Yunus Emre'nin o şiirini nasıl şerhetmişlerdi

Suat Ak’ın Çıktı Erik Dalına adlı çalışması, Yunus Emre’nin ‘Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü’ diye başlayan gazeline İsmail Hakkı Bursevi, Niyazi Mısrî ve Şeyhzade’nin yapmış oldukları şerhlerin incelemesinden oluşuyor.

Yunus Emre'nin o şiirini nasıl şerhetmişlerdi

Söz, eğer hakikati dile getirmek için söylenmişse o sözde derin anlamlar ve sözün arka planında anlatılmak istenen örtülü anlamlar daha önemli hale gelmektedir. Özellikle tasavvuf geleneğinde söze derin anlamlar yükleme, sözle verilmek istenen mesajı yorumla, maznunlarla, teşbihlerle zenginleştirerek güzel söz, doğru mesaj mantığıyla sözü muhatabına en güzel şekilde iletme tavrı vardır.

Şathiye adıyla anılan ve mutasavvıf şairlerin alaylı bir ifadeyle söyledikleri şiirlerde aslolan şiirin yorumlanmasıdır. Yorumlamadan şiirin okunup anlaşılmaya çalışılması şiirdeki derin anlamın da ortaya çıkmasını engellemektedir. Hatta daha ileri giderek karalamalar, akla ziyan yorumlar da ortaya çıkmaktadır. İşte bu noktada şiirleri şerh etmek çok önem kazanmaktadır.

Şerh etmek hakikati ortaya çıkarmaktır

Suat Ak’ın Büyüyenay Yayınları için hazırladığı Çıktım Erik Dalına adlı çalışması, Yunus Emre’nin "Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü" diye başlayan gazeline İsmail Hakkı Bursevi, Niyazi Mısrî ve Şeyhzade’nin yapmış oldukları şerhlerin incelemesinden oluşuyor. Yazar aslında bu çok önemli şerhleri bir arada sunarak çok önemli bir çalışmaya imza atarken, diğer yandan da şerhler hakkında verdiği bilgiler ve yaptığı açıklamalarla şerhlerin daha iyi anlaşılmasına yardımcı oluyor.

Şathiye tarzındaki şiirler tasavvuf geleneğinde ve genel anlamda İslam geleneğinde en çok tartışılan şiirlerden olmuştur. Özellikle şerh etmeden bu şiirleri anlamaya çalışmak, Hak, Yaradan, ahiret âlemi gibi konularda kişinin zihnini karıştırmaya yetmektedir. Yunus Emre’nin “çıktım erik dalına” şeklinde başlayan gazeli de şathiye türünün en önemli örneklerinden biridir.

Divan edebiyatında ve tasavvuf edebiyatında şerh etmek en az şiirin kendisi kadar önemlidir. Şairin sözü açıkça söylemek yerine sanatlardan faydalanarak şiirini güçlü kılma çabasının, ortaya ilk bakışta anlaşılmaz ya da farklı anlamlara gelebilecek şekilde bir şiir gibi görünen eserlerin ortaya çıkmasına sebep olmasından dolayı şairler, edebiyat adamları şiirleri şerh ederek anlamdaki karanlık noktaları aydınlatmışlardır.

Suat Ak bu şiiri “şaşırtıcı ve tuhaf kaside” diye tanımlıyor

Yunus Emre’nin bu gazeli de birçok isim tarafından şerh edilmiştir. İsmail Hakkı Bursevi, Niyazi Mısri, Şeyh Ali Nevrekani, İbrahim Has, Turgut Çalpan ve Şeyhzade bu gazeli şerh etmiş, Suat Ak da İsmail Hakkı Bursevi, Niyazi Mısrî ve Şeyhzade’nin şerhini bir araya getirerek bu kitabı oluşturmuş ve okuyucuya derli toplu bir çalışma sunmuştur.

Suat Ak bu şiiri “şaşırtıcı ve tuhaf kaside” diye tanımlıyor. Durum böyle olunca aslında şiirin türü üzerinde bile tam anlamıyla mutabık kalınmış değil. Bu şiir her kelimesiyle dikkate değer bir şiirdir. Bu şiire gazel diyerek de kaside diyerek de yorum yapanlar olmuştur. Görünen o ki Yunus Emre’nin bu şiiri her şeyiyle gerçekten şaşırtıcı ve tuhaftır. Anlam derinliği düşünülünde Yunus Emre’nin en yoğun şiirlerinden biridir bu.  Hakkın hikmetlerini anlatan, yaradılış gayesine işaret eden, hikmeti içinde gizli olan bu şiirle Yunus Emre, dünyada bulunma amacını da anlatmak istemiştir.

İlk bakışta saçma sözler gibi görünen bu şiirler, içindeki hikmeti çıkaracak söz ve gönül sahiplerini beklemektedir. Gönül ehli insanların sözleri de kendileri gibi hikmetlerle doludur. Yunus Emre’nin yazdığı her satır kulluk bilinciyle söylenmiş sözlerdir. Yunus ne söylediyse Hak için Hakkı söylemiştir.

Suat Ak, bu eşsiz şerhleri bir araya getirerek Yunus’un daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamıştır. Ariflerin sözlerinin hafife alınmaması için bu kitap çok isabetli bir çalışma olmuş. Kapıyı aralayıp zenginliklerle kucaklaşmak da okuyucuya kalıyor.

Mustafa Uçurum yazdı

Güncelleme Tarihi: 24 Aralık 2018, 12:52
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13