Yunus'a, Mısrî, Bursevî, Şeyhzade gibi bakmak gerek

Suat Ak’ın yayına hazırladığı ve Büyüyenay Yayınları’ndan çıkan Çıktım Erik Dalına şerhleri Yunus’u yeniden hatırlamanın imkanını sağlıyor. Meral Afacan Bayrak yazdı.

Yunus'a, Mısrî, Bursevî, Şeyhzade gibi bakmak gerek

Yedi yüz yıldır süren bir nasihattır Yunus şiirleri. Bir gazeli (Çıktım Erik Dalına), üç farklı zattan okumanın memnuniyetiyle, Yunus’u yeniden anlama ve yorumlama hali içinde buluyor kendini okur bu kitapta. Suat Ak’ın gayretleriyle hazırlanan ve Büyüyenay Yayınları’ndan çıkan bu eser şerh okumayı kolaylaştırıcı bir özelliğe sahip.

Çıkdum erik dalına anda yidüm üzümi
Bostan ıssı geldi eydür uğurladun kozumı

Eriği erik dalından, üzümü bağdan, cevizi ağacından beklemek gerekliliğini anlatır Yunus bu beyitinde. Bunun tersini dileyenlerin, boş bir çabaya gönül bağladıklarını anlatır. Hakikate, hikmete dair şeyler, kamil mürşidin elindedir der. Zahirî ilimleri basamak olarak kullanıp batinî ilimlere ulaşmanın, müşkül duruma düşmekle eş anlamlı olduğunu hatırlatır bize.

Yunus’a doğru bakmak, Hak ile olur

Yunus Emre’nin yalnızca ariflerin anlayabileceği sembollerle örülü dünyasına açıklık getirmiş oluyor Ak. Üç farklı zatın üç farklı yorumları bir kitapta. Kaçırılmaması gereken bir eser.

Yunus, “gözgü” diyor, Şeyhzâde Şerhi ise, “kalp aynası” dairevî ve içi oyuk bir küreye benzeyen gönle işaret ediyor. İsmail Hakkı Bursevî Şerhi ise kartalların niye dilsiz olduğunu anlatır bize.  Yunus niye “gözsüz” der, ne kastetmiştir derseniz, bu şerhe kulak kesilin lütfen. Bir insanın “sağır” ya da “dilsiz” olması ne demektir tasavvufta? Bizim düşündüğümüz anlamdan azade, sözcüklerin geniş dünyasına çağırır adeta bizi. Daha derinlere doğru çeken, insanı düşünmeye sevk eden bir yanı vardır bu tekerlemeyi andıran dizelerde. Nasihat fısıltıyla veriliyor. Bağıran, çağıran bir üslup yoktur bu şiirde.

Bir mısra, bin hakikat gizler içinde

Yalnızca talibi ilminden haberdar oluyor. Şeyhzâde Şerhi’nde, insan vücudunu on dört aza ile tanımlıyor. Yedisi iç yedisi dış aleme bakan birer alıcı gibi bu azalar. Sonra abdeste ve namaza dair tanımlamaları görüyoruz bu şerhte.

Mısralar Niyazi Mısrî Şerhi’nde ise, Yunus Emre’nin doğrudan söz söyleyip incitmektense, kendi kendine konuşuyor gibi görünüp, başkasına seslenerek nasihat etme yolunu seçtiğini söyler. Bir nevi halk içinde bilindiği üzere, “Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla!” taktiği ile mecaz ve sembol kültürümüze neler kattığını görebiliriz Yunus’un. Örneğin Niyazi Mısrî şerhinde, tarikat hırsızlarını tanımlıyor. Tarikat bir bahçe ise, oraya izinsiz girmek hırsızlıktır diyerek noktayı koyuyor. “Leylek”, mesela, bildiğimiz leylek olamaz. Allah ehlinin büyükleridir buradaki leylekten murat.

Yunus bir söz söyledi hiçbir söze benzemez
Erenler meclisinde bürür ma’nî yüzüni

 

Meral Afacan Bayrak yazdı

Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2019, 17:42
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13