak havalarda insana pek keyif verse de havaların soğumasıyla birlikte bu rüzgar, kuşlar için olduğu gibi insanlar için de zaman zaman dayanılmaz hale gelebilir. Leb-i derya bu yalı camisi 1580 den beri İstanbul’u nadide bir mücevher gibi süslüyor. Bilhassa medresesi ile birlikte asimetrik, fakat fevkalade mütenasip oranları ile denizden görünüşünü izlemeye doyulmaz. Günün her saatinde önündeki küçük rıhtımda nasibini arayan amatör balıkçılar eksik olmaz. Arkasında,  yaklaşık 100’er yaş farkıyla kendisinden yaşlı ve genç olan iki dostu;  Rumi Mehmet Paşa Camii ve Ayazma camisinin dik başlı kubbesiyle çok güzel bir üçlü oluştururlar. Civar yapıların şimdi olduğu gibi yükselmediği eski zaman fotoğraflarındaki halleri ise daha şahanedir. Ünlü mimar Mies Von Der Rohe’a atfedilen ‘’az çoktur’’ sözünün somut bir göstergesi gibidir Şemsi Paşa Camii. Üsküdar tarafından bakınca hafif bir koy oluşturan denizin üstüne doğru süzülüşü ile sanki bir masaldan çıkıp gelmiş gibidir.

Cumhuriyet dönemine harap bir şekilde ulaşmış olan külliye 1940’lar da yapılan bir restorasyonla şehre kazadırılmış. Yakın geçmişte tekrar onarıldı, Batı yönünden medrese duvarına bitişen çay bahçelerinin istilasından kurtarıldı. Üsküdar sahilinin doldurulma projesi kapsamında az kalsın büyük bir hata yapılacak, Şemsi Paşa Camii’nin denizle kurduğu yaklaşık 500 yıllık sırdaşlık ortadan kaldırılacaktı. Neyse ki her kesimden gelen tepkiler dikkate alındı ve belediye bu vahim hatasından döndü. Yüzyıllar boyunca değişmeden aynı kalan yönleriyle tarihi eserler bir şehrin hafızası ve kimlik belgesi gibidir. Bir yalı camisi olarak inşa edilmiş ve yaklaşık 500 yıldır öyle kalmış olan Koca Sinan’ın küçük incisi Kuşkonmaz Camii dilerim kıyamete kadar yine yalı camisi olarak Üsküdar’ı süslesin ve cemaati, feyzi bereketi ziyade olsun.

Not: Bu yazı Dilhane dergisi Ağustos 2019 sayısında yayınlanmıştır.

YORUM EKLE