Kitapla kesişen hayatların hikâyesini anlatıyor Tedâvüldeki Kitaplar

Kitapların çoğu alınır, okunur ve ehil bir okuyucunun elinde değilse bir kenara atılır. Kuşaktan kuşağa devreden, bavullarda, sandıklarda saklanan kitaplar çok azdır. Bu kitaplar hiçbir zaman değerini kaybetmeyen, deyim yerindeyse altın değerinde kitaplardır. Gerçi Atinalı Timon altının da değersizliğinden bahseder konuşmasında. Altını da değerli kılan kitaplardır aslında. Bir de elden ele dolaşan kitaplar vardır. İşte bunlardan biridir Necdet Subaşı’nın Tedâvüldeki Kitaplar’ı.[1] Kitap 2015 yılında Tezkire Yayınları arasında okurla buluştu.

Necdet Subaşı’nın samimi, sıcak, sohbet havasında kaleme aldığı, hatıralarla örülü bir kitap Tedâvüldeki Kitaplar. Yetiştiği iklimin de etkisiyle çocuk yaşta okuduğu kitaplara kendi penceresinden bakıyor. Okuduğu her kitapta kahramanlarının bizim gibi olmasını ister. Çocukluk günlerinden bahsederken “İlk okuduğumda ‘Robinson bir de namaz kılsa’ demiş miyimdir? Kesin demişimdir.”[2] cümlesiyle baktığı pencereyi belli eder. Robinson’un esaslı bir proje kahramanı olduğunu “bir hayli gecikmiş olarak” fark edecektir yıllar sonra.

Yazarın gençlik yıllarında tedavülde olan kitaplar Şule Yüksel Şenler’in Huzur Sokağı, Nezihe Araz’ın Anadolu Evliyaları, Ahmet Günbay Yıldız’ın Yanık Buğdaylar’ı, Hekimoğlu İsmail’in Minyeli Abdullah’ı gibi kitaplardır.

Çocukluk ve gençlik yıllarında okuduğu kitaplardan, gittiği sohbetlerden, yaptığı tartışmalardan pişman değildir yazar. Bir endişesi varsa o da şudur: “Şimdiki gençlerin dünyasında artık Türk filmlerinden mülhem Malkoçoğlu’nun bile bir yeri yok. Battal Gazi bir okla 15 kâfiri nasıl haklar? Bu durum sadece bir dalga geçme vesilesidir. Artık onların düşsel dünyaları Harry Potter’e emanettir.”[3]

Bizim kuşağın gençleri hangi kitapevlerine gider, hangi dergileri okurlardı dersiniz? “Konya kent meydanındaki Üniversite, Otağ, Kırmızı ve Yeni kitapevleri”[4] uğrak yeri, “Yeniden Milli Mücadele, İslam’ın İlk Emri Oku, Hakses, Sebil ve İslâm”[5] okunan dergilerdir. “Edebiyat, Büyük Doğu, Hareket, Diriliş, Mavera, Aylık Dergi, Yedi İklim, Kayıtlar,”[6] dergileriyle tanışıklık da o yıllardan başlar. Ne hikâyeler vardır o günlere ait.

Sahabe hayatını anımsatan o güzel günlerin geçtiğini, samimi, mütedeyyin dindarların sayısının her geçen gün azaldığını ve bugünlere uzanan kaos ve kargaşayla dolu günlerin başladığını ironik bir dille şöyle anlatır yazar: “Sonra çok şey oldu… İlk zamanlarda abdestsiz dokunduğumuzda gerçekten ayıp bir şey yaptığımızı düşünürken şimdi abdest almaya bile vaktimiz yoktu, çünkü toplumun Kuran’a ihtiyacı vardı. Osman gazi yatağa girmemişse yanlış yapmıştı, birileri onu kültleştirip hayattan koparmıştı. Şimdi yapılması gereken Kuran’a dönmek, onu satır satır okuyup millete ayar çekmekti.”[7]

Önemli olan millete ayar verirken, kendimizi unutmamaktır. Kitap insanın acısını çoğalttığı kadar, mutluluğunu da perçinlemeli değil midir?  “Kitap gibi adam” olmak varken, “kitapsız” olarak anılmak ne acı. Yüceler yücesinin kutlu kitabı her devirde başımızın tacı.

 

[1] Necdet Subaşı, Tedavüldeki Kitaplar, Tezkire Yayınları, İstanbul,  2015 (160 sayfa)

[2] a.g.e. s. 15

[3] a.g.e. s. 45

[4] a.g.e. s. 55

[5] a.g.e. s. 64

[6] a.g.e. s. 66

[7] a.g.e. s.154