Klasik dönemde Osmanlı sultanlarının mekân özeti

Söğüt’te mütevazı bir ikâmetgâhta oturan ve Bilecik’te saray olarak nitelendirilemeyecek bir evde beyliğin idaresinde bulunan Osman Gâzi, Yenişehir’in fethinden sonra giriştiği imar faaliyetleriyle birlikte Yenişehir’de ilk Osmanlı sarayını inşa ettirdi. Ancak bu yapılardan günümüze sadece bir hamam kalıntısı ulaşabilmiştir.

“Sultan” unvanını ilk kullanan Osmanlı padişahı Orhan Gâzi’den itibaren Bursa ve İznik Osmanlıların devlet merkezi oldu. Orhan Gâzi, bir süre Bizans tekfurundan kalma konak yapıların saray amaçlı kullanıldığı Bursa’da Bey Sarayı’nı yaptırdı. Bey Sarayı, ‘Han’ unvanını ilk kullanan Osmanlı sultanı I. Murad devrinde Türk-İslam ananeleri dikkate alınarak yeni yapılarla zenginleştirildi. I. Murad’ın şehzâdelerinin sünnet düğünü ve Şehzâde Bayezid’in Devlet Hatun’la evlenme merasimi halka açık şenliklerin de yapıldığı bu sarayda gerçekleşti. I. Mehmed ve II. Murad Osmanlı tahtına bu sarayda oturdu. Edirne’yi fethettikten sonra hemen merkez haline dönüştürmeyen I. Murad, 1365’te Kavak Meydanı denilen bölgede daha sonra Eski Saray adıyla anılacak yapıyı inşa ettirdi. Bununla birlikte Osmanlı sultanlarını ağırlamayı sürdüren Bursa’daki Bey Sarayı önemini tamamen yitirmedi; ancak Çelebi Mehmed ve II. Murad devrinde Edirne kesin bir şekilde devlet merkezine dönüştü.

II. Murad, Edirne’de, ikinci bir saray teşekkül ettirme amacıyla Tunca Nehri’nin batı kıyısında kendine mahsus ilk köşkü yükselttikten bir süre sonra hayata gözlerini yumdu. Topkapı Sarayı için prototip oluşturan, Hünkâr Bahçesi Sarayı ve ilk yapılan saraya nispetle Yeni Saray gibi adlarla anılan Edirne Sarayı’nın yapımı Fâtih Sultan Mehmed tarafından tamamlandı. Fâtih, İstanbul’un Fethi’nden sonra da Edirne’de bulundu. Ragusa, Mora, Sırp ve Rum despotluklarının temsilcilerini burada kabul etti. Şehzâde Bayezid’in ve Şehzâde Mustafa’nın bir ay süren sünnet düğünleri Edirne Sarayı’nın bahçe ve koruluklarında gerçekleşti. Edirne bir süre sonra merkez olma vasfını yitirmeye başlasa da tamamen ihmal edilmeyerek zaman zaman Osmânlı sultanlarına ve merasimlere ev sahipliği yaptı. IV. Mehmed, II. Süleyman ve II. Ahmed saltanat yıllarının önemli bir bölümünü burada geçirdi. II. Ahmed, II. Mustafa ve III. Ahmed burada tahta oturdular.

İstanbul’daki ilk sarak Saray-ı Atîk

İstanbul’un Fethi’ni müteakip bugün İstanbul Üniversitesi’nin bulunduğu yerde kurulan ve Eski Saray (Saray-ı Atîk) olarak anılan yapıyla Osmanlı sultanı ve devleti için yeni bir merkez teşekkül etti. Geniş bir sahaya kurulan Eski Saray, sultanların oturmasına pek uygun görülmeyince Yeni Saray’ın (Saray-ı Cedîd), daha çok bilinen adıyla Topkapı Sarayı’nın yapımına girişildi. Terk edilen Eski Saray, tahtla ilgisi kesilen sultanların validelerine, kadınlarına ve kızlarına tahsis edildi. Sultanlar bayramın üçüncü gününde Eski Saray halkıyla bayramlaşmayı âdet edindiler.

Topkapı Sarayı’nın yapım yılları hakkında kesin kabul görmüş bir tarihi kayıt yoktur. Bu konuda 1459-1468, 1472-1478, 1465-1478 gibi tarihler ileri sürülür. Bâb-ı Hümâyun’un üzerinde yer alan 1478 tarihi sebebiyle inşaata bu tarihten önce başlanıldığı kabul edilir. Osmanlı hanedanının ve imparatorluk tarihinin en büyük simgesel ve fiziksel mekanı Topkapı Sarayı’nda özelliklerini genişletip önemini arttırarak devam eden Osmanlı saray hayatı XIX. yüzyılın ortalarından itibaren Dolmabahçe’ye ve Yıldız’a taşındı. Bazı Osmanlı sultanları Çırağan ve Beylerbeyi saraylarını da kullandılar. Sultanların özel hayatının geçtiği ve devlet idaresinin gerçekleştiği bu yapıların şahitliğinde beş yüz yılı aşan yaşantı 1922’de sonlandı.

Dört yüz yıla yakın bir süre Osmanlı sultanlarının özel yaşam alanı ve imparatorluğun merkezi yapısı olma vasfını muhafaza eden Topkapı Sarayı, bu adı I. Mahmud’un Bizans surlarının yakınına yaptırdığı ahşap sahil sarayından almıştır. Önündeki selam topları sebebiyle Topkapusu Sahil Sarayı denilen bu ahşap saray 1862’de çıkan yangında yok olmuş fakat adı bütün saray için kullanılır olmuştur. Saray-ı Cedîd, Saray-ı Âmire, Südde-i Saâdet, Der-i Devlet gibi adlarla da anılan Topkapı Sarayı’na Fâtih’ten sonra gelen hemen her sultan oda, köşk, kütüphane gibi ekler yaptırmıştır. Ancak bugünkü planın ana hatları, en önemli eklemelerin yapıldığı XVI. yüzyılda oluşmuştur. Yedi yüz bin metrekarelik alanı kapsayan Topkapı Sarayı, konumu, özgün ve zarif binaları, değerli çini süslemeleri ve doğal estetiğiyle birlikte hem ihtişamlı hem de olabildiğince mütevazı bir yapıdır. Bu tevazu sarayda süren yaşam için de söz konusudur. İsraftan ve gösterişten uzak, disiplinli ve programlı bir yaşam karakterinin saray hayatına hakim olduğu bilinir.

Topkapı Sarayı üç ana bölümden oluşur

Topkapı Sarayı, Bîrûn, Enderûn ve Harem olmak üzere üç ana kısımdan oluşur. Sarayın bütün yapıları ve işleyişi bu üç kısma göre düzenlenmiştir. En dışta ihtişamlı görüntüsüyle sarayın ana giriş kapısı Bâb-ı Hümâyûn bulunur. Bu kapı ile Bâbü’s-selâm adı verilen ve Orta Kapı olarak da bilinen ikinci kapı arasında ziyaret ve şikâyet amacıyla gelenlerin veya işi olan herkesin girebildiği birinci avlu yani Alay Meydanı* mevcuttur. Bâbü’s-selâm’dan sonra dîvân toplanması sebebiyle Dîvân Meydanı ve Adalet Kasrı’nın yer alması sebebiyle Adalet Meydanı adlarıyla anılan ikinci avluya geçilir.

Yeniçerilere ulûfelerin dağıtıldığı, yabancı elçileri kabul merasimlerinin başladığı ikinci avlu, cülûs törenlerinde ve bayramlarda önüne taht kurulan Bâbü’s-sa’âde kapısında biter. Ana kapıdan itibaren üçüncü kapı olan Bâbü’s-sa’âde’ye kadarki kısım Bîrûn’a dahildir. Bîrûn’un sonu olan ve üçüncü avluya açılan Bâbü’s-sa’âde kapısı aynı zamanda Enderûn’un girişi ve sultanın özel hayatının başladığı yerdir. Harem de bu bölümde yer alır. Vezir-i âzam dahil hiçbir kamu görevlisi buradan içeri giremez.

Üçüncü avludan ise Revan Köşkü, Bağdat Köşkü, Mecidiye Köşkü, Sofa Mescidi, sünnet odası, esvab odası gibi yapıların bulunduğu dördüncü avluya geçilir. Günümüze kadar ulaşamayanlarıyla birlikte sarayın köşkleri ve has bahçe, Osmanlı şiir ve mûsikî meclislerinin en üst düzey örneklerine şahit olmuştur. Her sultan işret meclisleri kurmasa da bazıları şâirler, musahipler, mûsikî erbapları ile muhabbet-eğlence ortamlarına sarayda imkân tanımış, yüksek sanat örneklerinin sergilendiği bu tür faaliyetlere kendileri de doğrudan katılmışlardır. Sanatında döneminin en güçlü isimleri sayılan şahsiyetlerin yer bulduğu işret meclisleri aynı zamanda sultanın huzurunda bir yarışma özelliğini de barındırmıştır.

 

*İlber Ortaylı, Osmanlı Sarayında Hayat, İzmir 2008, s.36; Gülru Necipoğlu, 15. ve 16. Yüzyılda Topkapı Sarayı, İstanbul 2014, s.68-78; Necdet Sakaoğlu, Saray-ı Hümayun Topkapı Sarayı, 2002, s.55; Ahmet Şimşirgil, Topkapı Sarayı, İstanbul 2016, s.27-31; Topkapı Sarayı Resmi Web Sayfası. “Alay Meydanı” tabirini ikinci avlu için kullanan isimlerden bazıları: İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin Saray Teşklilatı, Ankara 1988, s.28, Yılmaz Öztuna, Büyük Osmanlı Tarihi, İstanbul 1994, c.6, s.225; Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1993, c.I, s.46; Mehmet Ali Ünal, Osmanlı Müesseseleri Tarihi, Isparta 1997, s.20; Midhat Sertoğlu, Topkapı Sarayında Gündelik Hayat, İstanbul 1974, s.5