“Yunus Emre’nin Şehirleri” üzerine

"Yazar, Yunus’un tüm makamlarına gidip kendi tabiriyle 'oraların ruhaniyetini teneffüs etmeyi' deneyerek yazıyor kitabı. Eserin Yunus Emre’nin mezarı/makamı hakkında yazılanlardan ayrılan tarafları da burada başlıyor." Mehmet Pektaş yazdı.

“Yunus Emre’nin Şehirleri” üzerine

Son yıllarda Yunus Emre üzerine pek çok kitabı yayımlanan şair-yazar Mustafa Özçelik’in yeni bir Yunus kitabı daha yayımlandı.  Muhit Yayınları arasında çıkan kitap Yunus Emre’nin Şehirleri adını taşıyor. Kitabın uzun bir hazırlık sürecinin ürünü olduğunu biliyoruz. Yazar, Yunus’un tüm makamlarına gidip kendi tabiriyle “oraların ruhaniyetini teneffüs etmeyi” deneyerek yazıyor kitabı. Eserin Yunus Emre’nin mezarı/makamı hakkında yazılanlardan ayrılan tarafları da burada başlıyor. Yazar, Yunus’u tek bir şehre veya beldeye mâl etme gayreti içerisine girmiyor. Arşiv belgeleriyle sınırlı kalmaksızın, makamlar etrafındaki anlatılanların, yapılan ritüellerin ve yaşatılan hâlk inançlarının izini sürüyor. Özellikle bir dönem gündemi meşgul eden Yunus’un mezarı üzerindeki tartışmaların bir fayda sağlamayacağını, aslolanın Yunus’u ve onun tefekkür dünyasını anlamak olduğunu düşünüyor.

Yunus’u nerede arayacağız?

Kitabın sayfalarını çevirdiğinizde okuru “Yunus’u Şehirlerde Aramak” başlığı altında giriş mahiyetinde bir bölüm karşılıyor. Yazar, bu bölümde “Yunus Emre ve Anadolu, Kültürümüzde Makam Geleneği, Yunus Emre’nin Kabir ve Makamları, Yunus Emre’nin Kabriyle İlgili Tartışmaların Tarihi Seyri” alt başlıkları etrafında konuya bakış açısını ve çalışmanın ortaya çıkış serüvenini anlatıyor. Yunus Emre’nin Şehirleri ana başlığı altında ise Yunus’a ait makamlar, arşiv belgeleri de göz ardı edilmeden menkıbeler, söylentiler, inançlar, konu hakkında araştırmacıların görüşleri ve önemli hadiseler çerçevesinde tek tek ele alınıyor.

Şiirlerine baktığımızda Yunus Emre’nin duygu ve düşünce dünyası ile Anadolu ruhunun büyük bir uyum içerisinde olduğunu görürüz. Anadolu Yunus’u yetiştirirken Yunus da Anadolu’yu değiştirip dönüştürür. Yazar bu konuda şöyle der: “Anadolu, Yunus; Yunus, Anadolu’dur. Anadolu beden, Yunus da onun ruhudur. Yunus Anadolu’da, Anadolu da Yunus’ta birbirlerini bulmuşlar; beden ve ruh gibi kavuşup kaynaşmışlardır. Et, tırnaktan ayrılmadığı gibi beden de ruhtan ayrılmaz. Varlıklarını birlikte sürdürürler. Nitekim yedi yüz yıldır bu coğrafyada etkisini hiç yitirmeden bir Yunus rüzgârı esmişse ve esmeye devam ediyorsa bunun sebebini işte bu birliktelikte armalıyız.”

Yunus’un Anadolu için taşıdığı anlam

Yunus’un yaşadığı dönemde Anadolu, Haçlı ve Moğol akınlarıyla perişan bir hâldedir. Siyasi birlik bozulmuş, ölümler, hastalıklar kol gezmektedir. Halk yoksullukla, kıtlıkla mücadele içerisindedir. Yazar, tüm bunların yanında en büyük felaketin gönüllerde yaşandığını, bu süreçte inançların ve değerlerin yara aldığını söyler. Hâl böyle olunca yıkılan gönüllerin diriltilmesi, sevginin, barışın, kardeşliğin tesis edilmesi ihtiyaç hâline gelir. Bu noktada, üç isim öne çıkar: İbnü’l-Arabi, Mevlana ve Yunus Emre. Diğer isimlerden dil ve üslup yönüyle ayrılan Yunus Emre, halka dini, Türk dilinin imkânları ve anlam dünyası içerisinde anlatmayı başarır. Yunus bunu yaparken didaktik bir üslup benimsemekten kaçınarak şiirini propaganda aracı hâline dönüştürmez. Özçelik’e göre Yunus’u farklı kılan tüm bu özelliklerinin yanında şiirlerindeki yüksek lirizm, İslâmi kavramların halk tarafından samimiyetle benimsenmesinin önünü açar. Halk, Allah ve peygamber sevgisini en kapsamlı şekilde Yunus’tan öğrenir; insana, hayata, tabiata, ölüme ve ölüm sonrasına bakışını ona göre şekillendirir.

Yunus halkı, birliğe, beraberliğe, kardeşliğe daha doğrusu devrin yıkıcı ortamı içerisinde yitirilen değerlere çağırır. Bu çağrı, gönüller yapmayı gaye edinen, kavga yerine davayı öne çıkaran bir çağrıdır. Halk Yunus’ta yitirdiğini ve ihtiyacı olanı bulur; bir adım ötede diliyle, düşüncesiyle, hayata bakışıyla ve yaşantısıyla kendini bulur. Anadolu Yunus’u bir kardeş gibi, bir evlat gibi, bir dost gibi bağrına basar, “Bizim Yunus” diye benimser. Yazara göre Yunus’un pek çok yerde makamının bulunmasının sebebi Anadolu’nun her bölgesinde benimsenmesi ve ona karşı gönüllerde beslenen büyük sevgidir.

Gezgin bir derviş olan Yunus, benzeri görülmedik şekilde Anadolu insanının gönlüne girmeyi başarır ve ayak bastığı yerlerde derin izler bırakır. İz bıraktığı yerlerde onun hatırasını yaşatmak üzere makamlar tesis edilir. Yazar, yeri gönüller olan Yunus’u oralarda aramak gerektiğine inanır. Yunus’un mezarının/makamının olduğu yerleri ise Yunus’un ruh kattığı şehirler olarak görür. Onun ayak izlerinin, tesir alanının buralarda somut olarak görülebileceğini düşünür. Böyle bir kitaba neden ihtiyaç duyulduğunu ise şu sözlerle açıklar:

“Biz bütün bir Anadolu’ya mâl olmuş Yunus Emre’nin bu coğrafyaya kattığı mânânın peşindeyiz. Bunun anlaşılmasını amaçlıyoruz. Tabii bunu yaparken Yunus kültürü en çok da kabri/makamı olan şehirlerde görüldüğü için işte bu şehirlerde Yunus’un izini bulmak, buralarda nasıl bilindiğini, bunlara neler kattığını anlamak istiyoruz. Yunus’un şehirlerde izini sürerken onun o şehirlere aidiyeti konusunda ortaya sunulan ve adı kiminde “Yunus”, kiminde “Yunus Emre”, kiminde “Âşık Yunus”, kiminde “Yunus-ı Guyunde”, kiminde “Yunus Bey”, kiminde “Yunus Emir Bey” olarak geçen belgeler, resmî kayıtlar da elbette dönüp bakacağımız şeyler olacaktır. Çünkü doğru bilgi adına bunlara ihtiyacımız vardır. Fakat bu isim farklılığı, aklımıza bunlardan hangisi “Bizim Yunus?” sorusunu elbette getirecektir. Bu da bunlara ne kadar bakarsak bakalım onların bizi kesin bilgilerle karşılaştırmayacakları anlamına gelmektedir. Bu yüzden dikkatimizi asıl çevireceğimiz yön, Yunus Emre ruhunun dile, din anlayışına, kültüre, yaşama tarzına, maniye, türküye, şiire ne kattığıdır.”

Yunus’un makamları

Kitapta, Yunus Emre’nin mezarının/makamının bulunduğu yerleri şöyle sıralar:

1-Eskişehir (Mihâlıççık, Sarıköy)

2-Karaman

2-Kırşehir/Aksaray

4-Bursa

5-Ordu

6-Manisa (Kula, Emre Sultan köyü)

7-Erzurum

8-Isparta (Keçiborlu, Uluborlu, Güneykent, Gönen, Eğirdir)

9-Afyonkarahisar

10-Sivas (Hafik Emre Köyü)

11-Konya (Doğanhisar Koçaş köyü)

12-İzmir (Tire)

13-Bolu (Mengen Hayranlar köyü, Yunuslar mahâllesi)

Yazarın verdiği bilgilere göre Yunus’un şehirleri bunlarla da sınırlı değildir. Onun vefat yeri olarak Bandırma, Kayseri, Konya, Tokat/Niksar gibi yerleri zikredenler de vardır. Diğer taraftan zaman içerisinde bu mezarlara/makamlara yenilerinin de eklenmesi muhtemeldir. Yunus Emre’nin Anadolu coğrafyasına yayılan makamları da göstermektedir ki onun asıl mezarı, onu sevenlerin gönlündedir. Kitabın Yunus’u gönlünde taşıyan herkes için onu anlamaya doğru yeni kapılar açacağı muhakkak.

*Mustafa Özçelik, Yunus Emre’nin Şehirleri, Muhit Kitap, İstanbul, 2021.

Mehmet Pektaş

Yayın Tarihi: 24 Ocak 2022 Pazartesi 12:00 Güncelleme Tarihi: 24 Ocak 2022, 16:45
YORUM EKLE

banner19

banner36